Altan
Öymen CHP Grup Başkanvekili. 'Laci'leri önceden çekmiş olanlar sıram
sıram. Öymen'e görünenler, hatırlatmada bulunanlar çoğunlukta.
Ahmet Taner Kışlalı ise ortada gözükmüyor hiç.
Ecevit, Öymen'e Ahmet Taner Kışlalı'yı Kültür Bakanı yapacağını
açıklıyor. Öymen haberi bildirecek, ama bulabilene aşk olsun. Sonunda
bulunuyor da, Altan Öymen, Kışlalı'ya Kültür Bakanı olduğunu ancak
arabasında söyleyebiliyor: 'Kültür Bakanı
olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini
görememiştim. Yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin
bilincine varan ışıltının çaktığını
gözlemiştim.' Bakanlık görevinin hakkını
vermişti. O dönemin gençleri, o güne değin itilen kakılan yazarları,
kimi gruplarca küçümsenen değerleri kucaklayan Kültür Bakanlığı'nca
çıka-rılan dergiyi anımsarlar: 'Ulusal
Kültür'. 12 Eylül. Baskının adı. Özal'lı
yıllar. 'Değişim' aldatmaca-sıyla karışık karşıdevrimin, yozlaşmanın
adı. Ahmet Taner Kışlalı, Ankara İletişim
Fakültesi öğretim üyesi. Bilime, öğrencilere adanan yıllar. Savunduğu
düşünce-lere karşıt görüşleri ileri süren, bunu bir tutarlı çerçevede
dile getiren öğrencilere en yüksek notu veren hoşgörülü, sonuna dek
demokrat öğretmen. Eşini trafik kazasında yitirdiği gü-nün ertesinde,
kolu sarılı derse giren sorumlu öğretmen...
1991 sonu. Cumhuriyet gazetesinde yazarlığa
başlama: 'Haftaya
Bakış'. Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,
Atatürkçü Düşünce Derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demok-ratik
kitle örgütünün Anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri
toplantılarda konuşmalarla 'ulusalcı, laik, Atatürkçü' güçlere özgüven
aşılama... Halka, Kemalizmin, Atatürkçülü-ğün bir doğma değil, bir
sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. Atatürkçü
Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı...
Nisan 1997'de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı ile evlilik. 22 Eylül 1999'da
Nilhan Nur'un doğumu. Çayyolu Engürü Sitesi. 21
Ekim 1999: Saat 09.28. Cumhuriyet gazetesine
'Kınıyorum' başlıklı yazısını faksladı. Saat
09.35. Eşi Nilüfer Kışlalı ve minik bebeğini
kente indirecek, sonra derse girecek. 'Nilüfer' dedi, 'Ben arabayı
ısıtayım. İki-üç dakika sonra gelirsiniz.' Evden çıktı.
Saat 09.40! Nilüfer
Kışlalı, 'Çok neşeli bir sabahındaydı' dedi.. Nilhan, babası
öldürüldüğü gün bir aylık bebekti. Geçen ay beş yaşına
bastı.Türkiye’de ve dünyada terörizmin yetim bıraktığı milyonlarca
çocuktan
biri...
Bugün 29 Ekim 1995.
Atatürk, Birinci Dünya Savaşı'nda zafer kazanmış tek Osmanlı Paşasıydı.
Daha Anafartalar'ın ertesinde, yaşayan bir "efsane" olmuştu.
Yurtiçinden ve dıştaki Müslümanlardan gelen önerilere uysa, istese,
padişah ve halife olması çok kolaydı.
Cumhuriyeti kurmaktan çok çok daha kolay!..
1919'un Ekim ayındaydı.
Mustafa Kemal Paşa, Amasya'da bulunuyordu. Kendisini ziyarete gelen
Ruşen Eşref ile pazar yerine gitmişlerdi. Halkın üstü başı perişandı.
Paşa, başıyla o insanları gösterdi ve ekledi:
"Bu palasparelerin içinde perişan gördüğün insanlar yok mu? Onlarda
öyle yürek, öyle cevher vardır ki, olmaz şey!.. Çanakkale'yi kurtaran
bunlardır. Kafkasya'da, Galiçya'da, şurada burada aslanlar gibi
çarpışan, mahrumiyete aldırmayan bunlardır."
Ve o inanç, daha sonra Mustafa Kemal'e şöyle dedirtecekti:
"Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Olaylar ve tarihi
tecrübelerimiz, milleti koyun sürüsü gibi gören idare tarzlarının
ülkemizde uygulanama-yacağını göstermiştir."
1922 Ekiminin son günleriydi.
TBMM'deki bazı hocalar, saltanatın kaldırılmasını engellemeye
çalışıyorlardı. İslam hukukuna göre, halifenin mutlaka "dünyevi
iktidar"a da sahip bulunması gerektiğini savunuyorlardı. Etkiliydiler.
Mustafa Kemal, kimsenin yanlış anlayamayacağı kadar açık konuşma gereği
duydu:
"Egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır
diye tartışma ve görüşmeler yoluyla verilemez!"
Atatürk, kişisel ya da azınlık egemenliğine karşıydı. Ama demokrasinin,
sadece bir "çoğunluk yönetimi" demek olmadığını da biliyordu. Çünkü,
çoğunluk yönetimi bir "çoğunluk diktası" da olabilirdi:
"Milletler, egemenliklerini geçici olarak da olsa tevdi edecekleri
meclislere dahi fazla güvenmemelidir. Çünkü meclisler dahi istibdat
yapabilir. Ve bu istibdat, şahsi istibdattan daha tehlikeli ve öldürücü
olabilir."
Atatürk, "ulusun egemenliği"ne verdiği önemi, annesinin mezarı başında
ettiği bir yeminle tarihe
geçmiştir: "Millet egemenliği
sonsuza dek sürecektir. Validemin ve bütün ataların ruhuna karşı
taahhüt ettiğim yemini tekrar ediyorum. Annemin mezarı önünde ve
Allahın huzurunda ahd ve peymen ediyorum: Bu kadar kan döke-rek
milletin elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için,
gerekirse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milletin
egemenliği uğruna da canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu
olsun!"
Atatürk, "milletin, kendisini yönetenler üzerindeki denetimi sayesinde
siyasal özgürlüklerin sağlanabileceğine" inanan bir önderdi.
CHP'yi faşist parti yapmak için hazırlanan tüzük, önüne geldiğinde...
"Bu ne sakat düşüncedir, bu nasıl zihniyettir? Görülüyor ki varmak
istediğimiz hedef, henüz en yakın arkadaşlar tarafından bile zerre
kadar anlaşılmış değildir" diyecek duruma düştüğünde bile, demokrasiye
olan inancını yitirmeyen bir önderdi...
İsmet İnönü, Atatürk’ün ölümünden yıllar sonra şöyle demiştir:
"Demokratik rejim, Atatürk idaresinin amacı olmuştur. Atatürk, ömrünün
sonuna kadar demokratik rejimi kurmak için uğraşmış ve çok güçlükleri
yenmiş, tamamlanmasını - milletin diğer bazı ihtiyaçları gibi - yeni
nesillere bırakmıştır."
Türkiye'nin son yarım yüzyılı, ülkeyi yönetenlerin Atatürk doğrultusuna
ihanetleri ile doludur... Ama topluma kazandırdıklarının yitmesi
tehlikesi arttıkça, "Yeni nesiller"deki Kemalist bilinç de artmaktadır.
Bırakın bazıları, çok paralı gazetelerindeki köşelerinde "Kahrolsun
Bağımsızlık" başlıklı yazılar yazsınlar! Bırakın bazıları, "İşçilerin
vatanı yoktur" diye Kemalizme kin kussunlar!.. Bırakın "yeni
mandacılar", iç ve dış bazı karanlık güçlerce, basının köşe başlarına
yerleştirilsinler!..
Onlar, "görev"lerini yapsınlar ki, Kemalizmin önemi ve güncelliği çok
daha iyi anlaşılsın! Prof. Ahmet Taner Kışlalı Yapraklar