leri ya
da köprüler değidir. Boğazlar, Akdeniz'in öteki önemli su geçitlerinden
Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, dünyanın büyük
denizlerini ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha
geniş anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve ekonomisi
üzerine olan etkilerini bugün de koruyor. Boğazlar, dünyanın diğer
parçalarında pek görülmemiş, ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne
oldu. Birinci Dünya Savaşı öncesinin başlıca
büyük devletlerinden Almanya'nın, "Drang Nach Osten" (doğuya doğru)
politikası, Rusya'nın ılık denizlere ulaşma emelleri; İngiltere'nin,
"denizlere egemen olan dünyaya hakim olur" teorisine dayanarak,
özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya'nın Akdeniz'e çıkmasını
engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında
düğümlendi. Boğazların bu tartışma
götürmez önemi konusunda Napolyon, "İstanbul bir anahtardır. İstanbul'a
egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya, Çanakkale Boğazı'nı ele
geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır"
demekle, Fransa'nın Boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya
koymuş oluyordu. Rusya'nın görüşüyse,
Genelkurmay Başkanı Kropatki'nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya'nın
en önemli işinin, İstanbul Boğazı'nı ele geçirmek olduğuna işaretle,
"Osmanlı Devleti'ni, Boğazı Rusya'ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya
ile anlaşma yapmalıdır" şeklinde ifadesi ile ortaya çıkıyor.
Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki bu
emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere itti.
İşte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmaları, İngiliz ve
Fransızlar'ı İstanbul'u almaya ve Ruslar'dan önce İstanbul Boğazı’na el
atmaya yöneltti ve Çanakkale Cephesi'nin açılmasında başlıca etken
oldu. Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece
görünüşteki nedenini oluşturdu. İngiliz Donanma Bakanı Churchill,
cephenin açılmasında büyük çaba gösterdi. Churchill, Türklerin askeri
gücünü ciddiye almadı; en güçlü ve modern silahlarla donatılmış
zırhlılarının Boğaz'da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten
vazgeçeceğini sandı. Bu büyük bir yanılgıydı. İngilizler,
Çanakkale'deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel
ölçülere vurup, manevi gücü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap
hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de
beklemedikleri bir yenilgiye uğradılar. Zaferi denizde Türk top ve
mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler. TARİHİN
AKIŞI DEĞİŞTİ İngilizFransız donanmalarının Marmara'ya girerek,
İmparatorluğun başkenti İstanbul'u bir ay içinde ele geçirme planları
suya düşürülmüştü. Türk ordusunun Balkan Savaşı'nda zedelenen ve
hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştı. Deniz ve kara
harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve
çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi'nde yerini alan Çanakkale muharebeleri,
Mustafa Kemal gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Savaşı'nın
bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele'nin bu eşsiz liderini
Türk ulusuna kazandırmıştı. Çanakkale zaferi, düşman
kuvvetlerinin Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakarak, Almanya'nın
güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini de boşa çıkarmış,
böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden
olmuştu. Çanakkale Boğazı'nın kapatılıp
Rusya'ya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme
yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve
Fransız askerini bölgeye çekmekle, bu kuvveti Alman cephesinden uzak
tutmuş ve Almanya'nın Doğu Cephesi'ndeki harekatını
kolaylaştırmıştı. Çanakkale muharebelerinin
diğer bir anlam ve önemi de, çöküş dönemini yaşamakta olan Osmanlı
İmparatorluğu'nun, dünya kamuoyunda yarattığı kötü imajın sonucu
olarak, Türk'ün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş
olduğunu kanıtlamış olmasıydı. Bir başka deyişle, düşman devletler, her
nedense Osmanlı Devleti'nin çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu
oluşturan Türk ulusunun özgürlük azim ve ruhuyla inanç gücünün
birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi
anlayabildiler. Çanakkale cephesinde, düşman
Fransız ve İngiliz orduları bir yıl boyunca yarım milyondan fazla bir
kuvveti tuttular, bunun yarısını kaybettiler. Çanakkale muharebeleri,
Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah,
araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına
karşı direnç ,azim ve ruhunu ortaya koyması açısından da önem
taşıyordu. Orada belli oluyordu ki Türk askeri ve Türk ulusu
bağımsızlığından taviz vermeyecekti ve İstiklâl Savaşı ne pahasına
olursa olsun kazanılacaktı. Türkiye
Cumhuriyeti, düşmana bu mesajı veren, şimdi Çanakkale'de yatan
onbinlerce şehidin eseridir. Gelibolu Yarımadası'na gidince bunu daha
iyi hissedeceksiniz.