Öğretmene
veda Belçika’nın Farciennes bölgesinde Türkçe ve Türk kültürü dersleri
öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra Türkiye’ye dönen öğretmen Hasan
Tezcan’a, öğrenciler ve veliler, muhteşem ve ‘’sürpriz’’ bir veda
partisi düzenlediler. Farciennes Belediyesi’nin Belçikalı
yetkililerinin de hazır bulunduğu bu özel günde öğrenciler folklor
gösterileriyle ve çeşitli etkinliklerle öğretmenlerine veda ettiler.
Bölgedeki çalışmaları ve sosyal faaliyetlere yoğun katkılarıyla kendini
sevdiren Hasan Tezcan, duygulu anlar yaşadıktan sonra, görevine İzmir
Buca’da devam etmek üzere Türkiye’ye döndü.
Belçika’da, Türk Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görevlendirilmiş
Türkçe ve Türk kültürü öğretmenleri hiç de kolay olmayan koşullarda
hizmet veriyorlar. Bu öğretmenlerin çok büyük bir kısmı, özveriyle,
velilerle işbirliği arayarak, olanaklar yaratmaya çalışarak çocukların
sağlıklı eğitimi için emek harcıyor. Bazı bölgelerde, gerçek anlamda
“örnek” gösterilebilecek öğretmen ve sınıflar var. Charleroi
yakınlarındaki Farciennes’de, öğretmen Hasan Tezcan işte bu “örnek”
eğitim emekçilerinden biriydi. Tezcan, bölgeye ilk
geldiğinde, ev ev, kapı kapı dolaşıp öğrencilerini toplamış, öğretmenin
bu gayretlerini gören veliler, Okul Aile Birliği ve dernekler destek
sağlamışlardı.Charleroi'dan Anadolu'ya plaket
Charleroi bölgesi DİTİB Dernekleri Federasyonu, “Anadolu” dergisine ve
temsilcisi Mehmet Öksüz’e, bölgedeki sosyal faaliyetlere ve tanıtıma
katkıları nedeniyle bir şükran plaketi verdi.
Plaket, Farciennes DİTİB Başkanı Süleyman Çoban tarafından
Arkadaşımız Öksüz’e sunuldu.Mustafa Kemal'e saldırmanın dayanılmaz
hafifiliği Prpf. Ahmet Taner Kışlalı
Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamız sırasında şöyle
demişti: " Geçmişte Atatürk'ü eleştirmiş
olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine,
tersine daha da büyüyor." Benzer aşamadan
geçmiş bir kişi olarak, bu değerlendirmeyi gönülden paylaşmam zor
değildi. Zaman bizleri değil, Mustafa Kemal'i haklı
çıkarmıştı. Lenin'in, Mao'nun, Enver Hoca'nın,
Dimitrof'un heykellerinin yerlerde sürüklendiği, resimlerinin
duvarlardan kaldırıldığı, Leningrad isminin St. Petersburg'a
dönüştürüldüğü günümüzde, bunu görebilmek kuşkusuz daha
kolay. Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak
istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki
tutarlıdır. Eğer Türkiye'nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir
devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal'e saldırmanın elbette
tutarlı bir yanı vardır. Ama "çağı yakalama" arayışında
görünürken aynı şeyi yapmaya kalkarsanız; belki her garip şeyi
yapanlara olduğu gibi bazı dikkatleri üzerinize çekersiniz, ama
inandırıcı olamazsınız. Bir bakıyorsunuz; Kültür Bakanı'nı
temsilen açık oturuma katılan bir sayın konuşmacı, Kemalizmin Batı
Avrupa'daki totaliter ideolojilerin etkisi altında kaldığını söylüyor.
( Çekinmese, faşistlikle suçlayacak. ) Bir
bakıyorsunuz; Marksist soldan ciddi bir düşünür, "Halka sorulsaydı dil
devrimini kabul eder miydi?" diye soruyor. ( Sanki referandumla devrim
yapılabilirmiş gibi... ) Bir bakıyorsunuz;
60'lı yıllarda Atatürk'ün sosyalistliğini kanıtlamak için ter döken bir
köşe yazarı, şimdi onu küçültmek için tüm kalem kıvraklığını kullanma
telaşı içinde. Bir bakıyorsunuz; "orijinal"
olabilme uğruna, Atatürk'ü demokrasi karşıtı gösterebilmek için, kendi
eğilimlerine bilim kılıfı giydirme çabasına girenler
var. Mustafa Kemal'i bilimsel olarak
değerlendirebilmenin yöntemi açık: Hangi koşullardaydı? Ne yapmak
istiyordu? Ne yaptı? Sonuç ne oldu? Hangi
koşullarda yola çıktığını biliyoruz. Ne yapmak istediğini ise en
kıt zekâlıların bile yanlış anlayamayacağı kadar açık
söylemiş: “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi
sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını
doldururken, demokrasinin bütün geleneklerini sırası geldikçe yerine
koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin
doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir. Böyle
bir nazariyat, vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını unutmayı
amaçlar. Bir ulusu oluşturan bireylerin her çeşit özgürlüğü güven
altında bulunmalıdır." Ne
yapmış? Hiçbir şeyin devletin dışında
olamadığı faşizmin yükselme döneminde bile, Türk Dil ve Tarih
Kurumları, siyasal iktidarların etkisinden uzak, bağımsız bir yapıda
oluşturulmuş. Totaliter bir kültürden demokratrik bir kültüre geçiş
için büyük çaba sarfetmiş Dışarıda
varolmayan çoğulculuğu, tek partinin içinde adeta özendirmiş.
"Devletçilik" resmi ideoloji iken, özel sektör ve liberalizm
savunucuları partinin ve devletin en üst düzeylerine kadar
yükselebilmişler; parti içinde ayrı bir kanat
oluşturmuşlar. CHP'ye faşist bir model
getirmek isteyenleri terslemiş. Bir muhalefet partisi kurulması
deneyini, çok olumsuz koşullarda bile kendi eliyle
başlatmış. Peki açtığı yol tüm
ihanetlere karşın nereye varmış?
Eksikleri, yanlışları olsa da hiçbir Müslüman ülkede var olmayan bir
demokrasiye!.. Bir cümle hâlâ
kulaklarımda: "Cesaretim olsa, tıpkı İnce Mehmed'in destanını yazdığım
gibi, Mustafa Kemal'in de desatanını yazmak
isterdim..." Ölümünden yarım yüzyıl sonra ve
tüm ideolojik değerlerin altüst olduğu bir dünyada eğer bir kişi
hâlâ Yaşar Kemal'de ve milyonlarca insanda bu duyguları
yaratabiliyorsa, hâlâ güncelse, bunun anlamı açıktır. Bu ülkede
Atatürk'ü yıkarak olumlu bir şeyler yapabileceğini sananların, kendi
küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgı yaşadıklarına inanıyorum.