Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın katlediliş yıldönümü [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkçe eğitiminde açık kapı



Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın katlediliş yıldönümü [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkçe eğitiminde açık kapı


Altan Öymen CHP Grup Başkanvekili. 'Laci'leri önceden çekmiş olanlar sıram sıram. Öymen'e görünenler, hatırlatmada bulunanlar çoğunlukta.      Ahmet Taner Kışlalı ise ortada gözükmüyor hiç. Ecevit, Öymen'e Ahmet Taner Kışlalı'yı Kültür Bakanı yapacağını açıklıyor. Öymen haberi bildirecek, ama bulabilene aşk olsun. Sonunda bulunuyor da, Altan Öymen, Kışlalı'ya Kültür Bakanı olduğunu ancak arabasında söyleyebiliyor:      'Kültür Bakanı olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini görememiştim. Yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varan ışıltının çaktığını gözlemiştim.'      Bakanlık görevinin hakkını vermişti. O dönemin gençleri, o güne değin itilen kakılan yazarları, kimi gruplarca küçümsenen değerleri kucaklayan Kültür Bakanlığı'nca çıka-rılan dergiyi anımsarlar:     'Ulusal Kültür'.     12 Eylül. Baskının adı. Özal'lı yıllar. 'Değişim' aldatmaca-sıyla karışık karşıdevrimin, yozlaşmanın adı.     Ahmet Taner Kışlalı, Ankara İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Bilime, öğrencilere adanan yıllar. Savunduğu düşünce-lere karşıt görüşleri ileri süren, bunu bir tutarlı çerçevede dile getiren öğrencilere en yüksek notu veren hoşgörülü, sonuna dek demokrat öğretmen. Eşini trafik kazasında yitirdiği gü-nün ertesinde, kolu sarılı derse giren sorumlu öğretmen...     1991 sonu. Cumhuriyet gazetesinde yazarlığa başlama:     'Haftaya Bakış'.     Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demok-ratik kitle örgütünün Anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri toplantılarda konuşmalarla 'ulusalcı, laik, Atatürkçü' güçlere özgüven aşılama... Halka, Kemalizmin, Atatürkçülü-ğün bir doğma değil, bir sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı...     Nisan 1997'de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı ile evlilik. 22 Eylül 1999'da Nilhan Nur'un doğumu.     Çayyolu Engürü Sitesi. 21 Ekim 1999:     Saat 09.28. Cumhuriyet gazetesine 'Kınıyorum' başlıklı yazısını faksladı.     Saat 09.35.     Eşi Nilüfer Kışlalı ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. 'Nilüfer' dedi, 'Ben arabayı ısıtayım. İki-üç dakika sonra gelirsiniz.' Evden çıktı.
     Saat 09.40!     Nilüfer Kışlalı, 'Çok neşeli bir sabahındaydı' dedi.. Nilhan, babası öldürüldüğü gün bir aylık bebekti. Geçen ay  beş yaşına bastı.Türkiye’de ve dünyada terörizmin yetim bıraktığı milyonlarca çocuktan biri...               Bugün 29 Ekim 1995.                Atatürk, Birinci Dünya Savaşı'nda zafer kazanmış tek Osmanlı Paşasıydı. Daha Anafartalar'ın ertesinde, yaşayan bir "efsane" olmuştu. Yurtiçinden ve dıştaki Müslümanlardan gelen önerilere uysa, istese, padişah ve halife olması çok kolaydı.                Cumhuriyeti kurmaktan çok çok daha kolay!..                1919'un Ekim ayındaydı.                Mustafa Kemal Paşa, Amasya'da bulunuyordu. Kendisini ziyarete gelen Ruşen Eşref ile pazar yerine gitmişlerdi. Halkın üstü başı perişandı. Paşa, başıyla o insanları gösterdi ve ekledi:                "Bu palasparelerin içinde perişan gördüğün insanlar yok mu? Onlarda öyle yürek, öyle cevher vardır ki, olmaz şey!.. Çanakkale'yi kurtaran bunlardır. Kafkasya'da, Galiçya'da, şurada burada aslanlar gibi çarpışan, mahrumiyete aldırmayan bunlardır."                Ve o inanç, daha sonra Mustafa Kemal'e şöyle dedirtecekti:                "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Olaylar ve tarihi tecrübelerimiz, milleti koyun sürüsü gibi gören idare tarzlarının ülkemizde uygulanama-yacağını göstermiştir."                1922 Ekiminin son günleriydi.                TBMM'deki bazı hocalar, saltanatın kaldırılmasını engellemeye çalışıyorlardı. İslam hukukuna göre, halifenin mutlaka "dünyevi iktidar"a da sahip bulunması gerektiğini savunuyorlardı. Etkiliydiler.                Mustafa Kemal, kimsenin yanlış anlayamayacağı kadar açık konuşma gereği duydu:                "Egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye tartışma ve görüşmeler yoluyla verilemez!"                Atatürk, kişisel ya da azınlık egemenliğine karşıydı. Ama demokrasinin, sadece bir "çoğunluk yönetimi" demek olmadığını da biliyordu. Çünkü, çoğunluk yönetimi bir "çoğunluk diktası" da olabilirdi:                "Milletler, egemenliklerini geçici olarak da olsa tevdi edecekleri meclislere dahi fazla güvenmemelidir. Çünkü meclisler dahi istibdat yapabilir. Ve bu istibdat, şahsi istibdattan daha tehlikeli ve öldürücü olabilir."
               Atatürk, "ulusun egemenliği"ne verdiği önemi, annesinin mezarı başında ettiği bir yeminle tarihe geçmiştir:        "Millet egemenliği sonsuza dek sürecektir. Validemin ve bütün ataların ruhuna karşı taahhüt ettiğim yemini tekrar ediyorum. Annemin mezarı önünde ve Allahın huzurunda ahd ve peymen ediyorum: Bu kadar kan döke-rek milletin elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için, gerekirse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milletin egemenliği uğruna da canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun!"                Atatürk, "milletin, kendisini yönetenler üzerindeki denetimi sayesinde siyasal özgürlüklerin sağlanabileceğine" inanan bir önderdi.                CHP'yi faşist parti yapmak için hazırlanan tüzük, önüne geldiğinde... "Bu ne sakat düşüncedir, bu nasıl zihniyettir? Görülüyor ki varmak istediğimiz hedef, henüz en yakın arkadaşlar tarafından bile zerre kadar anlaşılmış değildir" diyecek duruma düştüğünde bile, demokrasiye olan inancını yitirmeyen bir önderdi...                İsmet İnönü, Atatürk’ün ölümünden yıllar sonra şöyle demiştir:
               "Demokratik rejim, Atatürk idaresinin amacı olmuştur. Atatürk, ömrünün sonuna kadar demokratik rejimi kurmak için uğraşmış ve çok güçlükleri yenmiş, tamamlanmasını - milletin diğer bazı ihtiyaçları gibi - yeni nesillere bırakmıştır."                Türkiye'nin son yarım yüzyılı, ülkeyi yönetenlerin Atatürk doğrultusuna ihanetleri ile doludur... Ama topluma kazandırdıklarının yitmesi tehlikesi arttıkça, "Yeni nesiller"deki Kemalist bilinç de artmaktadır.                Bırakın bazıları, çok paralı gazetelerindeki köşelerinde "Kahrolsun Bağımsızlık" başlıklı yazılar yazsınlar! Bırakın bazıları, "İşçilerin vatanı yoktur" diye Kemalizme kin kussunlar!.. Bırakın "yeni mandacılar", iç ve dış bazı karanlık güçlerce, basının köşe başlarına yerleştirilsinler!..                Onlar, "görev"lerini yapsınlar ki, Kemalizmin önemi ve güncelliği çok daha iyi anlaşılsın! Prof. Ahmet Taner Kışlalı Yapraklar