Kunstenfestival: Anvers'te sanat festivali [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 ]



Kunstenfestival: Anvers'te sanat festivali [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 ]


Ege Dosyası Türk Yunan ilişkilerinin ekseni     Ege “Yunan gölü” mü, “dostluk simgesi” mi ?..     Türkiye ve komşusu Yunanistan arasında yaşanan ve çözüm bulamayan en önemli sorun Ege denizi konusunda... Bu dosya, önümüzdeki dönemin gündeminde ağırlık kazanacak. Sorunların nedenini ve Türkiye’nin bu haklı davasının kaynağını bilmek, anlamak ve anlatmak gerekiyor. Ege’yi bir “Yunan gölü” haline getirmek isteyenlerle, bu denizi bir “dostluk, barış ve kucaklaşma simgesi” olarak görmek isteyenler var.   Ege sorunları TürkYunan ilişkilerinin eksenini oluşturuyor. İki ülke arasında, karasularının genişletilmesi ve kıta sahanlığının saptanması konularında çıkan görüş ayrılıklarının temelinde, Ege denizinin, coğrafi ve jeolojik açıdan, uluslararası deniz hukukunun getirmiş olduğu genel hükümlerin uygulanmasına olanak tanımayacak özelliklere sahip olması bulunuyor. Bu kendine özgülük, Lozan Barış Antlaşması ile ilkeleri kararlaştırılan ancak henüz harita üzerinde belirlenip bir antlaşmaya bağlanmamış olan TürkYunan karasuları sınırlarının belirsizliğiyle birleşince, Ege'deki statükoyu tartışmalı ve dolayısıyla duyarlı hale getiriyor. Sorunların çözüme vardırılması çabalarında taraflara kolaylık ve anlayış birlikteliği getirecek unsur, iki ülke arasında karşılıklı güven ortamı sağlanması... Bu gerçekleşmediği takdirde, uzlaşmazlık konuları üzerinde yapılan girişimler sonuçsuz kalacağı gibi, tarafların bu sorunları hukuksal ve siyasi olmayan yollardan çözümlemeye gidebilecekleri olasılığı da gündemde yer etmeye başlıyor. Bu durum da, uzlaşmazlıkların ve ortamın katılaşmasına neden oluyor.      Türkiye'yle Yunanistan arasındaki sorunlara çözüm bulunmasının daha çok vakit alabileceği düşünülebilir. Tarafların kendi tezlerinde izledikleri katı tutumlar devam ettiği sürece, iki ülke arasındaki uzlaşmazlıklara çözüm taşımak oldukça güç bir uğraş olarak gündemde kalacak. Oysa, Ege'nin iki ülkeyi ayıran değil birleştiren bir deniz olması gerektiği görüşünü herkes vurguluyor. KARASULARININ GENİŞLETİLMESİ SORUNU      Türkiye ve Yunanistan arasındaki uyuşmazlık konuları arasında, gerginliği bir anda tırmandırabilecek olanlardan biri, bu ülkelerin kıyıdar oldukları Ege denizinde, ulusal karasuları sınırını 6 milden 12 mile genişletme çabaları oluşturuyor.      Türkiye'yle Yunanistan arasında fiili olarak saptanan 3 millik ulusal karasuları sınırı, 1930'ların ikinci yarısından itibaren değişti. Yunanistan, 1936'da aldığı bir kararla ulusal karasuları sınırını 6 mil olarak saptadı. Türkiye ise, 1964 yılında kabul edilen 476 sayılı Karasuları Kanunu ile Türk karasularının genişliğini 6 mil olarak belirledi ve karşılıklılık esasını kabul etti.      1964'ten itibaren iki ülkenin kara suları sınırının 6 mil olarak belirlenmesinden sonra Ege'de paylaşım şöyle gerçekleşti: Yunanistan, Ege'de 300 dolayında ada ve adacıklara sahip olmasından kaynaklanan bir avantajla yaklaşık % 35, Türkiye ise % 8,8 oranında bir paya sahip oldu. 1973 yılı sonlarında, Türkiye'nin TPAO'ya, Ege kıta sahanlığında petrol arama ruhsatları vermesinden sonra TürkYunan ilişkilerinde karasuları ve kıta sahanlığı tartışmaları yoğunlaştı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'yla birlikte, her iki ülke de, bu konuyu ulusal güvenlik kaygıları çerçevesinde ele almaya başladılar. Uluslararası deniz hukuk konferansları çerçevesinde karasularının 12 mile kadar genişletilebilmesi konusunda genel bir yaklaşım belirlenmişti. Yunanstan, buna paralel olarak, karasuları sınırını 6 milden 12 mile çıkaracağına ilişkin açıklamalarda bulunmaya başladı. Türkiye, bu açıklamalara oldukça sert tepkiler göstererek, bu yönde alınacak bir kararın "savaş nedeni" "casus belli" sayılacağını belirtti.  12 MİL İSTEĞİ      BM III. Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 1982'de hazırlanmasıyla Türkiye ve Yunanistan arasında Ege denizi karasuları ve kıta sahanlığı sorunu yeniden gündeme geldi ve Yunanistan, bu sözleşmeye dayanarak, ulusal karasuları sınırını 12 mil olarak belirleme hakkına sahip olduğunu ve bu hakkı zamanı geldiğinde kullanacağını açıkladı.      Bu yaklaşıma karşı Türkiye, karasularının genişliği konusunda geçerli olan tek bir genel kuralın bulunmadığını ileri sürerek, böylesine bir kuralın varlığı halinde bile, kendinin bu kurala bağlı sayılamayacağını belirtti. Ayrıca, Türkiye'nin görüşüne göre, Ege denizi, coğrafi konumu açısından kapalıyarı kapalı deniz statüsünde bulunuyor. Dolayısıyla, bu denizde karasuları belirlenirken bu yapının göz önünde bulundurularak hareket edilmesi, sınırların, kıyıdar ülkeler arasında yapılacak görüşmelerle belirlenmesi gerekiyor.      Yunanistan'ın Ege'de karasuları sınırını 12 mile genişletme kararının gerçekleşmesi halinde ortaya oldukça dengesiz bir paylaşım oranı çıkacak: Yunan karasuları % 60,33, Türk karasuları yaklaşık % 9 olacak. Bu dağılım içerisinde, Ege'de uluslararası antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasuları % 10,65, uluslararası sular veya açık deniz olarak kalan bölgenin oranıysa yüzde 20,02.      Ege'de karasuları sınırının 12 mile genişletilmesi halinde, bu bölgede devletlerin egemenlik hakları açısından da bazı değişiklikler yaşanacak, Türkiye açısından ulusal kıta sahanlığı olarak kabul edilen bölgeler Yunan karasuları içerisinde kalacak ve Türkiye bu bölgelerde hak iddia edemeyecek. Ege denizinin büyük bir bölümünün Yunan ulusal karasularını oluşturması ve uluslararası sular sayılabilecek bölgelerin Yunan karasularıyla çevrili olması, Türkiye'nin olduğu kadar, bu sulardan yararlanan diğer devletlerin de uluslararası sulardan yararlanma haklarını "zararsız geçiş" hakkına dönüştürecek. Karasularının 12 mil olarak belirlenmesi durumunda Ege denizinin ulusal hava sahası da buna bağlı olarak genişleyeceğinden, Türkiye'nin Ege üzerindeki askeri uçuşları, hava ve deniz tatbikatları gerçekleşemeyecek. Türkiye, Ege balıkçılığında da ekonomik ve ticari kayıplara uğrayacak. HUKUKİ VE SİYASİ GEREKÇELER Türkiye ve Yunanistan arasındaki bu uyuşmazlıkta tarafların ileri sürdükleri bir dizi hukuki ve siyasi gerekçeler bulunuyor.      Kıyıdar bir devletin ulusal karasuları sınırını saptama hakkı, BM III. Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 3. maddesinde ele alınıyor: "Her devlet karasularının genişliğini belirleme hakkına sahiptir. Bu genişlik, işbu sözleşmeye göre tespit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez."      Yunanistan, bu maddeye dayanarak, "kendi iç hukukunu ve bağımsız iradesini kullanarak" karasuları sınırlarını 6 milden 12 mile çıkarabileceğini ileri sürüyor.     Türkiye ise, BM sözleşmesinin bu hükmünün 12 mil genişliği bir "üst sınır" olarak kabul ettiğini savunuyor. Bu bağlamda, söz konusu hükme dayanarak karasuları genişliğini belirleme hakkını kullanan bir devletin bu uygulaması, aynı zamanda uluslararası bir nitelik taşıyor.  Nitekim, Uluslararası Adalet Divanı'nın almış olduğu bir karara göre, "Deniz alanlarının sınırlandırılmasının her zaman uluslararası yönü vardır. Bu, sadece sahildar devletin iç hukukunda açıklandığı biçimiyle, onun iradesine bağlı olamaz. Her ne kadar tek sahildar devletin bunu gerçekleştirme yetkisine sahip olması nedeniyle sınırlandırma işlemi zorunlu olarak tek taraflı bir işlem ise de, buna karşılık, bu sınırlandırmanın üçüncü devletler bakımından geçerliliği uluslararası hukuku ilgilendirmektedir."      Yunanistan Ege'de ulusal karasuları sınırlarını 12 mile çıkarırsa, Türkiye, uluslararası huku