Belçika’da
görevini tamamlayarak Türkiye’ye dönen bir öğretmenimizin veda mektubu
Türkçeye hasret beş yılın ardından O akşam,
Kütahya'nın Pınarları türküsünü çalıp söylüyorduk, Kütahyalı bir
öğretmenin evinde... "Ne güzel çıkıyor sazın sesi bu akşam" dedi Ali
öğretmen. Bana da bir o kadar değişik gelmişti. Ama yanık ve
sızıntılı... Merakımdan türküyü yarıda kesip,
evirip çevirdim bağlamayı dizimde. "Eyvah! Çatlamış" dedim. Çok
üzülmüştüm. Fikret'in "Rübabı Şikeste"si gibi. Çatladığına mı yansam
yoksa çıkardığı bu hoş sadaya mı kansam! Beş
yıllık süre içinde yalnızlığımı gideren, bana can yoldaşı olan sazım ve
romanlarım olmuştu. Bazen roman kahramanlarıyla alıp giderdim başımı
İstanbul sokaklarına. Adalet Ağaoğlu'yla Almanya'dan yola çıkan sarı
mersedesli işçilere arkadaş olur, onların yaşadığı dramı anlamaya
çalışırdım. Cengiz Aytmatov'la Kırgız bozkırlarında dolaşır, yitik
değerlerini arayan Kırgız gençlerinin duygularını paylaşırdım. Tarık
Buğra'nın Osmancığı ile yola çıkıp, Küçükağa'da Ankara'da yeni devlet
kuran Mustafa Kemal'in serüvenine dalardım. Sonra günümüze gelip, Orhan
Pamuk'la Kars'ın karları üstünde gezinip, Türkiye'nin sosyal ve düşünce
yapısını anlamaya çalışırdım. Yurtdışında öğretmenlik yapacak
olmak ayrı bir heyecan ve gurur verirdi başlangıçta bize. Bir kere
eşitler içinden seçilme duygusu ve yeni bir dünya görme heyecanı. Her
ne kadar tarihiyle ve değerleriyle iyi tanısak da
Avrupa'yı. Öğrenciler ise farklı bir alemdi.
Başka dünyaların insanlarıydı adeta. Düzgün Türkçe konuşan
öğretmenlerini dinlerken imrenenlerin yanında, anlatılanlara oralı bile
olmayan çoğunluk, havada kalan sözlerimle sınıftan çıkarken, içimde
akşamları sıla özlemiyle birlikte bir hüzün yumağı oluştururdu.
Zaman her şeyin ilacıdır derler ya. İlerleyen süre
içinde daracık dünyalarına ışık tutabilmeyi becerebilmiştim. Öyle ki,
İzmir'de bir lisede çalıştığımı söylerken, "Öğretmenim, benim halamın
oğlu da Türkiye'de lisede okuyor. Onu tanıyor musun?" türünden
sorularla karşılaşmıştım. Yüklemlerini Türkçe, tümleçlerini
Fransızca'yla kurmaya çalıştıkları yarım ve bozuk cümleler, söz almadan
konuşmalar, ceketimi çekiştirmeler, zaman içinde kanıksadığım
şeylerdi. Bütün bu halleriyle benimsediğim
çocuklarla, zamanla türküler söylemeye, hikayeler okumaya, şiirler
seslendirmeye başlamıştık. Ömer Seyfettin'in hikayeleriyle tarih
sevgisini, türkülerle Türkçe sevgisini, şiirlerle estetik duygularını
biraz olsun geliştirmeyi başarmıştım. İlk
zamanlar ben de bir türlü Avrupa'ya alışamamıştım. Her şeyiyle değişik
geliyordu bana. Mimaride gördüğüm aynılık, tekdüzelik, eskilik ve hakim
olan koyu kahverengi ton, alabildiğine ağır ve kasvetli geliyordu.
Soğuk ve sert duvarlar, sessiz ve Türkçesiz sokaklar inanılmaz bir
yalnızlık duygusu veriyordu. Yine de zamanla bu düzenli
mimarinin, bu istikrarlı halin, kurumsallaşmanın zaten önemini bildiğim
gibi Avrupa'yı çekici ve ileri kılan değerlerin başında olduğunu
müşahade etmiştim. Beş yılın sonunda artık bu görüntüden zevk almaya
bile başlamıştım. Fakat alışamadığım, ya da
ayrı kalmaya tahammül edemediğim şey "Türkçe'ye hasret" duygusuydu.
Türkçe'ye hasret aynı zamanda Türkiye'ye hasretti. Türkiye; İzmir'di,
Yozgat'tı, Erzincan'dı, Aksaray'dı. Onun sokaklarında gezmek, Türkçe
yazılı tabelalara bakmak, yaşlı bir nineyi elinden tutarak karşı tarafa
geçirmek, mahalle pazarına uğrayarak: "Derya kuzusu bunlar" diyen
balıkçıyla konuşmak, taze çekilmiş kuru kahvenin kokusunu hissetmek,
adı Atatürk, Aydın ya da Turgutlu olan okullarda çalışmak! Bütün
bunlardı Türkiye. Acısıyla tatlısıyla, azıyla çoğuyla, fakiriyle
zenginiyle, köylüsüyle şehirlisiyle, özlediğim, hasret kaldığım
şeylerdi. Burada bıraktığım ve birçok değeri
paylaştığım arkadaşlarımı, ikili sohbetlerde bulunduğum bazı
dostlarımı, özellikle de öğrencilerimi hep hatırlayacağım. Yaşadığımız
kırgınlıklar ve şenliklerin ağzımda kalan tadıyla beş yılın ardından
önemli bir birikimle, her şeyden önemlisi de, "Türkçe'ye hasret"
duygusuyla ayrılırken, gönlümde yer eden bütün dostların anısına bu
yazımı ithaf ediyorum.Rahmi Türkdoğan Türk Dili ve Edebiyatı
Öğretmeni Doğan ImpEx Walter Yavuz