Bizim yöreler : Denizli [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



Bizim yöreler : Denizli [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Atatürk İnkilapları Bir kültürel reform Prof. Dr. Mümtazer Türköne      Mustafa Kemal Atatürk'ün Tür-kiye'nin siyasî kaderinde rol alması, Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmesiyle başlayan dönemde Türk vatanının Mondros Mütarekesi'nin ardından işgal edil-mesine karşı verilen Millî Mücade-le'deki liderliğiyle başlar.      Atatürk'ün Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinden ölümüne kadar geçen 19 yıl, sadece Türkiye için değil, bütün dünya için, büyük alt-üst oluşların yaşandığı bir dö-nemdi. Bu dönemde, Birinci Dün-ya Savaşı'nda yenilen devletlerin tamamında siyasi rejimler değişti. Savaş, galip gelen ülkelerde de bü-yük bir hasar yarattı. Savaş sonrası dünyasında siyasi, ekonomik ve hu-kukî bir uluslararası sistem kurulamadığı için 1929'da büyük ekono-mik bunalım yaşandı ve ardından dünyayı İkinci Dünya Savaşı'na götürecek gelişmeler yaşandı. Daha önce görülmemiş faşizm ve ko-münizm gibi totaliter rejimler bu dönemde ortaya çıktı, dünya bir ideolojiler savaşına şahit oldu.       Atatürk, devrimlerini işte bu uluslararası koşullarda gerçekleştirdi. Atatürk'ün değerlendirmesinin özeti şöyle: Batı medeniyeti her şeyiyle doğu medeniyetinden üs-tündür. Bu üstünlüğün temelinde akılcılık yatmaktadır. Batıda aydınlanma ve Fransız İhtilâliyle akılcılı-ğın önündeki dinî taassup ve eski rejim tasfiye edilmiştir. Osmanlı'da ise başlangıçtaki akılcılık, dinî taassup yüzünden ortadan kalkmıştır. Mesele İslam dininden değil onun yorumlanış tarzından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden özünde akılcı-lıkla bağdaşan İslam dininin laik bir siyasî çerçeve içinde vatandaşların vicdanlarında yer alması, dünya ve devlet işlerine karışmaması gerekmektedir. Türkiye'nin modernleş-mesi bu konudaki tavizsiz uygulamaya bağlı olacaktır. OSMANLI REFORMLARINDAN CUMHURİYET İNKİLABINA     Osmanlı ıslahat hareketlerinin başarısızlığının nedenleri hakkında, Cumhuriyet rejiminin kurucularından İsmet İnönü'nün yaptığı değerlendirme dikkat çekici :      "İnkılâbımız, dahilî ve ulusal mahiyeti itibarıyla, Osmanlı'nın za-man zaman gösterdiği ıslahat giri-şimlerinin bir devamı veya tekrarı değildir. Geçirdiğimiz son yarım asırlık olaylar, Osmanlı devrindeki vatanperverlerin ve mücahitlerin, Osmanlı camiasındaki ıslahat ve kurtuluş girişimlerinin yanlış temel-de ve Türk milletinden başka bir bünye üzerinde çabaladıklarının ifa-desidir. Osmanlı düzeni, dört duva-rı kalın bir hücre içinde kalmıştı. Osmanlı ıslahatçıları hep bu hücre içinde çalıştılar. Bütün reform giri-şimleri, başarılı olanlar dahil, hep o hücrenin duvarları arasındaki sahada kaldı."
     Tanzimat'tan beri yapılan mo-dernleşme hareketleri, bu konuda kesin bir karar verip uygulanamadı-ğı için başarısız oldu. Tanzimat'la beraber toplumun içine bir ikilik girdi. Bu ikilik, hukuk alanında mo-dern hukuk kuralları ve kurumları ile geleneksel İslâm hukuku ve ku-rumları arasındayken, eğitimde mo-dern okullarla geleneksel medrese-ler arasında görüldü. Atatürk bu ikiliği ortadan kaldırarak eski ku-rumların varlığına son verecekti. Böylece toplum ikilikten kurtularak laik ve ulusal temeller çerçevesinde tek kimlikli bir ulus-devlet şekline dönüşecekti. Atatürk'ün bu karara varmasının ardında kültür ve mede-niyeti birbirinden ayırmayan ve bir hayat tarzı olarak tanımlayan anla-yışı yatıyordu. Bu anlamda, Ata-türk'ün kültür anlayışı kavranma-dıkça Atatürk devrimlerinin anlaşılmasının mümkün olmadığı söylene-bilir.       Atatürk'e göre, Osmanlı'nın ikinci hatası, Türk kimliğinin ihmal edilmiş olmasıydı. Bu kimliğin unu-tulmasıyla dini taassubun ortaya çı-kışı eşzamanlıydı. O yüzden laiklik, aynı zamanda, Türk kimliğinin or-taya çıkışına da hizmet etmekteydi.      Atatürk milletler çağında Os-manlılık, Panislamizm, Pantürkizm gibi Türkiye'nin gücüyle ve sosyal gerçekleriyle bağdaşmayan anlayış-ları şiddetle eleştirmekte ve Türk-lerden oluşan Anadolu coğrafyasını esas alan bir millet ve vatan anlayı-şını savunmaktaydı. Bu şekildeki bir millet ve vatan anlayışıyla ülke dış maceralardan korunarak ekonomik kalkınmasını ve medenileşmesini tamamlayacaktı. Atatürk'ün "Yurtta barış, cihanda barış" deyişi, bu amacı gerçekleştirmek için "barış"ın iç ve dış politika olarak ısrarla sa-vunulmasını izah ediyor. Kültür devrimiyle Türk insanının modern, akılcı değer ve kurumlar içinde bir vatandaşa dönüştürülmesi hedefle-niyor.        Atatürk devrimleri, iki dünya savaşı arasındaki "karanlıklar çağında" gerçekleştirildi. Batı tipinde de-mokratik rejime geçmeyi amaçla-yan Atatürk'e göre devrim "...var olan müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medenî gereklerine göre ilerle-mesini sağlayacak yeni müesseseler koymuş olmaktır." Atatürk'ün inkılâp projesini daha önceki mo-dernleşme hareketlerinden ayıran asıl taraf ise kültür tanımında yatmaktaydı.         Atatürk Türklerin ırken mede-nî olmadıklarına ilişkin ırkçı ve em-peryalist iddialara karşılık Türkleri medeniyetin kurucusu olarak gör-mektedir. Atatürk'ün tarih ve dil tezlerinin temelinde bu görüş yatmaktadır. Atatürk böylece Türk milletini sadece harp meydanlarında değil tarih cephesinde de savunmak istemektedir.  KÜLTÜR VE EĞİTİM     Atatürk'ün kültür politikası eği-tim politikasından ayrı değerlendi-rilemez. Tespit edilen kültür değerleri eğitimle yeni nesillere ve bütün topluma maledilmektedir.   Cumhu-riyet rejimi kendisini eski rejimin eğitim müfredatından ve usulünden özenle ayırdetmektedir. Eğitimin milletin seciyesine ve çağa uygun bir millî kültüre dayanması istenmekte ve yeni yetişen nesille-rin bu şekilde millî bağımsız-lığını koruyacağına inanılmaktadır. Atatürk bu hususta şöyle diyor:      “Şimdiye kadar izlenen tahsil ve terbiye yöntemlerinin milletimizin tarihi geri-lemesinde en mühim bir unsur olduğu kanaatindeyim. Onun için bir milli eğitim programından bah-sederken, eski devrin saçmalıklarından ve doğamızla hiç de alâkası olmayan fikirlerden, Şarktan ve Garptan gelebilen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, ulusal özellikle-rimize ve tarihimize  uygun bir kül-tür kasdediyorum. Çünkü ulusal dehamızın tam doğuşu ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir...”      "Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa mev-cudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile ters düşen bilumum yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve ulusal dü-şünceyi olugunlukla her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârâne müdafaa zarureti telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün ruh kuvvetine bu yeteneklerin aşılanması mühimdir. Daimî ve müthiş bir mücadele şeklinde gerçekleşen uluslar hayatı felsefesi, bağımsız ve mesut kalmak isteyen her millet için bu yetenek olgunluğunu şiddetle gerektirmektedir."      Atatürk bu amaçların gerçekleş-tirilebilmesi için eğitimin yaygınlaş-tırılması, özellikle köylülerin okutulmasını istemektedir. Bu şekilde, Cumhuriyet rejiminin toplumsal ta-banını genişletmek ve cumhurun katılımını temin edecek asgari bir eğitim seviyesine ulaşmak hedef-lenmektedir:      "Efendiler. Asırlardan beri milletimizi idare eden hükûmetler eği-tim reformu arzusunu gösteregel-mişlerdir. Ancak bu arzularına ulaşmak için Şarkı ve Garbı taklitten kurtulamadıklarından, netice mille-tin cehaletten kurtulamamasına neden olmuştur. Bu hazin hakikat karşısında, bizim takibe mecbur ol-duğumuz maarif siyasetimizin ana çizgisi şöyle olmalıdır: Demiştim ki bu memleketin asıl sahibi ve unsuru köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne kadar eğitim ışığından mahrum bırakılmıştır. Dola-yısıyla; bizim takip edeceği-miz maarif siyasetinin te-meli evvelâ mevcut ceha-leti yok etmektir. Köylüye okumak, yazmak ve vata-nını, milletini, dinini, dün-yasını tanıtacak kadar coğ-rafî, tarihî, dinî ve ahlâkî bilgiler vermek ve dört işlemi öğretmek maarif prog-ramımızın ilk hedefidir."     Atatürk'e göre eğitim top-lumsal hayatın ihtiyaçlarına ve çağın şartlarına uygun bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ülkenin dün-yadan soyutlanamayacağına işaret eden Atatürk ilim ve fennin kayıtsız ve şartsız, nereden olursa olsun alınacağını söylüyor. Atatürk'e göre buna mani olacak gelenek ve ina-nışlar milleti esarete götürecektir:      "Gözlerimizi kapayıp yalnız ya-şadığımızı farz edemeyiz. Memleke-timizi bir çember içine alıp cihan ile alâkasız yaşayamayız. Bilakis, ilerlemekte olan, çağdaş bir millet olarak medeniyet sahasının üze-rinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen ne-rede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”      "Hiçbir mantığı olmayan bir takım gelenek ve inançların muha-