Eğitim Müşaviri İhsan Zeren: [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Mustafa Kemal'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği - Prof. Ahmet Taner Kışlalı



Eğitim Müşaviri İhsan Zeren: [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Mustafa Kemal'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği - Prof. Ahmet Taner Kışlalı


Belçika’da görevini tamamlayarak Türkiye’ye dönen bir öğretmenimizin veda mektubu Türkçeye hasret beş yılın ardından    O akşam, Kütahya'nın Pınarları türküsünü çalıp söylüyorduk, Kütahyalı bir öğretmenin evinde... "Ne güzel çıkıyor sazın sesi bu akşam" dedi Ali öğretmen. Bana da bir o kadar değişik gelmişti. Ama yanık ve sızıntılı...     Merakımdan türküyü yarıda kesip, evirip çevirdim bağlamayı dizimde. "Eyvah! Çatlamış" dedim. Çok üzülmüştüm. Fikret'in "Rübabı Şikeste"si gibi. Çatladığına mı yansam yoksa çıkardığı bu hoş sadaya mı kansam!     Beş yıllık süre içinde yalnızlığımı gideren, bana can yoldaşı olan sazım ve romanlarım olmuştu. Bazen roman kahramanlarıyla alıp giderdim başımı İstanbul sokaklarına. Adalet Ağaoğlu'yla Almanya'dan yola çıkan sarı mersedesli işçilere arkadaş olur, onların yaşadığı dramı anlamaya çalışırdım. Cengiz Aytmatov'la Kırgız bozkırlarında dolaşır, yitik değerlerini arayan Kırgız gençlerinin duygularını paylaşırdım. Tarık Buğra'nın Osmancığı ile yola çıkıp, Küçükağa'da Ankara'da yeni devlet kuran Mustafa Kemal'in serüvenine dalardım. Sonra günümüze gelip, Orhan Pamuk'la Kars'ın karları üstünde gezinip, Türkiye'nin sosyal ve düşünce yapısını anlamaya çalışırdım.  Yurtdışında öğretmenlik yapacak olmak ayrı bir heyecan ve gurur verirdi başlangıçta bize. Bir kere eşitler içinden seçilme duygusu ve yeni bir dünya görme heyecanı. Her ne kadar tarihiyle ve değerleriyle iyi tanısak da Avrupa'yı.     Öğrenciler ise farklı bir alemdi. Başka dünyaların insanlarıydı adeta. Düzgün Türkçe konuşan öğretmenlerini dinlerken imrenenlerin yanında, anlatılanlara oralı bile olmayan çoğunluk, havada kalan sözlerimle sınıftan çıkarken, içimde akşamları sıla özlemiyle birlikte bir hüzün yumağı oluştururdu.      Zaman her şeyin ilacıdır derler ya. İlerleyen süre içinde daracık dünyalarına ışık tutabilmeyi becerebilmiştim. Öyle ki, İzmir'de bir lisede çalıştığımı söylerken, "Öğretmenim, benim halamın oğlu da Türkiye'de lisede okuyor. Onu tanıyor musun?" türünden sorularla karşılaşmıştım. Yüklemlerini Türkçe, tümleçlerini Fransızca'yla kurmaya çalıştıkları yarım ve bozuk cümleler, söz almadan konuşmalar, ceketimi çekiştirmeler, zaman içinde kanıksadığım şeylerdi.      Bütün bu halleriyle benimsediğim çocuklarla, zamanla türküler söylemeye, hikayeler okumaya, şiirler seslendirmeye başlamıştık. Ömer Seyfettin'in hikayeleriyle tarih sevgisini, türkülerle Türkçe sevgisini, şiirlerle estetik duygularını biraz olsun geliştirmeyi başarmıştım.      İlk zamanlar ben de bir türlü Avrupa'ya alışamamıştım. Her şeyiyle değişik geliyordu bana. Mimaride gördüğüm aynılık, tekdüzelik, eskilik ve hakim olan koyu kahverengi ton, alabildiğine ağır ve kasvetli geliyordu. Soğuk ve sert duvarlar, sessiz ve Türkçesiz sokaklar inanılmaz bir yalnızlık duygusu veriyordu.  Yine de zamanla bu düzenli mimarinin, bu istikrarlı halin, kurumsallaşmanın zaten önemini bildiğim gibi Avrupa'yı çekici ve ileri kılan değerlerin başında olduğunu müşahade etmiştim. Beş yılın sonunda artık bu görüntüden zevk almaya bile başlamıştım.     Fakat alışamadığım, ya da ayrı kalmaya tahammül edemediğim şey "Türkçe'ye hasret" duygusuydu. Türkçe'ye hasret aynı zamanda Türkiye'ye hasretti. Türkiye; İzmir'di, Yozgat'tı, Erzincan'dı, Aksaray'dı. Onun sokaklarında gezmek, Türkçe yazılı tabelalara bakmak, yaşlı bir nineyi elinden tutarak karşı tarafa geçirmek, mahalle pazarına uğrayarak: "Derya kuzusu bunlar" diyen balıkçıyla konuşmak, taze çekilmiş kuru kahvenin kokusunu hissetmek, adı Atatürk, Aydın ya da Turgutlu olan okullarda çalışmak! Bütün bunlardı Türkiye. Acısıyla tatlısıyla, azıyla çoğuyla, fakiriyle zenginiyle, köylüsüyle şehirlisiyle, özlediğim, hasret kaldığım şeylerdi.     Burada bıraktığım ve birçok değeri paylaştığım arkadaşlarımı, ikili sohbetlerde bulunduğum bazı dostlarımı, özellikle de öğrencilerimi hep hatırlayacağım. Yaşadığımız kırgınlıklar ve şenliklerin ağzımda kalan tadıyla beş yılın ardından önemli bir birikimle, her şeyden önemlisi de, "Türkçe'ye hasret" duygusuyla ayrılırken, gönlümde yer eden bütün dostların anısına bu yazımı ithaf ediyorum.Rahmi Türkdoğan Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni  Doğan ImpEx  Walter Yavuz