[ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] İltica talepleri azalıyor



[ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] İltica talepleri azalıyor


İstanbul’daki Belçika Başkonsolosluğu’nda rezalet ! 30 yıllık işçiye “turist vizesi”     Bu haber ve yazımız ibret verici ve düşündürücü olacak. Düşünmesi, tepki göstermesi gerekenler de sadece Türkler değil, Belçikalı yetkililer... Bu haber, Belçika Dışişleri için bir "utanç"...    Belçika'nın İstanbul Başkonsolosluğu'nda "vize işkencesi" gören Türklerin sayısı yıllardır belli değil. Burada yaşanmış yolsuzluklar da bir zamanlar Belçika basınına geniş olarak yansımıştı. "İşkence" hiçbir zaman son bulmadı. Türkiye'den anababasını, bir yakınını getirmek isteyenlere veya Belçika'yı görmek niyetindeki Türk pasaportlu turistlere insanlık dışı muameleler hep devam etti.      "Anadolu" ekibinin değerli bir dostu olan Başkonsolos Thomas Antoine yakın geçmişte İstanbul’da göreve atandığı zaman bu sıkıntıları aşmak için çok çaba harcayacağını söylemiş, sanıyoruz elinden geleni yapmıştı. Türkiye'ye ve Türklere çok sıcak bir yaklaşımı olan bu değerli diplomatın bu alanda başarılı olmadığını gösteren olayı, arkadaşımız Mehmet Öksüz yaşadı.      "Anadolu" okuyucuları Mehmet Öksüz'ü tanırlar. Charleroi bölgesinde amatör muhabirlik yapan ama gerçek işi çok ağır olan bir emekçidir o. Charleroi'daki son demir çelik ocağında, her gün, 15002000 derece ısıda çalışan 45 kadar Türk işçisinden biridir. Tam 27 yıldır, aralıksız bu işi yapar. Ekmek parası için.. Ve tabii Belçika ekonomisine katkı için...    Fotoğrafta gördüğünüz işçi o !     Geçen ay Türkiye'ye gitmesi gerekti Mehmet Öksüz'ün... İki günlük acil bir işi çıktı, izin alıp atladı uçağa, gitti.      "Acele işe şeytan karışır" ya, Belçika'daki 5 yıllık kimlik kartının süresinin bittiğini fark etmemiş. Alan çıkışında polisler de uyarmamışlar, belki de hiç görmemişler...      Öksüz işlerini halledip İstanbul havaalanından ayrılırken bir polis memuru onu durdurmuş. Belçika'daki oturumunun süresinin dolduğunu söyleyip çıkış izni vermemiş. Öksüz bunun bir sorun olmayacağını, 30 yıldır o ülkede çalıştığını anlatmayı denemiş ama anlatamamış.      "Sağlık olsun" demiş, Belçika'nın İstanbul Başkonsolosluğu'na gidip gereken uzatmayı yaptırıvereceğini düşünmüş. Elinde, süresi birkaç gün geçmiş 5 yıllık kimlik kartı var.      Başkonsolosluktaki "memur takımı”nın eline böylece o da düşmüş.      Öksüz durumu anlatmış, kimlik kartının uzatılmasını veya kendisine geçici bir belge verilmesini istemiş.      "Olmaz" demiş memur takımı... "Turist vizesi alacaksınız!”     Belçika'da 30 yıldır yaşayan, demir çelik ocağında 27 yıldır çalışan, geçirdiği bir iş kazası sırasında kolu yanan, bacağından alınan parçalarla kolu kurtarılan işçiye "turist vizesi"...     Mehmet Öksüz'ün boynu kıldan ince... "Hatalıyım" diyor, “Kimlik kartımı uzatmayı unutmuşum..."     "İnsanlık hali", olur böyle şeyler ama bunu anlamak için "insan" olmak gerekir. Belçika Başkonsolosluğu'nun çalışanları anlamamışlar.     "Turist vizesi isteyeceksiniz!"      "Türk vatandaşı" vize talebini yapmış. "Birkaç gün gecikeceğini" işverenine bildirmiş. Sonra Başkonsolosluk kapısında beklemeye koyulmuş.      Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün... Her gün soruyor...      "Brüksel'e dosyayı gönderdik. Bekleyeceksiniz..."     İş uzayınca Belçika'ya telefon etti Mehmet Öksüz. Belediye yetkililerine danışıldı. Onlar bu işten bir şey anlamadan Brüksel'i, Bakanlığı aradılar. İlk 5 gün, vize başvurusu henüz Brüksel'e ulaşmamıştı!      Arkadaşımızın başına gelenleri öğrendiğimiz zaman Başkonsolos dostumuzu aramak istemedik. “Torpil” istemedik. Merakla gelişmeleri izlemeye başladık.     Belçika'da danıştığımız yetkililer de olaydan bir şey anlamıyorlardı. "30 yıllık işçiye turist vizesi olmaz. Acaba ne vizesi verilecek?" diye kendilerini sorguluyorlardı.     Öksüz, Belçika'daki işverenine durumu izah edebilmek için Belçika Başkonsolosluğu'ndan bir belge istedi. Vize başvurusu yapması gerektiğine dair bir belge...     Vermediler!     "Her gün Başkonsolosluğa gelmeyeyim. Telefon edeyim" dedi.       "Telefonla bilgi vermeyiz" dediler, "güvenlik nedeniyle!.."    Mehmet Öksüz, birkaç metrekarelik gişe odası dışında müracatçılara hiçbir olanak sunmayan, onları kapıda süründüren Belçika Başkonsolosluğu'nun önünde ve çevresinde neler yaşandığını günlerce, esefle izledi. Kendisi "turist vizesi" alamıyordu ama süratle alanlar vardı! Kapıda "ayakçılar" da vardı. "Aman memurlara sert konuşmayın, bir yıl beklersiniz" diyenler de...     İki günlük acil bir iş için Türkiye'ye giden Mehmet Öksüz, tam 17 gün “efendice” vize bekledi.     Ve "turist vizesi" aldı, evi, barkı, ailesi olan, 30 yıldır yaşadığı ve çalıştığı Belçika'ya dönebilmek için... 25 euro vize parası ödeyerek...      Bu işçinin "Belçikalı" üç çocuğu, bir torunu var!      İşin komik tarafı, Öksüz Brüksel'e döndüğünde, alandan girerken kimlik kartını kontrol eden polis memuru, gayet kibar bir şekilde kendisine "Kimlik kartınızın süresi bitmiş, uzatmayı ihmal etmeyin" dedi.    Öksüz pasaportunu gösterdi,  "Vizem var" dedi.    Polis memuru Öksüz’ün kimlik kartına ve turist vizesine baktı, kahkahayı bastı! "Bu ne?" diye sordu ve mecburen vizenin üzerine bir “giriş mühürü” vurdu.      Şimdi arkadaşları Mehmet Öksüz'le hafiften dalga geçiyorlar, "Ooo, turist geldi" diyorlar!      Şimdi, 27 yıllık, yaralı işçinin takma adı "Turist Öksüz" oldu!     Ve şimdi biz, dostumuz Başkonsolos Thomas Antoine başta olmak üzere, Belçika Dışişleri'nin yetkililerine soruyoruz:     Böyle bir "rezalet" olur mu?     Böyle "vefasızlık" olur mu?     Böyle "bürokrasi" olur mu?     Bu mudur "insan hakları"?     Bu mudur ocaklarınızda 27 yıl çalışmış, yaralanmış, çalışmayı sürdüren bir emekçiye verdiğiniz değer?     Böyle basit bir sorunu bir telefonla, bir bilgisayarla çözmeniz elbette mümkündü. İsteseydiniz!..     Eğer isteseydiniz, bu sorunu iki dakikada aşar, sizin ekonominiz için ömrünü vermiş bu Türk işçisine saygıyla yardımcı olurdunuz.       Göreviniz bu değil mi?     Bu trajikomik olay karşısında tepkisiz kalmamak gerekiyor.    Başkonsolosluktaki "memur takımı"nın tavırları, yıllardır tepkisizlik nedeniyle devam ediyor.  Belçika'daki Türklerden oy isteyen belediye yetkilileri, Türk asıllı vekiller, sosyal hizmet veren dernekler, sendikalar, Türk diplomatlar bu ve bu tür olayların izahını istemek durumundalar.      Biz, "Anadolu" dergisi olarak, dostumuz Başkonsolos Antoine'dan "torpil" istemediğimiz gibi, bu yazıyı yazmadan önce kendisine danışma gereği de duymadık. Görünen köy kılavuz istemez! Belçika’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun hali ve tavırları ortada... Ancak, konuyu gündemde tutmakta ve resmi yetkililerden resmi bilgi istemekte de kararlıyız. Dışişileri Bakanlığı'ndan ve Başkonsolos Antoine'dan açıklama istiyoruz, yanıt alırsak okuyucularımıza aktaracağız.     En ağır koşullarda çalışıp yıllık iznini “turist vizesi” için harcamak zorunda kalan “Turist Öksüz”e de “geçmiş olsun” diyoruz.