Türkiye-AB [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın katlediliş yıldönümü



Türkiye-AB [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın katlediliş yıldönümü


RAPORDAN İNCİLER    Bunlar, “trajikomik” örnekler ama AB Ko-misyonu raporunda hiç de komik olmayan ifa-deler ve koşullar yer buluyor.     Komisyon, raporunda, Türkiye’nin, Lozan Antlaşması’na göre sadece müslüman olmayan bazı azınlıkları tanıdığını, oysa Kürtlerin de “azınlık” olduğunu yazmış. Bu ifade, son anda, Ankara’nın girişimleriyle değiştirilmiş ve “mino-rité” kelimesi, “communauté” olmuş. Ancak AB Komisyonu çok ciddi bir kurum olmadığı için, yayımladığı belgelerin Fransızcasında bu değişikliği unutmuş.      Türkiye’de birçok kişi belgeyi Fransızca oku-yunca ilk kargaşa yaşandı. “Biz azınlık olmak is-temiyoruz” açıklamaları da birbirini izledi.           Türkiye gibi muhteşem bir ülkenin, Türk va-tandaşı olarak sahibi olmak dururken, “azınlık” olmayı kim ister?     “Raporun aslı İngilizce’dir” denildiğine göre, ifadeleri İngilizce olarak aynen alalım ve Komis-yon’un neticede kimi nasıl gördüğünü ve ne is-tediğini anlayalım:     “According to the Turkish authorities, un-der the 1923 Treaty of Lausanne, minorities in Turkey consist only of non-Muslim communities. The minorities usually associated by the authorities with the Treaty of Lausanne are Jews, Armenians and Greeks. However, there are other communities in Turkey, inclu-ding the Kurds. In this context, Turkey’s reservations to the UN Covenant on Civil and Politi-cal Rights and the UN Covenant on Economic, Social and Cultural Rights regarding the right to education and the rights of minorities are of concern, as they cold be used to prevent further progress in the protection of minority rights.”     Bu tartışmalar arasında, AB Komisyonu’-nun, Alevilerin “dini azınlık” olarak tanınmasını istediğine ilişkin cümleler de var.    Aynı raporda, AB Terör Örgütleri Listesi’nde “terörist” olarak adlandırılmasına rağmen, PKK’dan söz edilirken “terör örgütü” ifadesine yer verilmiyor.    Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Türkiye’de Cum-huriyet ilkelerinin, laikliğin ve ülkenin bölünmez-liğinin korunması görevinin anayasal olarak ve-rilmesi de raporda eleştiri konusu. Bu durum, TSK’nın “manevra alanını genişletiyor”muş! EK KOŞULLAR     Daha önce kağıt üzerine dökülen “Türk al-fabesinin değiştilmesi” talebi ve satır aralarına serpiştirilmiş birçok “uyarı” dışında, bir de, bel-gede yer almayan ama gündemde en üst sıraya resmen oturtturulan unsurlar var: Başta Fransa olmak üze-re bazı AB ülkelerinde Türk katılımının referanduma su-nulması bunlardan biri... Siz 15-20 yıl müzakereler yapa-caksınız, bunları gereği gibi tamamlayacaksınız, verdikle-riniz dışında yeni tavizler ve-receksiniz ve sürecin sonunda, birkaç bin Fransız veya Polonyalı istemiyor diye AB üyesi olamayacaksınız!      Ve “Ayırımcılık yok” di-yorlar!     Ve memnun oluyoruz!     Uyduruk Ermeni soykı-rımı iddialarını, Ege konusundaki talepleri de aynı çerçe-vede, bir şekilde gündemde tutuyorlar.     Ama Türk ekonomisinin potansiyelini, Türkiye’de gerçekleşen reformların pek çok AB ülkesini de aşan olağanüstü boyutlarını da görmezden gelemeyip, “Başka seçenek kalmadı. Türkiye’ye qualifacato evet” diyorlar.“YOLUN AÇIK OLSUN TÜRKİYE...”
     Aralık ayına kadar Brüksel'de, Ankara'da ve AB başkentlerinde curcuna devam edecek. Rum ve Ermeni lobileri, Türkiye karşıtları, Türkiye'-deki AB yandaşları ve karşıtları ellerinden geleni yapacaklar. Sonunda AB Konseyi bir "formül" bulup bir "karar" verecek. "AB Türkiye'ye koşulsuz tarih verecek, ayırımcılık yapmayacak, mü-zakereler 2005'in ilk yarısında başlayacak" di-yerek iddiaya girenler bu iddiayı şimdiden kaybettiler ama artık önemli olan somut bir "karar" çıkması... O karar ki, çıkması için sadece Fran-sa, Avusturya ve Yunanistan’ın değil, Kıbrıs Rum kesiminin bile imzası gerekiyor! Rumlar, AB’ye girdiklerinden bu yana, Kıbrıs referadumlarındaki sonucun kendileri açısından yaratması gereken sorunlara rağmen, henüz hiç taviz vermediler. Kıbrıslı Türklere yardımları, AB’nin verdiği sözleri tutmasını engellemeyi sürdürüyorlar. İstanbul’daki İslam Konferansı’nı nasıl engel-lediklerini, AB’nin nasıl onların arkasında kararlılıkla durduğunu da gördük.    Ve basına yansıyan bazı haberlerde, Türk Dışişleri’nin Rumlar konusunda “biraz endişeli” olduğu öğreniliyor.
    “Tek endişeniz bu ise halledersiniz” diyenler de çok: “Ve böylece Kıbrıs başarınızı tam noktalamış olursunuz !.. Sen sağ, ben selamet, Kıb-rıs Rum !..”     "Yolun açık olsun Türkiye!" demek, gerçekten "dereyi görmeden paçaları sıvamak"tan baş-ka bir şey değil.    Başbakan Erdoğan ve muhalefet lideri Bay-kal, 17 Aralık’ta, “kol kola girip” Brüksel’e gel-mekten, “tarih alıp dönmekten” söz ediyorlar.      Yağmur duasına çıkmadan önce meteoroloji koşullarına bir göz atmak ya-rarlı olur ama...     17 Aralık tarihine kadar daha çok şeyler olur ve uma-rız Türkiye’nin önü açılır.     AB kanadı sürekli "Türk kamuoyuna ve hükümetine mesajlar verdiğini" söylüyor. Onlar belki, "Ben eşşeğim di-yene semer vurmak isteyen çok olur" felsefesiyle hareket ediyorlar.     Biz "AB yandaşları"ndan da, aralık ayı öncesinde AB’-ye ve kamuoyuna bir mesaj gitse iyi olmaz mı? Örneğin: "Aman iyi düşünün. Yumuşak atın çiftesi pek olur!"