Ege
Dosyası Türk Yunan ilişkilerinin ekseni Ege “Yunan
gölü” mü, “dostluk simgesi” mi ?.. Türkiye ve
komşusu Yunanistan arasında yaşanan ve çözüm bulamayan en önemli sorun
Ege denizi konusunda... Bu dosya, önümüzdeki dönemin gündeminde ağırlık
kazanacak. Sorunların nedenini ve Türkiye’nin bu haklı davasının
kaynağını bilmek, anlamak ve anlatmak gerekiyor. Ege’yi bir “Yunan
gölü” haline getirmek isteyenlerle, bu denizi bir “dostluk, barış ve
kucaklaşma simgesi” olarak görmek isteyenler var. Ege
sorunları TürkYunan ilişkilerinin eksenini oluşturuyor. İki ülke
arasında, karasularının genişletilmesi ve kıta sahanlığının saptanması
konularında çıkan görüş ayrılıklarının temelinde, Ege denizinin,
coğrafi ve jeolojik açıdan, uluslararası deniz hukukunun getirmiş
olduğu genel hükümlerin uygulanmasına olanak tanımayacak özelliklere
sahip olması bulunuyor. Bu kendine özgülük, Lozan Barış Antlaşması ile
ilkeleri kararlaştırılan ancak henüz harita üzerinde belirlenip bir
antlaşmaya bağlanmamış olan TürkYunan karasuları sınırlarının
belirsizliğiyle birleşince, Ege'deki statükoyu tartışmalı ve
dolayısıyla duyarlı hale getiriyor. Sorunların çözüme vardırılması
çabalarında taraflara kolaylık ve anlayış birlikteliği getirecek unsur,
iki ülke arasında karşılıklı güven ortamı sağlanması... Bu
gerçekleşmediği takdirde, uzlaşmazlık konuları üzerinde yapılan
girişimler sonuçsuz kalacağı gibi, tarafların bu sorunları hukuksal ve
siyasi olmayan yollardan çözümlemeye gidebilecekleri olasılığı da
gündemde yer etmeye başlıyor. Bu durum da, uzlaşmazlıkların ve ortamın
katılaşmasına neden oluyor. Türkiye'yle
Yunanistan arasındaki sorunlara çözüm bulunmasının daha çok vakit
alabileceği düşünülebilir. Tarafların kendi tezlerinde izledikleri katı
tutumlar devam ettiği sürece, iki ülke arasındaki uzlaşmazlıklara çözüm
taşımak oldukça güç bir uğraş olarak gündemde kalacak. Oysa, Ege'nin
iki ülkeyi ayıran değil birleştiren bir deniz olması gerektiği görüşünü
herkes vurguluyor. KARASULARININ GENİŞLETİLMESİ SORUNU
Türkiye ve Yunanistan arasındaki uyuşmazlık
konuları arasında, gerginliği bir anda tırmandırabilecek olanlardan
biri, bu ülkelerin kıyıdar oldukları Ege denizinde, ulusal karasuları
sınırını 6 milden 12 mile genişletme çabaları oluşturuyor.
Türkiye'yle Yunanistan arasında fiili olarak
saptanan 3 millik ulusal karasuları sınırı, 1930'ların ikinci
yarısından itibaren değişti. Yunanistan, 1936'da aldığı bir kararla
ulusal karasuları sınırını 6 mil olarak saptadı. Türkiye ise, 1964
yılında kabul edilen 476 sayılı Karasuları Kanunu ile Türk
karasularının genişliğini 6 mil olarak belirledi ve karşılıklılık
esasını kabul etti. 1964'ten itibaren iki
ülkenin kara suları sınırının 6 mil olarak belirlenmesinden sonra
Ege'de paylaşım şöyle gerçekleşti: Yunanistan, Ege'de 300 dolayında ada
ve adacıklara sahip olmasından kaynaklanan bir avantajla yaklaşık % 35,
Türkiye ise % 8,8 oranında bir paya sahip oldu. 1973 yılı sonlarında,
Türkiye'nin TPAO'ya, Ege kıta sahanlığında petrol arama ruhsatları
vermesinden sonra TürkYunan ilişkilerinde karasuları ve kıta sahanlığı
tartışmaları yoğunlaştı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'yla birlikte, her
iki ülke de, bu konuyu ulusal güvenlik kaygıları çerçevesinde ele
almaya başladılar. Uluslararası deniz hukuk konferansları çerçevesinde
karasularının 12 mile kadar genişletilebilmesi konusunda genel bir
yaklaşım belirlenmişti. Yunanstan, buna paralel olarak, karasuları
sınırını 6 milden 12 mile çıkaracağına ilişkin açıklamalarda bulunmaya
başladı. Türkiye, bu açıklamalara oldukça sert tepkiler göstererek, bu
yönde alınacak bir kararın "savaş nedeni" "casus belli" sayılacağını
belirtti. 12 MİL İSTEĞİ BM III. Deniz
Hukuku Sözleşmesi'nin 1982'de hazırlanmasıyla Türkiye ve Yunanistan
arasında Ege denizi karasuları ve kıta sahanlığı sorunu yeniden gündeme
geldi ve Yunanistan, bu sözleşmeye dayanarak, ulusal karasuları
sınırını 12 mil olarak belirleme hakkına sahip olduğunu ve bu hakkı
zamanı geldiğinde kullanacağını açıkladı. Bu
yaklaşıma karşı Türkiye, karasularının genişliği konusunda geçerli olan
tek bir genel kuralın bulunmadığını ileri sürerek, böylesine bir
kuralın varlığı halinde bile, kendinin bu kurala bağlı sayılamayacağını
belirtti. Ayrıca, Türkiye'nin görüşüne göre, Ege denizi, coğrafi konumu
açısından kapalıyarı kapalı deniz statüsünde bulunuyor. Dolayısıyla, bu
denizde karasuları belirlenirken bu yapının göz önünde bulundurularak
hareket edilmesi, sınırların, kıyıdar ülkeler arasında yapılacak
görüşmelerle belirlenmesi gerekiyor.
Yunanistan'ın Ege'de karasuları sınırını 12 mile genişletme kararının
gerçekleşmesi halinde ortaya oldukça dengesiz bir paylaşım oranı
çıkacak: Yunan karasuları % 60,33, Türk karasuları yaklaşık % 9 olacak.
Bu dağılım içerisinde, Ege'de uluslararası antlaşmalarla Yunanistan'a
devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasuları % 10,65,
uluslararası sular veya açık deniz olarak kalan bölgenin oranıysa yüzde
20,02. Ege'de karasuları sınırının 12 mile
genişletilmesi halinde, bu bölgede devletlerin egemenlik hakları
açısından da bazı değişiklikler yaşanacak, Türkiye açısından ulusal
kıta sahanlığı olarak kabul edilen bölgeler Yunan karasuları içerisinde
kalacak ve Türkiye bu bölgelerde hak iddia edemeyecek. Ege denizinin
büyük bir bölümünün Yunan ulusal karasularını oluşturması ve
uluslararası sular sayılabilecek bölgelerin Yunan karasularıyla çevrili
olması, Türkiye'nin olduğu kadar, bu sulardan yararlanan diğer
devletlerin de uluslararası sulardan yararlanma haklarını "zararsız
geçiş" hakkına dönüştürecek. Karasularının 12 mil olarak belirlenmesi
durumunda Ege denizinin ulusal hava sahası da buna bağlı olarak
genişleyeceğinden, Türkiye'nin Ege üzerindeki askeri uçuşları, hava ve
deniz tatbikatları gerçekleşemeyecek. Türkiye, Ege balıkçılığında da
ekonomik ve ticari kayıplara uğrayacak. HUKUKİ VE SİYASİ GEREKÇELER
Türkiye ve Yunanistan arasındaki bu uyuşmazlıkta tarafların ileri
sürdükleri bir dizi hukuki ve siyasi gerekçeler bulunuyor.
Kıyıdar bir devletin ulusal karasuları
sınırını saptama hakkı, BM III. Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 3.
maddesinde ele alınıyor: "Her devlet karasularının genişliğini
belirleme hakkına sahiptir. Bu genişlik, işbu sözleşmeye göre tespit
edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez."
Yunanistan, bu maddeye dayanarak, "kendi iç hukukunu
ve bağımsız iradesini kullanarak" karasuları sınırlarını 6 milden 12
mile çıkarabileceğini ileri sürüyor. Türkiye
ise, BM sözleşmesinin bu hükmünün 12 mil genişliği bir "üst sınır"
olarak kabul ettiğini savunuyor. Bu bağlamda, söz konusu hükme
dayanarak karasuları genişliğini belirleme hakkını kullanan bir
devletin bu uygulaması, aynı zamanda uluslararası bir nitelik
taşıyor. Nitekim, Uluslararası Adalet Divanı'nın almış olduğu bir
karara göre, "Deniz alanlarının sınırlandırılmasının her zaman
uluslararası yönü vardır. Bu, sadece sahildar devletin iç hukukunda
açıklandığı biçimiyle, onun iradesine bağlı olamaz. Her ne kadar tek
sahildar devletin bunu gerçekleştirme yetkisine sahip olması nedeniyle
sınırlandırma işlemi zorunlu olarak tek taraflı bir işlem ise de, buna
karşılık, bu sınırlandırmanın üçüncü devletler bakımından geçerliliği
uluslararası hukuku ilgilendirmektedir."
Yunanistan Ege'de ulusal karasuları sınırlarını 12 mile çıkarırsa,
Türkiye, uluslararası huku