RAPORDAN
İNCİLER Bunlar, “trajikomik” örnekler ama AB
Ko-misyonu raporunda hiç de komik olmayan ifa-deler ve koşullar yer
buluyor. Komisyon, raporunda, Türkiye’nin,
Lozan Antlaşması’na göre sadece müslüman olmayan bazı azınlıkları
tanıdığını, oysa Kürtlerin de “azınlık” olduğunu yazmış. Bu ifade, son
anda, Ankara’nın girişimleriyle değiştirilmiş ve “mino-rité” kelimesi,
“communauté” olmuş. Ancak AB Komisyonu çok ciddi bir kurum olmadığı
için, yayımladığı belgelerin Fransızcasında bu değişikliği unutmuş.
Türkiye’de birçok kişi belgeyi Fransızca
oku-yunca ilk kargaşa yaşandı. “Biz azınlık olmak is-temiyoruz”
açıklamaları da birbirini izledi.
Türkiye gibi muhteşem bir ülkenin, Türk
va-tandaşı olarak sahibi olmak dururken, “azınlık” olmayı kim
ister? “Raporun aslı İngilizce’dir” denildiğine
göre, ifadeleri İngilizce olarak aynen alalım ve Komis-yon’un neticede
kimi nasıl gördüğünü ve ne is-tediğini
anlayalım: “According to the Turkish
authorities, un-der the 1923 Treaty of Lausanne, minorities in Turkey
consist only of non-Muslim communities. The minorities usually
associated by the authorities with the Treaty of Lausanne are Jews,
Armenians and Greeks. However, there are other communities in Turkey,
inclu-ding the Kurds. In this context, Turkey’s reservations to the UN
Covenant on Civil and Politi-cal Rights and the UN Covenant on
Economic, Social and Cultural Rights regarding the right to education
and the rights of minorities are of concern, as they cold be used to
prevent further progress in the protection of minority
rights.” Bu tartışmalar arasında, AB
Komisyonu’-nun, Alevilerin “dini azınlık” olarak tanınmasını istediğine
ilişkin cümleler de var. Aynı raporda, AB Terör
Örgütleri Listesi’nde “terörist” olarak adlandırılmasına rağmen,
PKK’dan söz edilirken “terör örgütü” ifadesine yer
verilmiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Türkiye’de
Cum-huriyet ilkelerinin, laikliğin ve ülkenin bölünmez-liğinin
korunması görevinin anayasal olarak ve-rilmesi de raporda eleştiri
konusu. Bu durum, TSK’nın “manevra alanını genişletiyor”muş! EK
KOŞULLAR Daha önce kağıt üzerine dökülen “Türk
al-fabesinin değiştilmesi” talebi ve satır aralarına serpiştirilmiş
birçok “uyarı” dışında, bir de, bel-gede yer almayan ama gündemde en
üst sıraya resmen oturtturulan unsurlar var: Başta Fransa olmak üze-re
bazı AB ülkelerinde Türk katılımının referanduma su-nulması bunlardan
biri... Siz 15-20 yıl müzakereler yapa-caksınız, bunları gereği gibi
tamamlayacaksınız, verdikle-riniz dışında yeni tavizler ve-receksiniz
ve sürecin sonunda, birkaç bin Fransız veya Polonyalı istemiyor diye AB
üyesi olamayacaksınız! Ve “Ayırımcılık yok”
di-yorlar! Ve memnun
oluyoruz! Uyduruk Ermeni soykı-rımı
iddialarını, Ege konusundaki talepleri de aynı çerçe-vede, bir şekilde
gündemde tutuyorlar. Ama Türk ekonomisinin
potansiyelini, Türkiye’de gerçekleşen reformların pek çok AB ülkesini
de aşan olağanüstü boyutlarını da görmezden gelemeyip, “Başka seçenek
kalmadı. Türkiye’ye qualifacato evet” diyorlar.“YOLUN AÇIK OLSUN
TÜRKİYE...”
Aralık ayına kadar Brüksel'de, Ankara'da ve AB
başkentlerinde curcuna devam edecek. Rum ve Ermeni lobileri, Türkiye
karşıtları, Türkiye'-deki AB yandaşları ve karşıtları ellerinden geleni
yapacaklar. Sonunda AB Konseyi bir "formül" bulup bir "karar" verecek.
"AB Türkiye'ye koşulsuz tarih verecek, ayırımcılık yapmayacak,
mü-zakereler 2005'in ilk yarısında başlayacak" di-yerek iddiaya
girenler bu iddiayı şimdiden kaybettiler ama artık önemli olan somut
bir "karar" çıkması... O karar ki, çıkması için sadece Fran-sa,
Avusturya ve Yunanistan’ın değil, Kıbrıs Rum kesiminin bile imzası
gerekiyor! Rumlar, AB’ye girdiklerinden bu yana, Kıbrıs
referadumlarındaki sonucun kendileri açısından yaratması gereken
sorunlara rağmen, henüz hiç taviz vermediler. Kıbrıslı Türklere
yardımları, AB’nin verdiği sözleri tutmasını engellemeyi sürdürüyorlar.
İstanbul’daki İslam Konferansı’nı nasıl engel-lediklerini, AB’nin nasıl
onların arkasında kararlılıkla durduğunu da gördük.
Ve basına yansıyan bazı haberlerde, Türk Dışişleri’nin Rumlar konusunda
“biraz endişeli” olduğu öğreniliyor.
“Tek endişeniz bu ise halledersiniz” diyenler de
çok: “Ve böylece Kıbrıs başarınızı tam noktalamış olursunuz !.. Sen
sağ, ben selamet, Kıb-rıs Rum !..” "Yolun açık
olsun Türkiye!" demek, gerçekten "dereyi görmeden paçaları sıvamak"tan
baş-ka bir şey değil. Başbakan Erdoğan ve muhalefet
lideri Bay-kal, 17 Aralık’ta, “kol kola girip” Brüksel’e gel-mekten,
“tarih alıp dönmekten” söz ediyorlar. Yağmur
duasına çıkmadan önce meteoroloji koşullarına bir göz atmak ya-rarlı
olur ama... 17 Aralık tarihine kadar daha çok
şeyler olur ve uma-rız Türkiye’nin önü açılır.
AB kanadı sürekli "Türk kamuoyuna ve hükümetine mesajlar verdiğini"
söylüyor. Onlar belki, "Ben eşşeğim di-yene semer vurmak isteyen çok
olur" felsefesiyle hareket ediyorlar. Biz "AB
yandaşları"ndan da, aralık ayı öncesinde AB’-ye ve kamuoyuna bir mesaj
gitse iyi olmaz mı? Örneğin: "Aman iyi düşünün. Yumuşak atın çiftesi
pek olur!"