TürkBelçika
İş Konseyi Eşbaşkanı Paul Vanfrachem “Bir işadamı ve bir insan olarak
Türkiye’yi çok cazip buluyorum...” “Belçika iş çevreleri Türkiye’yi
kuvvetle destekliyor...” Röportaj: Sofie Brutsaert ü Sayın Vanfrachem,
siz Türk Belçika İş Konseyi (TBBC) eşbaşkanısınız. Bu kurum niçin
kuruldu, amaçları nedir ? ü TBBC 1989 yılında Belçika
Girişimcileri Federasyonu (FEB) ve Türk işverenleri derneklerinin
konsorsiyumu olan DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) tarafından
oluşturuldu. Amaç, Türkiye ve Belçika arasındaki iş ilişkilerini
geliştirmekti. TBBC ilk yıllarda hevesli bir başkanın yönetiminde çok
iyi çalışıyordu ancak daha sonra hareketsiz kaldı. 2003 başında
DEİK'teki meslektaşlarımız FEB'den bu kurumun canlandırılmasını
istediler. Belçikalı ortak da bu iki ülke arasındaki iş ilişkilerini
güçlendirmenin yararlı olacağını düşünerek bu teklife olumlu yaklaştı.
Ben de eşbaşkan olmayı kabul ettim ve bir işadamı olarak Türkiye ile
ilgili sahip olduğum deneyimlerimi, bağlantıları canlandırmak için
kullandım. Birkaç toplantı düzenleyerek Türk ekonomisini ve büyüme
potansiyelini Belçikalı işadamlarına tanıttık. Ayrıca, birkaç ay önce
Prens Philip'in başkanlığındaki ekonomik heyette yer aldık ve
Türkiye'ye ihracat yapmak isteyen Belçikalı işadamlarını hedefleyen bir
seminer düzenledik. Amacımız, yakın gelecekte benzer toplantıları
Türkiye'de düzenleyerek Belçika ekonomisini anlatmak. TBBC'nin Türk
tarafındaki eşbaşkanı da Uğur Yüce'dir. ü Siz uzun süre
uluslararası bir çimento şirketi olan CBR için çalıştınız. Meslek
yaşamınız boyunca Türkiye'yle yakın ilişkileriniz oldu. Ayrıca CBR'ın
bu ülkedeki yatırımlarında önemli bir rol oynadınız. CBR niçin
Türkiye'de yatırım yapmaya karar verdi ? Bu yatırım bizim genel
stratejimiz çatısı altında değerlendirilebilir. Çimento yerel olarak
yapılması gereken bir iş faaliyeti ve Belçika'da bu pazarın lideri
olarak azami kapasitemize ulaşmıştık. Tek seçenek, çimento kullanımında
artış olacağını öngördüğümüz ülkelerdeki çimento şirketlerini satın
alarak coğrafi çeşitlendirmeye ve açılıma yönelmekti. Türkiye bariz bir
şekilde bu ülkelerden biriydi. 1995 yılında 300 milyon dolarlık yatırım
yaparak Çanakkale'de bir fabrika satın aldık. Daha sonra bu fabrikayı
Sabancı Gurubu'nun Marmara'daki bir fabrikasıyla birleştirdik. O
zamandan beri, Sabancı Gurubu ile yarı yarıya ortaklığımız var.
Gurubumuzun üçüncü bir fabrikası ise Karadeniz bölgesinde... Bin
kişilik bir işgücümüz ve yıllık 170 milyon dolar civarında genel
ciromuz var. Yılda 4 milyon ton çimento satışı yapıyoruz ve Marmara
bölgesinde pazar lideriyiz. ü İyi tanınan bir Türk şirketiyle
ortaklık yapmayı tercih ettiniz. Bu sizin için önemli miydi ? ü
Bizim bir stratejimiz de iyi ve güvenilir bir yerel ortakla çalışmak.
Biz çimento üretmek ve satmak konusunda uzmanız. Yatırım
yaptığımız ülkelere bilgi birikimimizi ve deneyimlerimizi aktarmayı
öneriyoruz. Ayrıca, yerel kültüre saygılı olmaya da önem veriyoruz.
Özellikle bu kültür, sizin kendi kültürünüzden farklı ise, yerel bir
ortak her zaman iyi bir çözümdür. Ortaklarınız yerel adetleri, işleri
nasıl halledeceklerini, yerel ağı ve yetkilileri bilirler. Böyle bir
ortaklığın dezavantajı ise yalnız olduğunuzdan daha az özgür olma
nızdır. Aynen evlilikte olduğu gibi, eşinizin fikirlerini de
değerlendirmek zorundasınız. Ancak bizim Sabancı Gurubu ile deneyimimiz
çok olumlu. ü Dokuz yıl yoğun bir şekilde Türkiye ile çalışmış
bir işadamı olarak, Türkiye'yi yatırım açısından cazip kılan unsurların
neler olduğunu düşünüyorsunuz? ü Yatırımımızın ilk yıllarında çok
mutluyduk. Sonra, ne yazık ki İstanbul yakınlarındaki deprem büyük bir
şok yaşattı ve ekonomide bir yavaşlamaya neden oldu. 2001'deki ekonomik
kriz ve Türk Lirası'nın devalüasyonu da bizim işimizde olumsuz etki
yaratan bir başka ekonomik durgunluk getirdi. Bunlara rağmen, şirket
olarak hiç zarar etmedik. Bunları yalnızca mikroekonomik aksaklıklar
olarak değerlendirdik ve Türk ekonomisinin uzun vadede büyük potansiyel
taşıdığına inanıyoruz. Türkiye, şüphesiz ki büyüyen bir pazar ve
gelişen bir ülke. Toplumun talepleri ve altyapı gerekleri yerine
getirilmeli. Türkiye'nin 70 milyonluk büyük bir pazar olduğu
unutulmamalı. Büyük şehirlerin dışına çıktığınızda ihtiyaçları
görebiliyorsunuz. Türkiye'nin yatırım açışından önemli bir diğer yönü
ise Türk insanının her seviyede çok çalışkan, profesyonel ve eğitimli
olması. Çok yetenekli ve işine bağlı yerel yöneticiler
bulabiliyorsunuz. Örneğin, bizim şirketimiz neredeyse tüm
yöneticilerini yerel olarak istihdam etti.
Ayrıca, Belçika halkının ve eski dışişleri bakanımız sayın Louis Michel
gibi politikacıların Türkiye'nin AB üyeliğine olumlu yaklaşımlarının da
iyi ekonomik ilişkileri devam ettirmek için bir gerekçe olacağını
umuyorum. Belçika iş çevreleri Türkiye'nin üyeliğini güçlü bir şekilde
destekliyorlar çünkü bu, iki ülke arasındaki ticareti daha da
kolaylaştıracak. ü Elbette geliştirilebilecek yanlar da olmalı
... ü Elbette var. Hâlâ bazı ticari kotalarla karşılaşıyoruz. Ayrıca
Türkiye pazarı henüz tamamen özgür bir pazar değil. Devletin sahip
olduğu birçok şirket hâlâ faal ve özel sektörün uyduğu kurallara her
zaman uymuyorlar; bu da haksız rekabete yol açıyor. Yasalar daha şeffaf
olmalı diye düşünüyorum, şu andaki asıl engel bence bu. Enerji stoğu
güvenilir değil ve bu alanda fiyatlar diğer ülkelere kıyasla daha
yüksek. Gelecek yıllarda elektrik kısıntısı olması bile söz konusu.
Bizimki gibi enerji tüketen sektörler için bu da bir başka kaygı.