AB'den sermaye göçü [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



AB'den sermaye göçü [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Bizim yöreler Gelibolu Yarımadası Bir vatan kalbinin attığı yer...      Gelibolu Yarımadası'nın başlarında bulunan Korudağ'dan aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. Yol, Akdeniz ikliminin en yaygın ağacı olan kızılçamlar arasından kıvrılarak devam ediyor. Birdenbire Saros Körfezi'ni karşımızda buluyoruz. Gelibolu Yarımadası'nın Ege denizinde oluşturduğu bu körfez, dalınabilir derinliklerde zengin bir mercan ve sünger örtüsünün bulunduğu nadir sulardan... Kızılçam ormanlarıyla kaplı körfezdeki sayısız küçük koylarsa yazın en sıcak günlerinde dahi geleni serinletiyor. Marmara'yla Ege arasında, bu iki denizi ayıran Gelibolu Yarımadası, aynı zamanda Akdeniz iklimine de geçiş bölgesi.     Yarımadanın, adını, bugün yeri belirsiz olan Gallipolis şehrinden aldığı biliniyor. Lidyalılara, Perslere, Makedonya, Roma ve Bizans'a yurt olan bu bölge, 1367 yılından beri Türkleri ağırlıyor. Binlerce yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan yarımadada Çanakkale'nin iki ilçesi yer alıyor.      Bunlardan Gelibolu ilçesi, Çanakkale Boğazı'nın Marmara kıyısına kurulmuş bir liman yerleşimi. Balıkçılık ve tarımla geçinen ilçenin oldukça büyük limanından, Asya kıyısındaki Lapseki'ye düzenli arabalı vapur seferleri yapılıyor. Özellikle sardalye konserveciliğiyle adını duyuran Gelibolu'da her zaman taze ve çeşitli balık bulunuyor. İlçede Osmanlı döneminden bugüne gelebilen yapıtlar arasında Ulu Cami, Azaplar Namazgâhı, Ahmet Bican Türbesi, Kasapoğlu Ali Bey Hamamı ve Saruca Paşa Hamamı yer alıyor.     Yarımadanın güneyinde kalan ikinci ilçesi Eceabat, Trakya'dan Ege'ye inen anayolun geçiş bölgesinde... Kaleleri ile ünlü olan ilçedeki Kilitbahir Kalesi, Osmanlı yapı sanatının en iyi örneklerinden. Fatih Sultan Mehmet tarafından, 1462'de yaptırılan kalenin dış duvarlarının ince oluşuna karşın, yonca yaprağı şeklindeki iç kalesinin duvarları çok kalın.     Özellikle kuzey ve orta kesimlerindeki verimli topraklarında düzenli olarak tarım yapılan Gelibolu Yarımadası, temmuz ayında uçsuz bucaksız ayçiçek tarlalarıyla bambaşka bir güzelliğe bürünüyor. Güneyi geniş kızılçam ormanları ve makilerle kaplı olan yarımada, yakın tarihimizdeki en önemli savaşlardan Çanakkale Savaşı'nın gerçekleştiği bölge olması nedeniyle 1973 yılında Milli Park ilan edildi. 500 bin askerin can verdiği bu yerlerde Türk, İngiliz, Fransız, Anzaklara ait mezarlar, şehitlikler ve anıtlar bulunuyor. Kabatepe ve Hisarlık tepelerinde de ölen tüm askerlerin anısına oluşturulan savaş müzeleri yer alıyor. Bu müzeler, bölgede yaşananları olanca canlılığı ve hüznüyle yansıtıyor. Yarımadanın kuzey ve doğuya bakan 61 kilometrelik bölümü Asya'daki Biga Yarımadası ile boğaz yaparak Marmara ve Ege'yi birleştiriyor. Çanakkale Boğazı'nın genişliği yer yer 1.250 metreye düşüyor, bazı bölgelerde 8 kilometreyi buluyor.      Çanakkale Boğazı, girintili çıkıntılı yapısı ve yemyeşil görüntüsüyle olağanüstü bir çekiciliğe sahip. Bölgenin Ege denizinde yer alan kıyıları ise uçsuz bucaksız kumluk sahilleri ve yer yer kayalık koylarıyla her tür dinlence ve eğlenceye olanak tanıyor. Boğazın uysal Ege kesimi, denize girmeye elverişli kilometrelerce doğal sahiliyle tatilcilere kucak açıyor. Gelibolu Yarımadası, güzel yurdun,  hem doğası, hem tarihiyle muhakkak görülmesi gereken bölgelerinden biri... Siz buralardan geçerken, şair Necmettin Halil Onan size "Dur Yolcu" diyecektir: Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın, Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,Gördüğüm bu tümsek, Anadolu'nda, İstiklâl uğrunda, namus yolunda, Can veren Mehmed'in  yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed'in düşmanı boğuldu sele,  Mübarek kanını kattığı yerdir. Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin, Bir harbin sonunda, bütün milletin, Hürriyet zevkini tattığı yerdir.  Gerçekten de, dünya tarihinin en zorlu ve kanlı savaşının yaşandığı Çanakkale cephesi, Türk ulusunun özgürlüğe doğru umut ve hareket noktası oldu.      Okuyucularımıza hatırlatalım:      Birinci Dünya Savaşı... İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyorlardı. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti'ni saf dışı bırakmak, Rus ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya cephesinde bunalan Rusya'yı rahatlatmak ve Türk Ordusu'nun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ      İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa terfi ettirildi.       General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri, 67 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 910 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti.      Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu öğrenim çağında onbinlerce subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 1920 Aralık 1915'te Anafartalar ve Arıburnu'ndan, 89 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler. BOĞAZLARIN ÖNEMİ      Çanakkale Boğazı'nın düşman tarafından zorlanması, kuşkusuz sıradan bir askeri harekat ya da muharebe olayı değildi. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tarihi ve stratejik önemlerini düşünün. Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz'i Karadeniz'e, Avrupa'yı Asya'ya bağlayan su geçit