Avrupa
Parlamentosu’nda 3 Türk asıllı temsilci...Alman Sosyal Demokrat Vural
Öger “AB, Türkiye'yi içine almadan hedeflediği güce
ulaşamaz...” Avrupa Parlamentosu’na, geçen haziran
ayında yapılan seçimlerin ardından 3 Türk asıllı parlamenter girdi.
"Anadolu" dergisi bu parlamenterlerle ayrı ayrı konuşarak
düşüncelerini, çeşitli konulara yaklaşımlarını öğrendi. Ortaya, umut
verici bir tablo çıkıyor: Alman Sosyal Demokrat Parti üyesi Vural Öger,
Avrupa Parlamentosu'nun Dışişleri Komisyonu'na da üye olarak etkin bir
rol üstleniyor. Ankara, 1942 doğumlu olan Öger, sorularımızı özetle
şöyle yanıtladı:
Avrupa Parlamentosu'na seçildiniz. Projeleriniz neler? Beni
görevlendiren seçmenlere bir şeyler verebilmem lazım. TürkiyeAB
ilişkileri benim önem verdiğim alan. Bu konuda ve Avrupa
Parlamentosu'yla Türkiye arasındaki ilişkilerde etkin bir rol oynamaya
çalışacağım. TBMM ile Avrupa Parlamentosu arasında diyalog organı olan
Karma Parlamento Komisyonu'na (KPK) girmek istiyorum. Her iki
tarafta da önyargılar var. Buranın değerlerini oraya götürmek, oranın
sorunlarını ve düşüncelerini burada anlatmak için bir elçi rolü
oynayabileceğimi düşünüyorum. Sosyal demokrat
bir milletvekili olarak, neoliberalizm kurallarına karşı, küçük insanı
da düşünen, şans eşitliğini ön planda tutan, Avrupa'nın insani
değerlerini ortaya çıkaracak bütün projelerin içinde olacağım. Bence
öncelik vatandaşların mutluluğudur. İlk aşamada tanıma devresindeyim,
biraz zaman lazım. Türk kökenli olmanızın eksisi veya artısı var mı?
Bu, bazı insanlara göre artı, bazılarına göre eksi olabiliyor. Bir
kısım hıristiyan demokratlar, "Türk asıllı biri orada ne arıyor" diye
düşünebiliyor, olaya etnik bakabiliyorlar. Ama sosyal demokratlarda
veya yeşillerde böyle bir bakış yok. İş hayatımda da bu tür
yaklaşımlarla karşılaştığım için normal karşılıyorum. Burada
yapacaklarımla ve göstereceğim performansla hakkımdaki soru
işaretlerinin zamanla ortadan kalkacağını düşünüyorum. Politikada çok
laf söyleniyor, hele Brüksel'de çok konuşuluyor, görüyorum. Ben
konuşmaktan ziyade icraatı seven bir insanım. Dolayısıyla,
yaptıklarımla, beni destekleyen çevrelerin haklı olduklarını
kanıtlayacağım. Karşı olanların da bir önyargıyla olaya yaklaştıklarını
göstereceğim. Kimisi beni Türk milletvekili olarak görüyor, kimisi
Alman milletvekili olarak... Ben bu parlamentoda Türk asıllı bir Alman
milletvekiliyim. Herkese söylüyorum: Alman milletvekiliyim ama Türkiye
benim için bir Arjantin, bir Bulgaristan değil. Koskoca bir Türkiye var
ve orası benim doğduğum yer. Tabii ki Türkiye'yle ilgilenirim. Beni
Almanlar seçti, Türk kökenlilerden çok oy aldım. Dolayısıyla onların
sorunlarına çözüm arayışlarına muhakkak katılacağım. Uyum, göç, iltica
gibi konularda AB bünyesinde ortak tavır arayışlarının geliştirilmesi
için çaba harcayacağım. Yabancıların AB'deki uyumu, ikinci kuşak
sorunları, yabancıların eşit şartlarda, bulundukları ülkenin vatandaşı
olmaları için neler yapılabileceği, yasal önlemler, hoşgörü gibi
konularda hassas olacağım. Kültürlerin karşılıklı tanınması,
kabullenilmesi için yapılacak çok şey var. Aralık'ta
Türkiye müzakere tarihi bekliyor. Sizin düşünceleriniz ne yönde?
Almanya'da ve Brüksel'deki izlenimlerimden doğan kanaat, aralık ayında
Türkiye'nin tarih alacağı yönünde... Bu bir şarta bağlı da olmayacak.
Türkiye bir tarih alacak. Çünkü hıristiyan demokratlarla bile
konuşurken, mantıklı gerekçelerle gittiğinizde, muhalefet için verecek
tam bir yanıt bulamıyorlar. Benim tanımım şu: "Mantıki gerekçeler
Türkiye'nin lehinde, duygusal gerekçeler Türkiye'nin aleyhinde"...
Örneğin, "ayrı bir kültür" diyorlar... O zaman ortodoks kültürü nasıl
oluyor ! Ortodoks kültürü aydınlanmadan, reformlardan da geçmedi
üstelik... "Türkiye Avrupalı değil" diyenlere
"Gelin beraber Avrupa'nın tanımını yapalım" diyorum. Avrupa nedir? Bu
tanımı yaptıktan sonra Türkiye buraya ait midir, değil midir,
belirleyebiliriz. Tanımı ortaya koymadan, herkesin kafasındaki değişik
tanımlarla hiçbir yere varamayız. Bazıları için Avrupa, Charlemagne'ın
Avrupası. O zaman bu Avrupanın içinde Benelüks, Fransa, Almanya olur, o
kadar... Ama bizim sözünü ettiğimiz Avrupa yalnız katolik, protestan
değil, arasına ortodoks unsurları da almış. Bu, geçmişin Avrupası
değil, yeni bir Avrupa, değerler birliği olan bir yapı... Bu değerleri
hiçbir toplum birdenbire elde etmedi. Bunlar, milliyetçi, dini
temelli yüzlerce savaştan sonra oluşturulmuş değerler. Demokrasi, insan
hakları, azınlık hakları, kadınerkek eşitliği... Bunlar yüzlerce yıllık
birikimle oluşan anayasal değerlerdir. Niye müslüman bir toplum bu
değerlerin içinde olamasın? Bunlar bir hıristiyanlık özelliği değil.
Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ortodoks ülkeler olarak AB'ye
girdilerse ve giriyorlarsa, Türkiye'nin girmemesi için hiçbir neden yok
! Türkiye laik bir devlet, 1923'ten beri Cumhuriyet rejiminde,
1920'lerin sonlarında büyük reformlar yapmış, medeni hukukunu İsviçre
hukuku temelinde uyarlamış, ticaret hukukunu Alman ticaret hukununu
temel alarak yapmış, İtalyan ceza hukuk kurallarını almış... Böyle bir
ülkenin her zaman AB'de yeri var. Kaldı ki, AB'nin genişlemesine
yönelik gelişen kavramlar siyasi temellidir. Siyasal açıdan
isteniyorsa, içlerine kabul ediyorlar. Türkiye'nin AB'ye girmesi, bu
ülkenin Avrupalı olup olmadığını bilmek olayı değil, istemek ve siyasi
bir tercih olayı... Her Avrupa devleti AB'ye girmek için
başvurabilir. Avrupa Konseyi'ne üye olan ülkeler Avrupa
devletleridir. Türkiye 1949'dan beri Av