Atatürk Sayfası: [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Bozar'da Türkiye etkinlikleri



Atatürk Sayfası: [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Bozar'da Türkiye etkinlikleri


Fazıl Say ile söyeşi :      "Fazıl Say sadece dahi bir piyanist değil. O, 21. Yüzyıl'ın en büyük sanatçılarından biri olacak" diye yazdı Fransız "Le Figaro" gazetesi. "Superstar" olarak nitelendiriliyor Batı Avrupa ve Amerikan basınında…      Ankara'da, 1970'te doğan Fazıl Say, Devlet Konservatuvarı'nda bir dahi olduğunu kanıtladıktan sonra, 17 yaşında Düsseldorf RobertSchumann Enstitüsü'ne burslu gitti. Beş yıl sonra da Berlin Konservatuvarı'na… Aldığı ödüllerle adını tüm dünyada duyurdu. Şimdi New York, İsrail, Saint Persbourg, BBC, Fransız Ulusal Filarmoni orkestraları gibi ekipler eşliğinde, Japonya'dan ABD'ye, herkes onu dinliyor, onu konuşuyor.       Say hem piyanist, hem besteci… İlk eseri "Black Hymns"i 16 yaşındayken müzikseverlere sundu. 1991'de piyano konçertosunu, Berlin Filarmoni Orkestrası eşliğinde; 1996'da ikinci konçertosunu Boston'da tanıttı. Nazım Hikmet'in şiirlerinden esinlenen Nazım oratoryosunu, Paris'te sunduğu üçüncü piyano konçertosu izledi. Artık CD'leri satış rekorları kırıyor, eserleri ve konserleri, kazandığı ödüllere paralel olarak birbirini izliyordu.      Fazıl Say, "Le Figaro"nun yazdığı gibi, "21. Yüzyıl'ın en büyük sanatçılarından biri" olarak sanat tarihine giriyordu.      "Anadolu" ekibi, Say ile Teşvikiye'deki evinde görüştü. Ana konu, derginin İngilizce özel sayısı çerçevesinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım süreciydi.      "Sanatçılar çok evrensel düşünür, evrensel bir dil konuşur" dedi Say ve ekledi:      "Özellikle klasik müzik dünya kültürü olduğu için, biz herkesin paylaştığı bir dil konuşuruz. Ülke ayırımı gütmeyiz. Bu şehirler, bu ülkeler, bu gezegen bizim mahallemiz kadar kısa mesafede, yakın... "      Sanatçı, TürkiyeAB ilişkileri konusunda şu değerlendirmeyi yapıyor:      "Yıllardır bütün sorunları şaşkınlıkla izlemekteyiz. AB, gezegenin bütünleşmesi açısından güzel bir proje, güzel bir adımdır. Diğer ülkelerin de AB'ye katılımıyla bu proje gelişmeli ve gerçek anlamda hedefine ulaşmalıdır diye düşünüyorum. Maddi ve manevi ayrıntılar, ters ve düz düşünenler olabilir; bütün bu türbülanslar zamanla aşılacaktır."    "AB'nin sınırlarının mümkün olduğu kadar geniş tutulmasından öte, benim vermek istediğim mesaj, gezegenin bir bütün olması gereğidir" diyen Fazıl Say, sözlerini şöyle sürdürüyor:
     "Türkiye'nin AB'ye aktarabileceği müthiş bir potansiyeli, kültürü, yetenekleri var. Tarihin en eski uygarlığı Anadolu'da... AB'nin ekonomik bir birlik olduğu gerçek ve Türkiye ekonomik düzeyi yakalamak için çaba harcamak durumunda...  Kültürler ve dinler arası farklılıklardan kaynaklanabilecek olası sorunlar çok daha kolay aşılabilir. Türkiye ve Türk halkı Hıristiyanlık kültürüne alışıktır ama bizim kültürümüze alışık, tanışık olmayanlar Batı Avrupalılar..."      Sorduk sanatçıya: "AB'nin, yıl sonunda Türkiye'ye tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin bir tarih vermesi veya vermemesi söz konusu. Sizce verseler ne olur, vermeseler ne olur?"    Yanıt özetle şöyle:     "Bu biraz sıkıştırılmış bir iş. Ben iki Almanya'nın birleşmesini yaşadım. Orada tarih falan yoktu. Bu tür şeylerin doğal akması gerekir. 1989 sonunda, Berlin'de yaşarken gördüm. İki Almanya'nın birleşmesini halk yaptı, olay kendiliğinden gelişti. Milyonlarca insan öyle istedi. Politikacıların tatsızlığını aşmış bir durumdu. Bizim AB ile bütünleşmemiz de öyle olmalı. İnsanların, kamuoylarının istemesi önemli. AB bizi çok az biliyor, çok az tanıyor. Biz sanatçıların ortak kaygısı da bu. Bizi döner kebapçı olarak biliyorlar. Bana "Türkiye'de piyano var mı?" diye sorarlardı, kısa süre öncesine kadar. Bu aşamalardan, türbülanslardan geçtik. Almanya'dan 1995'te ayrıldım. Şimdi çok büyük gelişme var. Türk sanatçılar orada en büyük işleri yapıyorlar. TürkiyeAB ilişkileri tek tük politikacı kafalarının götüreceği bir iş olmamalı. Halkların doğallıyla, anlaşmasıyla, kucaklaşmasıyla olmalı bu iş... Bu doğallığın oluşması için de karşılıklı daha iyi tanışmamız gerekiyor. Bu arada, Türkiye'de AB hedefinin tanıtımını da yanlış buluyorum. AB'ye girelim de Londra'ya, Paris'e gidelim, serbest dolaşım olsun demek yanlış, öyle olmayacak. Olay bu değil. Bir kandırmaca hissediyorum ki bu çok yanlış. Bazı gerçekleri de gözardı etmemeliyiz. Gerçeklerden yola çıkılmadıkça olmuyor."    Fazıl Say, sınır ve tabiyet sorunlarını aşmış, küreselleşmiş bir sanatçı. "Dünyanın neresinde olursak olalım, insan mutluluğu ve mutsuzluğu kendi evrenindedir" diyor ve ekliyor:      "Bu bir sanatçı düşüncesi. Bana, "Diyarbakır veya Erzurum'da çalmakla Brüksel veya New York'ta çalmak arasıonda bir fark var mı?"  diye soruyorlar. Yok. Ben çalarken kendimi düşünüyor, düzeyi ve çıtayı yükseltmekten mutluluk duyuyorum. Müzik yapıyorum. Erzurum'daki belki ilk kez bu müziği dinliyor, New York'taki belki aynı eseri yüz ellinci kez farklı bir yorumla işitiyor. Bu çok önemli değil. Önemli olan, iki dinleyenin de sevmesi ve paylaşımı..."      Fazıl Say'a, Batı Avrupa'daki Türklerin ilgi ve katılım düzeylerini de sorduk. Dünyanın bu kesiminde her yıl 70 ila 80 konser verdiğini belirtti ve "Gelen Türklerin oranı yüzde 10 olsa havalara uçarım. Bin kişilik konsere ikiüç Türk geliyor. Bir temassızlık var. Haberdar olmuyorlar" dedi.    Sorun "haberdar olmak" ise okuyucularımıza şimdiden bildirelim: 20 Aralık'ta, Fazıl Say ve Sertap Erener, Brüksel'de, Palais de Beaux Arts'dalar... Rüya gibi bir konser izlemek istiyorsanız sakın kaçırmayın!