olarak
yaptık. Ardından İran'daki 5 santral, Suriye'deki santral ve Arap
Emirlikleri'nde gaz ticareti konularına girdik.
Eski Doğu Bloku ülkelerinde de, daha kominizm
döneminde bürolarımız vardı. Bizim çalışma sistemimiz merkezi denetleme
ve bölgesel proje geliştirme şeklinde oldu her zaman. Mısır'da,
Roman-ya'da, İspanya'da, Türkiye'de, İran'da, Lüksemburg'da, Brüksel'de
bürolarımız oldu. Bu bürolar iş ge-tirdikleri sürece açık kaldılar ama
piyasada ciddi değişiklik olduğu za-man bazı büroları kapattık.
ü Yurtdışındaki Türklerin daha sağlıklı bir şekilde etkili
olabilmele-ri, eğitim düzeylerinin yükselmesi gibi alanlarda katkılarda
bulunan bir işadamısınız. Avrupa Parlamen-tosu'nda, Batı Avrupa
ülkelerinin ulusal parlamentolarında Türk asıllı temsilcilerin sayısı
artıyor, bazı olumlu gelişmeler gözlemleniyor. Yurtışındaki Türkler
hakkında sizin düşünceleriniz neler?
ü Özellikle ikinci ve üçüncü ku-şakların çok başarılı olduklarına
inanıyorum ve çok ümitliyim. Bizim gibi işadamlarının da gerçek
yatı-rımlarını şahıslar üzerine, kişiler üzerine yapmaları gerektiğine
ina-nıyorum ve bunda son derece sa-mimiyim. Bu nedenle kendi
proje-lerim içinde bir üniversite projesi var. Avrupa Üniversitesi
Projesi var. Bunu Belçika hükümeti de Türkiye'de beyan etti. Şu anda
bu-nun arazi çalışmalarını yürütüyoruz, vakıf kurduk. 3.000 öğrenci
kapasiteli, % 20 civarındaki öğrenciye burs verecek ve kendi
gelirleriyle ayakta kalabilecek bir üniversite. AB'den büyük çapta
öğretim üyesi desteği alabileceğimizi tespit ettik. Yani benim gençlere
olan güvenim, onlara verebileceğimiz desteğin her santimini hak
ettiklerini gösteriyor. Bunu rahatça teyid edebilirim. Bu firmada bütün
arkadaşlara verdiğim talimat da böyledir. ü İstanbul'daki otel ve
Galatasa-ray Adası projeleri hangi aşamada bulunuyor? ü Her iki proje
de mevcut onay mekanizmalarının çarkları arasına sıkıştı ve
tahminlerimin ötesinde gecikti. Bu sene sonunda, en geç Ma yıs 2005’de
sanırım İstanbul'daki otelimizi açmış olacağız. Gala-tasaray Adası'nda
mevzuattan kaynaklanan sıkıntılar var. Olması ge-rekenlerin olmaması
durumunu ortaya çıkartan yasal sıkıntılar var. 70-80 sene önceki
kuralların bu-güne uymamasından kaynaklanan, pratikteki zorlukların
hukuksal açıdan giderilmesi gerekiyor. Tahmi-nimce üç ay içinde
Galatasaray Adası'nın müsadelerini de almış oluruz.
Belçika’nın eski Dışişleri Baka-nı Louis
Michel, 1 Kasım’dan iti-baren yeni AB Komisyonu üyesi olarak göreve
başlıyor. Bu geliş-me, Türkiye açısından sevindirici oldu. Michel,
“Anadolu” dergisine verdiği demeçlerden birinde, özet-le şunları
söylüyordu: “Benim Türkiye'nin AB üyeli-ğinin
ateşli bir savunucusu oldu-ğum gerçektir. Türkiye'nin AB bünyesinde
yeri olduğuna içtenlikle inanıyorum ve Belçika, Kopenhag zirvesinde,
koşulları yerine getir-mesi halinde Türkiye'nin tam üyelik
müzakerelerinin en kısa zamanda başlatılması için büyük mücade-le
verdi. Son dönemde ortaya atılan ve bir
müslüman ülkenin AB üyesi olamayacağı görüşünü ileri süren yaklaşıma
karşı şiddetle mücadele verdim. Her şeyden önce, Türkiye laik ve
tarafsız bir devlettir. Ayrıca, herkesin, medeniyetler arası diyalog
gereği üzerinde mutabık oldu-ğu bir zamanda bu tür görüşleri savunmak
anlamsızdır. İslam saygı-değer bir dindir. Sadece, bir dinin aşırı
unsurlarının, devletin tarafsız-lığını tehlikeye düşürmeleri kabul
edilemez bir şeydir ve bu, bütün dinler için
geçerlidir. Türkiye, medeniyetler ve kül-türler
arasında anlayışı kolaylaştı-racak ülke olabilir. Batı ile İslam
dünyası arasında arabuluculuk rolü üstlenebilir.
Avrupa, (Türkiye ile ilişkilerin-de) din ile
devlet arasındaki ayırı-mın vazgeçilmez bir ilke olmasına dikkat
etmelidir. Türkiye’de, Silahlı Kuvvetler elindeki yetkiyi bıraksa bile,
devletin laik yapısını koruması şarttır.” Öte
yandan, Belçika Başba-kanı Guy Verhofstadt da, bu ay Parlamento’da
yaptığı konuşmada, Türkiye’nin AB’ye katılım müzake-relerinin 2005
yılında başlatılma-sından yana tavır koyacaklarını açıkladı. Nilu Moda
Evi