Fazıl
Say ile söyeşi : "Fazıl Say sadece dahi bir
piyanist değil. O, 21. Yüzyıl'ın en büyük sanatçılarından biri olacak"
diye yazdı Fransız "Le Figaro" gazetesi. "Superstar" olarak
nitelendiriliyor Batı Avrupa ve Amerikan basınında…
Ankara'da, 1970'te doğan Fazıl Say, Devlet
Konservatuvarı'nda bir dahi olduğunu kanıtladıktan sonra, 17 yaşında
Düsseldorf RobertSchumann Enstitüsü'ne burslu gitti. Beş yıl sonra da
Berlin Konservatuvarı'na… Aldığı ödüllerle adını tüm dünyada duyurdu.
Şimdi New York, İsrail, Saint Persbourg, BBC, Fransız Ulusal Filarmoni
orkestraları gibi ekipler eşliğinde, Japonya'dan ABD'ye, herkes onu
dinliyor, onu konuşuyor. Say hem
piyanist, hem besteci… İlk eseri "Black Hymns"i 16 yaşındayken
müzikseverlere sundu. 1991'de piyano konçertosunu, Berlin Filarmoni
Orkestrası eşliğinde; 1996'da ikinci konçertosunu Boston'da tanıttı.
Nazım Hikmet'in şiirlerinden esinlenen Nazım oratoryosunu, Paris'te
sunduğu üçüncü piyano konçertosu izledi. Artık CD'leri satış rekorları
kırıyor, eserleri ve konserleri, kazandığı ödüllere paralel olarak
birbirini izliyordu. Fazıl Say, "Le Figaro"nun
yazdığı gibi, "21. Yüzyıl'ın en büyük sanatçılarından biri" olarak
sanat tarihine giriyordu. "Anadolu" ekibi, Say
ile Teşvikiye'deki evinde görüştü. Ana konu, derginin İngilizce özel
sayısı çerçevesinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım süreciydi.
"Sanatçılar çok evrensel düşünür, evrensel bir
dil konuşur" dedi Say ve ekledi: "Özellikle
klasik müzik dünya kültürü olduğu için, biz herkesin paylaştığı bir dil
konuşuruz. Ülke ayırımı gütmeyiz. Bu şehirler, bu ülkeler, bu gezegen
bizim mahallemiz kadar kısa mesafede, yakın... "
Sanatçı, TürkiyeAB ilişkileri konusunda şu
değerlendirmeyi yapıyor: "Yıllardır bütün
sorunları şaşkınlıkla izlemekteyiz. AB, gezegenin bütünleşmesi
açısından güzel bir proje, güzel bir adımdır. Diğer ülkelerin de AB'ye
katılımıyla bu proje gelişmeli ve gerçek anlamda hedefine ulaşmalıdır
diye düşünüyorum. Maddi ve manevi ayrıntılar, ters ve düz düşünenler
olabilir; bütün bu türbülanslar zamanla aşılacaktır."
"AB'nin sınırlarının mümkün olduğu kadar geniş tutulmasından öte, benim
vermek istediğim mesaj, gezegenin bir bütün olması gereğidir" diyen
Fazıl Say, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Türkiye'nin AB'ye aktarabileceği müthiş bir
potansiyeli, kültürü, yetenekleri var. Tarihin en eski uygarlığı
Anadolu'da... AB'nin ekonomik bir birlik olduğu gerçek ve Türkiye
ekonomik düzeyi yakalamak için çaba harcamak durumunda...
Kültürler ve dinler arası farklılıklardan kaynaklanabilecek olası
sorunlar çok daha kolay aşılabilir. Türkiye ve Türk halkı Hıristiyanlık
kültürüne alışıktır ama bizim kültürümüze alışık, tanışık olmayanlar
Batı Avrupalılar..." Sorduk sanatçıya:
"AB'nin, yıl sonunda Türkiye'ye tam üyelik müzakerelerinin başlamasına
ilişkin bir tarih vermesi veya vermemesi söz konusu. Sizce verseler ne
olur, vermeseler ne olur?" Yanıt özetle
şöyle: "Bu biraz sıkıştırılmış bir iş. Ben iki
Almanya'nın birleşmesini yaşadım. Orada tarih falan yoktu. Bu tür
şeylerin doğal akması gerekir. 1989 sonunda, Berlin'de yaşarken gördüm.
İki Almanya'nın birleşmesini halk yaptı, olay kendiliğinden gelişti.
Milyonlarca insan öyle istedi. Politikacıların tatsızlığını aşmış bir
durumdu. Bizim AB ile bütünleşmemiz de öyle olmalı. İnsanların,
kamuoylarının istemesi önemli. AB bizi çok az biliyor, çok az tanıyor.
Biz sanatçıların ortak kaygısı da bu. Bizi döner kebapçı olarak
biliyorlar. Bana "Türkiye'de piyano var mı?" diye sorarlardı, kısa süre
öncesine kadar. Bu aşamalardan, türbülanslardan geçtik. Almanya'dan
1995'te ayrıldım. Şimdi çok büyük gelişme var. Türk sanatçılar orada en
büyük işleri yapıyorlar. TürkiyeAB ilişkileri tek tük politikacı
kafalarının götüreceği bir iş olmamalı. Halkların doğallıyla,
anlaşmasıyla, kucaklaşmasıyla olmalı bu iş... Bu doğallığın oluşması
için de karşılıklı daha iyi tanışmamız gerekiyor. Bu arada, Türkiye'de
AB hedefinin tanıtımını da yanlış buluyorum. AB'ye girelim de
Londra'ya, Paris'e gidelim, serbest dolaşım olsun demek yanlış, öyle
olmayacak. Olay bu değil. Bir kandırmaca hissediyorum ki bu çok yanlış.
Bazı gerçekleri de gözardı etmemeliyiz. Gerçeklerden yola çıkılmadıkça
olmuyor." Fazıl Say, sınır ve tabiyet sorunlarını
aşmış, küreselleşmiş bir sanatçı. "Dünyanın neresinde olursak olalım,
insan mutluluğu ve mutsuzluğu kendi evrenindedir" diyor ve ekliyor:
"Bu bir sanatçı düşüncesi. Bana, "Diyarbakır
veya Erzurum'da çalmakla Brüksel veya New York'ta çalmak arasıonda bir
fark var mı?" diye soruyorlar. Yok. Ben çalarken kendimi
düşünüyor, düzeyi ve çıtayı yükseltmekten mutluluk duyuyorum. Müzik
yapıyorum. Erzurum'daki belki ilk kez bu müziği dinliyor, New York'taki
belki aynı eseri yüz ellinci kez farklı bir yorumla işitiyor. Bu çok
önemli değil. Önemli olan, iki dinleyenin de sevmesi ve paylaşımı..."
Fazıl Say'a, Batı Avrupa'daki Türklerin ilgi
ve katılım düzeylerini de sorduk. Dünyanın bu kesiminde her yıl 70 ila
80 konser verdiğini belirtti ve "Gelen Türklerin oranı yüzde 10 olsa
havalara uçarım. Bin kişilik konsere ikiüç Türk geliyor. Bir
temassızlık var. Haberdar olmuyorlar" dedi. Sorun
"haberdar olmak" ise okuyucularımıza şimdiden bildirelim: 20 Aralık'ta,
Fazıl Say ve Sertap Erener, Brüksel'de, Palais de Beaux Arts'dalar...
Rüya gibi bir konser izlemek istiyorsanız sakın kaçırmayın!