Bir öğretmenin veda mektubu [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Başkonsolos Bigalı ile veda sohbeti



Bir öğretmenin veda mektubu [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Başkonsolos Bigalı ile veda sohbeti


Öğretmene veda Belçika’nın Farciennes bölgesinde Türkçe ve Türk kültürü dersleri öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra Türkiye’ye dönen öğretmen Hasan Tezcan’a, öğrenciler ve veliler, muhteşem ve ‘’sürpriz’’ bir veda partisi düzenlediler. Farciennes Belediyesi’nin Belçikalı yetkililerinin de hazır bulunduğu bu özel günde öğrenciler folklor gösterileriyle ve çeşitli etkinliklerle öğretmenlerine veda ettiler. Bölgedeki çalışmaları ve sosyal faaliyetlere yoğun katkılarıyla kendini sevdiren Hasan Tezcan, duygulu anlar yaşadıktan sonra, görevine İzmir Buca’da devam etmek üzere Türkiye’ye döndü.    Belçika’da, Türk Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görevlendirilmiş Türkçe ve Türk kültürü öğretmenleri hiç de kolay olmayan koşullarda hizmet veriyorlar. Bu öğretmenlerin çok büyük bir kısmı, özveriyle, velilerle işbirliği arayarak, olanaklar yaratmaya çalışarak çocukların sağlıklı eğitimi için emek harcıyor. Bazı bölgelerde, gerçek anlamda “örnek” gösterilebilecek öğretmen ve sınıflar var. Charleroi yakınlarındaki Farciennes’de, öğretmen Hasan Tezcan işte bu “örnek” eğitim emekçilerinden biriydi.    Tezcan, bölgeye ilk geldiğinde, ev ev, kapı kapı dolaşıp öğrencilerini toplamış, öğretmenin bu gayretlerini gören veliler, Okul Aile Birliği ve dernekler destek sağlamışlardı.Charleroi'dan Anadolu'ya plaket     Charleroi bölgesi DİTİB Dernekleri Federasyonu, “Anadolu” dergisine ve temsilcisi Mehmet Öksüz’e, bölgedeki sosyal faaliyetlere ve tanıtıma katkıları nedeniyle bir şükran plaketi verdi.     Plaket, Farciennes DİTİB Başkanı Süleyman Çoban tarafından  Arkadaşımız Öksüz’e sunuldu.Mustafa Kemal'e saldırmanın dayanılmaz hafifiliği Prpf. Ahmet Taner Kışlalı       Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamız sırasında şöyle demişti:     " Geçmişte Atatürk'ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor."     Benzer aşamadan geçmiş bir kişi olarak, bu değerlendirmeyi gönülden paylaşmam zor değildi. Zaman bizleri değil, Mustafa Kemal'i haklı çıkarmıştı.     Lenin'in, Mao'nun, Enver Hoca'nın, Dimitrof'un heykellerinin yerlerde sürüklendiği, resimlerinin duvarlardan kaldırıldığı, Leningrad isminin St. Petersburg'a dönüştürüldüğü günümüzde, bunu görebilmek kuşkusuz daha kolay.    Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.   Eğer Türkiye'nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal'e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır.  Ama "çağı yakalama" arayışında görünürken aynı şeyi yapmaya kalkarsanız; belki  her garip şeyi yapanlara olduğu gibi  bazı dikkatleri üzerinize çekersiniz, ama inandırıcı olamazsınız.   Bir bakıyorsunuz; Kültür Bakanı'nı temsilen açık oturuma katılan bir sayın konuşmacı, Kemalizmin Batı Avrupa'daki totaliter ideolojilerin etkisi altında kaldığını söylüyor. ( Çekinmese, faşistlikle suçlayacak. )    Bir bakıyorsunuz; Marksist soldan ciddi bir düşünür, "Halka sorulsaydı dil devrimini kabul eder miydi?" diye soruyor. ( Sanki referandumla devrim yapılabilirmiş gibi... )     Bir bakıyorsunuz; 60'lı yıllarda Atatürk'ün sosyalistliğini kanıtlamak için ter döken bir köşe yazarı, şimdi onu küçültmek için tüm kalem kıvraklığını kullanma telaşı içinde.     Bir bakıyorsunuz; "orijinal" olabilme uğruna, Atatürk'ü demokrasi karşıtı gösterebilmek için, kendi eğilimlerine bilim kılıfı giydirme çabasına girenler var.     Mustafa Kemal'i bilimsel olarak değerlendirebilmenin yöntemi açık: Hangi koşullardaydı? Ne yapmak istiyordu? Ne yaptı? Sonuç ne oldu?     Hangi koşullarda yola çıktığını biliyoruz. Ne yapmak istediğini ise  en kıt zekâlıların bile yanlış anlayamayacağı kadar  açık söylemiş:     “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken, demokrasinin bütün geleneklerini sırası geldikçe yerine koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir. Böyle bir nazariyat, vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını unutmayı amaçlar. Bir ulusu oluşturan bireylerin her çeşit özgürlüğü güven altında bulunmalıdır."     Ne yapmış?      Hiçbir şeyin devletin dışında olamadığı faşizmin yükselme döneminde bile, Türk Dil ve Tarih Kurumları, siyasal iktidarların etkisinden uzak, bağımsız bir yapıda oluşturulmuş. Totaliter bir kültürden demokratrik bir kültüre geçiş için büyük çaba sarfetmiş      Dışarıda varolmayan çoğulculuğu, tek partinin içinde adeta özendirmiş. "Devletçilik" resmi ideoloji iken, özel sektör ve liberalizm savunucuları partinin ve devletin en üst düzeylerine kadar yükselebilmişler; parti içinde ayrı bir kanat oluşturmuşlar.      CHP'ye faşist bir model getirmek isteyenleri terslemiş. Bir muhalefet partisi kurulması deneyini,  çok olumsuz koşullarda bile  kendi eliyle başlatmış.      Peki açtığı yol  tüm ihanetlere karşın  nereye varmış?      Eksikleri, yanlışları olsa da hiçbir Müslüman ülkede var olmayan bir demokrasiye!..       Bir cümle hâlâ kulaklarımda: "Cesaretim olsa, tıpkı İnce Mehmed'in destanını yazdığım gibi, Mustafa Kemal'in de desatanını yazmak isterdim..."    Ölümünden yarım yüzyıl sonra  ve tüm ideolojik değerlerin altüst olduğu bir dünyada  eğer bir kişi hâlâ Yaşar Kemal'de ve milyonlarca insanda bu duyguları yaratabiliyorsa, hâlâ güncelse, bunun anlamı açıktır.  Bu ülkede Atatürk'ü yıkarak olumlu bir şeyler yapabileceğini sananların, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgı yaşadıklarına inanıyorum.