Bizim
yöreler Gelibolu Yarımadası Bir vatan kalbinin attığı yer...
Gelibolu Yarımadası'nın başlarında bulunan
Korudağ'dan aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. Yol, Akdeniz ikliminin en
yaygın ağacı olan kızılçamlar arasından kıvrılarak devam ediyor.
Birdenbire Saros Körfezi'ni karşımızda buluyoruz. Gelibolu
Yarımadası'nın Ege denizinde oluşturduğu bu körfez, dalınabilir
derinliklerde zengin bir mercan ve sünger örtüsünün bulunduğu nadir
sulardan... Kızılçam ormanlarıyla kaplı körfezdeki sayısız küçük
koylarsa yazın en sıcak günlerinde dahi geleni serinletiyor.
Marmara'yla Ege arasında, bu iki denizi ayıran Gelibolu Yarımadası,
aynı zamanda Akdeniz iklimine de geçiş bölgesi.
Yarımadanın, adını, bugün yeri belirsiz olan Gallipolis şehrinden
aldığı biliniyor. Lidyalılara, Perslere, Makedonya, Roma ve Bizans'a
yurt olan bu bölge, 1367 yılından beri Türkleri ağırlıyor. Binlerce
yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan yarımadada Çanakkale'nin
iki ilçesi yer alıyor. Bunlardan Gelibolu
ilçesi, Çanakkale Boğazı'nın Marmara kıyısına kurulmuş bir liman
yerleşimi. Balıkçılık ve tarımla geçinen ilçenin oldukça büyük
limanından, Asya kıyısındaki Lapseki'ye düzenli arabalı vapur seferleri
yapılıyor. Özellikle sardalye konserveciliğiyle adını duyuran
Gelibolu'da her zaman taze ve çeşitli balık bulunuyor. İlçede Osmanlı
döneminden bugüne gelebilen yapıtlar arasında Ulu Cami, Azaplar
Namazgâhı, Ahmet Bican Türbesi, Kasapoğlu Ali Bey Hamamı ve Saruca Paşa
Hamamı yer alıyor. Yarımadanın güneyinde kalan
ikinci ilçesi Eceabat, Trakya'dan Ege'ye inen anayolun geçiş
bölgesinde... Kaleleri ile ünlü olan ilçedeki Kilitbahir Kalesi,
Osmanlı yapı sanatının en iyi örneklerinden. Fatih Sultan Mehmet
tarafından, 1462'de yaptırılan kalenin dış duvarlarının ince oluşuna
karşın, yonca yaprağı şeklindeki iç kalesinin duvarları çok
kalın. Özellikle kuzey ve orta kesimlerindeki
verimli topraklarında düzenli olarak tarım yapılan Gelibolu Yarımadası,
temmuz ayında uçsuz bucaksız ayçiçek tarlalarıyla bambaşka bir
güzelliğe bürünüyor. Güneyi geniş kızılçam ormanları ve makilerle kaplı
olan yarımada, yakın tarihimizdeki en önemli savaşlardan Çanakkale
Savaşı'nın gerçekleştiği bölge olması nedeniyle 1973 yılında Milli Park
ilan edildi. 500 bin askerin can verdiği bu yerlerde Türk, İngiliz,
Fransız, Anzaklara ait mezarlar, şehitlikler ve anıtlar bulunuyor.
Kabatepe ve Hisarlık tepelerinde de ölen tüm askerlerin anısına
oluşturulan savaş müzeleri yer alıyor. Bu müzeler, bölgede yaşananları
olanca canlılığı ve hüznüyle yansıtıyor. Yarımadanın kuzey ve doğuya
bakan 61 kilometrelik bölümü Asya'daki Biga Yarımadası ile boğaz
yaparak Marmara ve Ege'yi birleştiriyor. Çanakkale Boğazı'nın genişliği
yer yer 1.250 metreye düşüyor, bazı bölgelerde 8 kilometreyi
buluyor. Çanakkale Boğazı, girintili çıkıntılı
yapısı ve yemyeşil görüntüsüyle olağanüstü bir çekiciliğe sahip.
Bölgenin Ege denizinde yer alan kıyıları ise uçsuz bucaksız kumluk
sahilleri ve yer yer kayalık koylarıyla her tür dinlence ve eğlenceye
olanak tanıyor. Boğazın uysal Ege kesimi, denize girmeye elverişli
kilometrelerce doğal sahiliyle tatilcilere kucak açıyor. Gelibolu
Yarımadası, güzel yurdun, hem doğası, hem tarihiyle muhakkak
görülmesi gereken bölgelerinden biri... Siz buralardan geçerken, şair
Necmettin Halil Onan size "Dur Yolcu" diyecektir: Dur yolcu! Bilmeden
gelip bastığın, Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak
ver, bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız,
gölgesiz yolun sonunda,Gördüğüm bu tümsek, Anadolu'nda, İstiklâl
uğrunda, namus yolunda, Can veren Mehmed'in yattığı yerdir. Bu
tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed'in düşmanı boğuldu sele, Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin, Hürriyet zevkini tattığı
yerdir. Gerçekten de, dünya tarihinin en zorlu ve kanlı savaşının
yaşandığı Çanakkale cephesi, Türk ulusunun özgürlüğe doğru umut ve
hareket noktası oldu. Okuyucularımıza
hatırlatalım: Birinci Dünya Savaşı...
İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini
lehlerine çevirmek istiyorlardı. Rus ekonomisi savaşın yükünü
kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti'ni saf
dışı bırakmak, Rus ordusuna gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en
hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya cephesinde bunalan Rusya'yı
rahatlatmak ve Türk Ordusu'nun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale
Boğazına harekat düzenlediler. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale
Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf
Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na
asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar. 25 Nisan 1915'te
Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği
birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal
albaylığa terfi ettirildi. General Harrington
komutasındaki İngiliz birlikleri, 67 Ağustos 1915'te tekrar taarruz
etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 910 Ağustos 1915'te 1.
Anafartalar Zaferi'ni kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21
Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti.
Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu
öğrenim çağında onbinlerce subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin
geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler
kadar kayıp bıraktılar. 1920 Aralık 1915'te Anafartalar ve
Arıburnu'ndan, 89 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler.
BOĞAZLARIN ÖNEMİ Çanakkale Boğazı'nın düşman
tarafından zorlanması, kuşkusuz sıradan bir askeri harekat ya da
muharebe olayı değildi. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tarihi ve
stratejik önemlerini düşünün. Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede
sadece Akdeniz'i Karadeniz'e, Avrupa'yı Asya'ya bağlayan su geçit