[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Prof. A.T. Kışlalı



[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Prof. A.T. Kışlalı


     Prof. Ahmet Taner Kışlalı, 5 yıl önce, 21 Ekim 1999’da, Ankara’da, aşırı dinci yobaz teröristler tarafından katledildi. Amaçları Türkiye’de bir ışık daha söndürmek, ülkeyi biraz daha karanlığa sürüklemek olan teröristler yakalandılar, cezalandırıldılar ama onları yargı önünde temsil edenlerden bazıları, daha sonra, halkı da temsil ettikleri iddiasıyla laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Yüce Meclisine kadar girebildiler. Şimdi, oturdukları koltuklarda, “pişmanlık yasası”, “af yasası” çıkarıp, birer maşa olarak kullanılmış terörist müvekkillerini serbest bıraktırmanın mücadelesini sürdürüyorlar.     Ahmet Taner Kışlalı'yı, Işık Kansu'nun kaleminden okuyalım. “Sorumlu Öğretmen” başlıklı makaleden:      Zile, 1939. Adını Ahmet Taner koydular. Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey ile ilkokul öğretmeni Lütfiye Hanım'ın çocukları. O Lütfi-ye Hanım ki 16 yaşında Cumhuriyet öğretmeni olarak eğitim ateşini yoksul, yorgun Anadolu'ya taşıyor. Kemalci, Kuvvacı Mustafa Necati'nin 'Millet Mektepleri'nde kendinden yaşlı 'erkek' öğrencilere okuma yazma öğretiyor. Zile, Nizip ve Kilis'ten başlayıp Ankara'ya uzanan 44 yıllık uzun yürüyüşün ardından, bir Cumhuriyet Bay-ramı'nda, 29 Ekim 1994'te yaşama gözlerini yumduğunda, oğlu Ahmet Taner şöyle anıyor onu:     'Hep genç kalarak yaşlandı. Gerçek bir Kemalist devrimci gibi, kendini hep yenileye-rek... çağını anlama çabası içinde torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak...'     Annesinin kollarındayken, okullu olduğunda, 'a, be, ce'yi de ilk öğretmen annesinden öğrendi. Uysaldı. Sakinliği, 'muhallebi çocukluğu' gibi tanımlanamazdı asla. Daha ilkokuldayken Türk-çe'yi ses şenliğine döndürürdü. Minik arkadaş-ları, 'Öyle öyküler anlatıyor ki derslerde, bize hiç laf düşmüyor' diye yakınırlardı.     Annesi ile babası, Mehmet Ali ile Mahmut'u İstanbul'a, Galatasaray Lisesi'ne göndermişlerdi. Ahmet Taner'in evin sıcaklığından uzaklaşmasına yürekleri elvermedi. Pek zayıftı, pek çocuksuydu da ondan. Kilis Ortaokulu'nda okudu. Delikanlılığın delifişekliğinde kardeşleri, arkadaş-ları dalaşırlardı birbirleriyle, ama onu kavga ederken hiç gören olmamıştı.     Kavgacılık ile savaşımcılığı birbirinden ayırt etmek gerek. Daha ortaokulda okulun düzenle-diği tartışmalı toplantıların başta gelen önderle-rindendi. Kabataş Lisesi'ndeki ateşli münazara-lara da taşıyacaktı bu niteliğini.     Siyaset bilimcisi olmanın ilk ipuçları, ağa-beyi Mehmet Ali Kışlalı ile kendi geliştirdikleri 'devlet yönetimi' oyununda belirmişti. Elde ma-kas, dil ucuna sürüldü mü koyulaşan mavi uçlu kurşunkalem, bir de saman kağıtlar. Oyunun altyapısı hazır. El becerisini de ekledin mi üzeri-ne, al sana kağıttan kaymakam, garnizon ko-mutanı, doktor, belediye reisi, banka müdürü, tarım müdürü, halk. Çocukluğun geniş düş dün-yasına açılan oyun penceresi, 'gel keyfim gel' geçen doyumsuz saatler.     Lise bitti. Ver elini Ankara. O artık Mülkiye-li. Hem öğrencilik, hem gazetecilik bir arada gi-diyor. Yeni Gün'de spor muhabirliği.     Galatasaraylı kardeşlerinin tersine Fenerbah-çe'ye 'gık' dedirtmeyen ödünsüz taraftar. Olgun-laşma sürecinde derginin yazıişleri müdürlüğünü üstlenme.
     Fransız bursuyla Sorbon'da doktora. Tez ko-nusu, 1960 devrimi sonrası Türkiye'deki siyaset açısından ilgi çekici:     'Modern Türkiye'de Siyasi Güçler...'
     Fransa'da Bordolu, ama 'Biz Türklerden' Nicole ile tanışma. Ahmet Taner'in insan sever, sıcakkanlı, sevgili eşi, kızları Dolunay ve Altın-ay'ın anneleri Nilgün. Yıllar sonra birlikte geçir-dikleri trafik kazasında yitirdiği, Türk bayrağı ile gömülen Nilgün Kışlalı...     Sorbon sonrası önce Hacettepe Üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlama. Askerliğin ardından Hacettepe Üniversitesi'ne yapılan dönüş başvurusuna ret yanıtı. Ağabeyi Mehmet Ali Kışlalı, 'İhsan Doğramacı istemedi dönmesini' diyor. 'Neden?' diye soru-yoruz. Yanıtı çok kısa:     'Öğrencilerini demokrasi, özgürlük ve açıklık konularında teşvik etti. Ahmet, öğrencilerin üniversite içinde demokratikleşmesi akımının önderlerinden olmuştu. Doğramacı'ya bu fazla geldi.'     Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne geçti. Çok mutluydu.      1971-77 arasında Yankı dergisi-nin belkemiği olduğunu söylemek abartı sayılmaz. O yıllarda yükselen toplumcu, devrimci, halkçı rüzgarı yakalayan dönemin 'Karaoğlan'ı, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in dikkatini çekiyor.      Yankı'da yazıları. 1977'de İzmir'den CHP milletvekili seçiliyor.1978 başı. 11'ler Adalet Partisi'nden ayrılmış. Ecevit, hükümet kuracak besbelli. Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın geride bıraktıkları arasında, küçük boyutlu, kara ve sağlam kapaklı bir defter vardı. Bu defterde, çocukluğundan beri yazdığı şiirler bulunuyordu. Kışlalı'nın 1956 yılında, yani bir lise öğrencisiyken yazdığı bir şiir, nasıl bir gencin, nasıl bir öğrencinin, nasıl bir insanın söz konusu olduğunu yansıtması açısından önem taşıyor: İnsanoğlu Her şey senin için insanoğlu; Sevmek senin, Sevilmek senin için… Gençsin,
Gün olur sen de günaha girersin. Bir his yaratır bu insanda, tuhaf… Senin için insanoğlu, Senin için af… Ne yazdımsa senin için. Senin için, yaşamak. Yaşamak yıllar boyu.
Nasıl karanlık olur geceler, bilirsin, Öylesine bir koyu…Ölmek de senin için, Senin için insanoğlu… Ahmet Taner Kışlalı 16.2.1956 Kışlalı 17 yaşına basmadan önce kararını vermişti. İnsanoğlu için yaşayacak, onu sevecek, affetmesini bilecek ve onun için ölecekti…