Eğitim
Müşaviri İhsan Zeren’in yeni ders yılı başlangıcında mesajı:
“Çocuklarımızı sevgi ortamında yetiştirelim...” ü Yeni eğitim döneminde
velilere ve öğrencilere mesajllarınız neler? Öncelikle öğrencilere
başarılı bir yıl diliyorum. Fakat bu başarıyı yakalamak için önce
öğrencilerin, sonra da ailelerin yapacakları çok şeyler var. Bu konuda
eğitim müşavirliğimize de görevler düşüyor. Bize düşen görev, velileri
aydınlatmak ve çocuklarının okulda başarılı olabilmeleri için neler
yapmaları gerektiğini hatırlatmak. Bu amaçla, bu öğretim yılında tüm
derneklerimizi dolaşarak, "çocuklarımızın okulda başarılı olmalarını
nasıl sağlayabiliriz" konulu bir konferans vermeyi düşünüyorum.
Çocuklarımızın başarılı olabilmeleri için kendi yetenekleri elbette çok
önemli ama bu yeteneklerin geliştirilmesi de ailelere bağlı. Ailenin,
çocuğu, doğumundan 2,5 yaşına kadar olan dönemde, başarıya götürecek
olan sevgi ortamında yetiştirmesi gerekiyor. Belçika şartları göz önüne
alındığında, 2,5 yaşına gelen çocuğu mutlaka anaokuluna vermek
gerekiyor. Anaokulunda da, Türklerin yoğunlaştığı okullar yerine
Belçikalıların çoğunlukta olduğu okullara çocuklarımızı göndermeliyiz.
Çünkü 2,5 yaşındaki çocuk hem ana dilini hem de yabancı dili rahatlıkla
öğrenebilecek bir kapasiteye sahip. Eğer sadece Türklerin bulunduğu ve
Türkçe konuşulan bir ortama çocuğumuzu koyarsak tek yanlı bir gelişme
olur. İkinci önemli konu; çocuk ilkokula başladığı
zaman veliler okulla ilişki kurmalı. Okul ortamındaki çocuğun hem
zihinsel hem de bedensel gelişimi için ailelerin katkısı gerekiyor. Bu
da öğretmen ve okul yönetimiyle çok yakın ilişki ve diyalog içinde
olarak gerçekleşebilir.ü Bu konuda eksiklik mi var?ü Özellikle
Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdeki okulların yüzde 80'i
Türk öğrencilerden oluşuyor. Bu okullardaki öğretmenler ve yöneticiler
çocukların öğretim dili olan Fransızca'da veya Flamanca'da zayıf
olduklarını söylüyorlar. Bunun nedeni de çocukların bir arada, ders
dışında ve tenefüslerde Türkçeyi konuşmaları... Fakat öğrencilerimizin
Belçika'da konuştukları Türkçe de çok ileri seviyede bir Türkçe değil.
Sadece günlük yaşamı sürdürebilecek kelime sayısıyla sınırlı. Bu
sınırlı olan Türkçeyle de, çocuğun öğrenim dili olan Fransızcayı
öğrenmesi zorlaşıyor. Bunun mutlaka önüne geçmemiz
gerekiyor. Okul ortamında ikinci önemli konu
da, velilerin okul yönetimi ve öğretmenle çocuklarının sorunlarını
konuşmamaları. Genellikle anne ve babalar okula çağırıldıklarında yine
sorunla karşılaşacaklarını düşünerek gitmekten çekiniyorlar. Veya dil
bilmedikleri için öğretmenle diyalogdan kaçınıyorlar. Öğretmenlerle,
çocuklarımızın eğitimöğretim düzeyini ilgilendiren konularda mutlaka
ilişki kurmalıyız. ü Türkçe'nin Belçika'da müfredata girmesi için
çalışmalarınız vardı. Müfredata girmediği sürece çocuklar karnelerinde
not almadıkları için Türkçe derslerini yeterince ciddiye almıyorlar.
Sene başında 30 kişi olan sınıflar giderek azalıyor. Bu çalışmalar ne
aşamada? ü Belçika'da Valon kesimiyle bir anlaşmamız var. Bu anlaşma 5
yıllıktı ve bu sene sona erdi. Bu anlaşmayı yenilemek için girişimlerde
bulunduk. Bu anlaşma gereğince yürüttüğümüz dersler 8 okuldaydı, bunun
sayısını 12'ye çıkarttık ama bu da yeterli değil. Flaman tarafıyla
anlaşma yapmadık ama ders içi saatlerde çalıştığımız okullar var.
Anlaşma olmadığı için bu dersler ilerde yine ders dışı saatlere
kayabilir. Türkçe dersleri ders içi saatlerinde olmayınca, okulun
bittiği saat olan 15.30'dan sonra verilebiliyor. Bu saatler de
çocukların yorgun olduğu, öğrenmeye müsait olmadıkları zor saatler. Bu
nedenle de öğrencilerin katılımı az. Öğrencilerin katılımı anne ve
babaların ilgisine de bağlı. Anneyle baba da çocuklarının öğrenim dili
olan Fransızca ve Flamancaya ağrlık vermesini istiyorlar. Ancak anadil
çocukların, ailelerinden ve doğumlarından gelen önemli bir
yetenekleridir, gelişmesi lazımdır. Sadece konuşma ortamında
değil, yazılı olarak da Türkçe'yi kurallarıyla öğrenmek gerekir.
Kurallarıyla öğrenilmiş bir ana dil, çocuğun öğrenim dili olan
Fransızca veya Flamanca'yı daha rahat ve başarılı bir şekilde
öğrenmesine yardımcı olacaktır.
Türkçenin okullarda müfredata girmesi olayı
çok zor. Belçikalı yetkililerle konuştuğumuzda onların önceliği de
kendi okullarındaki öğretim dillerinin çok iyi öğretilmesi. Bir de
Belçika'da bazı okullarda 6070'e varan farklı kökenden gelen insanlar
var. Belçikalılar, sadece Türkçeye öncelik verilirse, diğer ülkeler de
aynı taleple gelebilirler diye düşünüyorlar. 28 saatlik ders
programının 2 saatini Türkçeye verirlerse kendi müfredatlarını
yetiştiremeyeceklerini düşünüyorlar. Geçenlerde Herstal'de bir
lise diploma törenine katıldım. 107 öğrenci ödül aldı. Bu öğrencilerden
9'u Türk'tü. Ancak 9 öğrenciden sadece 2 tanesi genel öğrenim görmüş.
Geriye kalanlar meslek bölümündeydi. Meslek bölümünde eczacı
yardımcılığını seçen bir gençle konuştum. Bana kendisinin daha önceden
liseyi bitirdiğini ve eczacılık bölümüne başladığını ve başarısız
olduğu için dönüp bir sene daha okula gittiğini anlattı.
Başaramamasının, Fransızca'ya tam hakim olamamasından kaynaklandığını
söyledi. Annelerin ve babaların dil konusunun önemini anlamaları
gerekiyor. İyi bir Fransızca ve Flamanca'ya kavuşmak, çocuğun
kendisinde var olan ana dilini geliştirmesi, kurallarıyla bilmesiyle
mümkün olacak. Bu sene 30 öğretmen
Türkiye'deki görevlerine döndü. Yerlerine 28 öğretmen geliyor. Bu yıl
toplam 62 öğretmen var. 6500 de öğrenci var.
Yeni yılda tekrar öğrencilerimize başarılar diliyorum. Velilerimizin bu
yılı çok iyi değerlendirmelerini istiyorum. Önümüzdeki yıllarda
Türkçe'nin AB'ye de girmesiyle Brüksel'de 2 hatta 3 dil bilen Türklere
çok ihtiyaç olacak. Şimdiden Türk velileri olarak planlamamız,
çocuğumuzun gelecekte iş bulmasını kolaylaştıracak çalışmalar içine
girmemiz lazım. Valon bölgesinde FransızcaTürkçe çevirmen
yetiştiriliyor. Flamanlar da bu yönde çalışmalara başladılar.
FlamancaTürkçe çeviri yapabilecek elemanlar yetiştirmek üzere bir
yüksek okulda Türkçe dersleri hazırlığına giriştiler.q
ÖĞRETMENLERE GÜVEN
Merkezi Brüksel'de bulunan GFK Worldwide
kurumunun yaptığı bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre
Avrupalıların en güvendikleri meslek dallarının başında öğretmenler,
doktorlar ve askerler geliyor. GFK'nın 20 kadar
Avrupa ülkesinde yaptığı araştırma, en az güvenilenlerin politikacılar,
işadamları ve gazeteciler olduğunu gösteriyor.
Araştırma sonuçlarına göre öğretmenler, ortalama % 82 oranla, en
güvenilenlerin başında bulunuyor. Bu oranın en yüksek olduğu ülke ise %
92 ile Türkiye gözüküyor.
Doktorlar, sıralamada, % 81 ortalamayla
ikincilik elde ediyorlar. Askerler ise, ortalama % 70 güven oranıyla
üçüncü sırada yer alıyor. Askerlere en fazla güvenenlerin, % 91 ile
Türkler, en az güvenenlerin ise % 51 oranıyla Ruslar olduğu görülüyor.
Rusların polise güven oranıysa % 28'e düşüyor.
Avrupa'da en az güvenilenlerin politikacılar (% 16), işadamları (% 32)
ve gazeteciler (% 38) olduğu belirlendi.