Atatürk
İnkilapları Bir kültürel reform Prof. Dr. Mümtazer Türköne
Mustafa Kemal Atatürk'ün Tür-kiye'nin siyasî
kaderinde rol alması, Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nda
yenilmesiyle başlayan dönemde Türk vatanının Mondros Mütarekesi'nin
ardından işgal edil-mesine karşı verilen Millî Mücade-le'deki
liderliğiyle başlar. Atatürk'ün Samsun'a
çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinden ölümüne kadar geçen 19 yıl, sadece
Türkiye için değil, bütün dünya için, büyük alt-üst oluşların yaşandığı
bir dö-nemdi. Bu dönemde, Birinci Dün-ya Savaşı'nda yenilen devletlerin
tamamında siyasi rejimler değişti. Savaş, galip gelen ülkelerde de
bü-yük bir hasar yarattı. Savaş sonrası dünyasında siyasi, ekonomik ve
hu-kukî bir uluslararası sistem kurulamadığı için 1929'da büyük
ekono-mik bunalım yaşandı ve ardından dünyayı İkinci Dünya Savaşı'na
götürecek gelişmeler yaşandı. Daha önce görülmemiş faşizm ve ko-münizm
gibi totaliter rejimler bu dönemde ortaya çıktı, dünya bir ideolojiler
savaşına şahit oldu. Atatürk,
devrimlerini işte bu uluslararası koşullarda gerçekleştirdi. Atatürk'ün
değerlendirmesinin özeti şöyle: Batı medeniyeti her şeyiyle doğu
medeniyetinden üs-tündür. Bu üstünlüğün temelinde akılcılık
yatmaktadır. Batıda aydınlanma ve Fransız İhtilâliyle akılcılı-ğın
önündeki dinî taassup ve eski rejim tasfiye edilmiştir. Osmanlı'da ise
başlangıçtaki akılcılık, dinî taassup yüzünden ortadan kalkmıştır.
Mesele İslam dininden değil onun yorumlanış tarzından
kaynaklanmaktadır. Bu yüzden özünde akılcı-lıkla bağdaşan İslam dininin
laik bir siyasî çerçeve içinde vatandaşların vicdanlarında yer alması,
dünya ve devlet işlerine karışmaması gerekmektedir. Türkiye'nin
modernleş-mesi bu konudaki tavizsiz uygulamaya bağlı olacaktır. OSMANLI
REFORMLARINDAN CUMHURİYET İNKİLABINA Osmanlı
ıslahat hareketlerinin başarısızlığının nedenleri hakkında, Cumhuriyet
rejiminin kurucularından İsmet İnönü'nün yaptığı değerlendirme dikkat
çekici : "İnkılâbımız, dahilî ve ulusal
mahiyeti itibarıyla, Osmanlı'nın za-man zaman gösterdiği ıslahat
giri-şimlerinin bir devamı veya tekrarı değildir. Geçirdiğimiz son
yarım asırlık olaylar, Osmanlı devrindeki vatanperverlerin ve
mücahitlerin, Osmanlı camiasındaki ıslahat ve kurtuluş girişimlerinin
yanlış temel-de ve Türk milletinden başka bir bünye üzerinde
çabaladıklarının ifa-desidir. Osmanlı düzeni, dört duva-rı kalın bir
hücre içinde kalmıştı. Osmanlı ıslahatçıları hep bu hücre içinde
çalıştılar. Bütün reform giri-şimleri, başarılı olanlar dahil, hep o
hücrenin duvarları arasındaki sahada kaldı."
Tanzimat'tan beri yapılan mo-dernleşme
hareketleri, bu konuda kesin bir karar verip uygulanamadı-ğı için
başarısız oldu. Tanzimat'la beraber toplumun içine bir ikilik girdi. Bu
ikilik, hukuk alanında mo-dern hukuk kuralları ve kurumları ile
geleneksel İslâm hukuku ve ku-rumları arasındayken, eğitimde mo-dern
okullarla geleneksel medrese-ler arasında görüldü. Atatürk bu ikiliği
ortadan kaldırarak eski ku-rumların varlığına son verecekti. Böylece
toplum ikilikten kurtularak laik ve ulusal temeller çerçevesinde tek
kimlikli bir ulus-devlet şekline dönüşecekti. Atatürk'ün bu karara
varmasının ardında kültür ve mede-niyeti birbirinden ayırmayan ve bir
hayat tarzı olarak tanımlayan anla-yışı yatıyordu. Bu anlamda,
Ata-türk'ün kültür anlayışı kavranma-dıkça Atatürk devrimlerinin
anlaşılmasının mümkün olmadığı söylene-bilir.
Atatürk'e göre, Osmanlı'nın ikinci hatası,
Türk kimliğinin ihmal edilmiş olmasıydı. Bu kimliğin unu-tulmasıyla
dini taassubun ortaya çı-kışı eşzamanlıydı. O yüzden laiklik, aynı
zamanda, Türk kimliğinin or-taya çıkışına da hizmet etmekteydi.
Atatürk milletler çağında Os-manlılık,
Panislamizm, Pantürkizm gibi Türkiye'nin gücüyle ve sosyal
gerçekleriyle bağdaşmayan anlayış-ları şiddetle eleştirmekte ve
Türk-lerden oluşan Anadolu coğrafyasını esas alan bir millet ve vatan
anlayı-şını savunmaktaydı. Bu şekildeki bir millet ve vatan anlayışıyla
ülke dış maceralardan korunarak ekonomik kalkınmasını ve
medenileşmesini tamamlayacaktı. Atatürk'ün "Yurtta barış, cihanda
barış" deyişi, bu amacı gerçekleştirmek için "barış"ın iç ve dış
politika olarak ısrarla sa-vunulmasını izah ediyor. Kültür devrimiyle
Türk insanının modern, akılcı değer ve kurumlar içinde bir vatandaşa
dönüştürülmesi hedefle-niyor.
Atatürk devrimleri, iki dünya savaşı arasındaki "karanlıklar çağında"
gerçekleştirildi. Batı tipinde de-mokratik rejime geçmeyi amaçla-yan
Atatürk'e göre devrim "...var olan müesseseleri zorla değiştirmek
demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri
yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medenî gereklerine göre
ilerle-mesini sağlayacak yeni müesseseler koymuş olmaktır." Atatürk'ün
inkılâp projesini daha önceki mo-dernleşme hareketlerinden ayıran asıl
taraf ise kültür tanımında yatmaktaydı.
Atatürk Türklerin ırken mede-nî
olmadıklarına ilişkin ırkçı ve em-peryalist iddialara karşılık Türkleri
medeniyetin kurucusu olarak gör-mektedir. Atatürk'ün tarih ve dil
tezlerinin temelinde bu görüş yatmaktadır. Atatürk böylece Türk
milletini sadece harp meydanlarında değil tarih cephesinde de savunmak
istemektedir. KÜLTÜR VE EĞİTİM Atatürk'ün
kültür politikası eği-tim politikasından ayrı değerlendi-rilemez.
Tespit edilen kültür değerleri eğitimle yeni nesillere ve bütün topluma
maledilmektedir. Cumhu-riyet rejimi kendisini eski rejimin
eğitim müfredatından ve usulünden özenle ayırdetmektedir. Eğitimin
milletin seciyesine ve çağa uygun bir millî kültüre dayanması
istenmekte ve yeni yetişen nesille-rin bu şekilde millî bağımsız-lığını
koruyacağına inanılmaktadır. Atatürk bu hususta şöyle diyor:
“Şimdiye kadar izlenen tahsil ve terbiye
yöntemlerinin milletimizin tarihi geri-lemesinde en mühim bir unsur
olduğu kanaatindeyim. Onun için bir milli eğitim programından
bah-sederken, eski devrin saçmalıklarından ve doğamızla hiç de alâkası
olmayan fikirlerden, Şarktan ve Garptan gelebilen bilcümle tesirlerden
tamamen uzak, ulusal özellikle-rimize ve tarihimize uygun bir
kül-tür kasdediyorum. Çünkü ulusal dehamızın tam doğuşu ancak böyle bir
kültür ile temin olunabilir...” "Çocuklarımız
ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa mev-cudiyeti ile, hakkı
ile, birliği ile ters düşen bilumum yabancı unsurlarla mücadele
lüzumunu ve ulusal dü-şünceyi olugunlukla her mukabil fikre karşı
şiddetle ve fedakârâne müdafaa zarureti telkin edilmelidir. Yeni neslin
bütün ruh kuvvetine bu yeteneklerin aşılanması mühimdir. Daimî ve
müthiş bir mücadele şeklinde gerçekleşen uluslar hayatı felsefesi,
bağımsız ve mesut kalmak isteyen her millet için bu yetenek olgunluğunu
şiddetle gerektirmektedir." Atatürk bu
amaçların gerçekleş-tirilebilmesi için eğitimin yaygınlaş-tırılması,
özellikle köylülerin okutulmasını istemektedir. Bu şekilde, Cumhuriyet
rejiminin toplumsal ta-banını genişletmek ve cumhurun katılımını temin
edecek asgari bir eğitim seviyesine ulaşmak hedef-lenmektedir:
"Efendiler. Asırlardan beri milletimizi idare
eden hükûmetler eği-tim reformu arzusunu gösteregel-mişlerdir. Ancak bu
arzularına ulaşmak için Şarkı ve Garbı taklitten kurtulamadıklarından,
netice mille-tin cehaletten kurtulamamasına neden olmuştur. Bu hazin
hakikat karşısında, bizim takibe mecbur ol-duğumuz maarif siyasetimizin
ana çizgisi şöyle olmalıdır: Demiştim ki bu memleketin asıl sahibi ve
unsuru köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne kadar eğitim ışığından
mahrum bırakılmıştır. Dola-yısıyla; bizim takip edeceği-miz maarif
siyasetinin te-meli evvelâ mevcut ceha-leti yok etmektir. Köylüye
okumak, yazmak ve vata-nını, milletini, dinini, dün-yasını tanıtacak
kadar coğ-rafî, tarihî, dinî ve ahlâkî bilgiler vermek ve dört işlemi
öğretmek maarif prog-ramımızın ilk hedefidir."
Atatürk'e göre eğitim top-lumsal hayatın ihtiyaçlarına ve çağın
şartlarına uygun bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ülkenin dün-yadan
soyutlanamayacağına işaret eden Atatürk ilim ve fennin kayıtsız ve
şartsız, nereden olursa olsun alınacağını söylüyor. Atatürk'e göre buna
mani olacak gelenek ve ina-nışlar milleti esarete götürecektir:
"Gözlerimizi kapayıp yalnız ya-şadığımızı farz
edemeyiz. Memleke-timizi bir çember içine alıp cihan ile alâkasız
yaşayamayız. Bilakis, ilerlemekte olan, çağdaş bir millet olarak
medeniyet sahasının üze-rinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen
ile olur. İlim ve fen ne-rede ise oradan alacağız ve ulusun her
bireyinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”
"Hiçbir mantığı olmayan bir takım gelenek ve
inançların muha-