Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]



Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]


TürkBelçika İş Konseyi Eşbaşkanı Paul Vanfrachem “Bir işadamı ve bir insan olarak Türkiye’yi çok cazip buluyorum...” “Belçika iş çevreleri Türkiye’yi kuvvetle destekliyor...” Röportaj: Sofie Brutsaert ü Sayın Vanfrachem, siz Türk Belçika İş Konseyi (TBBC) eşbaşkanısınız. Bu kurum niçin kuruldu, amaçları nedir ?  ü TBBC 1989 yılında Belçika Girişimcileri Federasyonu (FEB) ve Türk işverenleri derneklerinin konsorsiyumu olan DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) tarafından oluşturuldu. Amaç, Türkiye ve Belçika arasındaki iş ilişkilerini geliştirmekti. TBBC ilk yıllarda hevesli bir başkanın yönetiminde çok iyi çalışıyordu ancak daha sonra hareketsiz kaldı. 2003 başında DEİK'teki meslektaşlarımız FEB'den bu kurumun canlandırılmasını istediler. Belçikalı ortak da bu iki ülke arasındaki iş ilişkilerini güçlendirmenin yararlı olacağını düşünerek bu teklife olumlu yaklaştı. Ben de eşbaşkan olmayı kabul ettim ve bir işadamı olarak Türkiye ile ilgili sahip olduğum deneyimlerimi, bağlantıları canlandırmak için kullandım. Birkaç toplantı düzenleyerek Türk ekonomisini ve büyüme potansiyelini Belçikalı işadamlarına tanıttık. Ayrıca, birkaç ay önce Prens Philip'in başkanlığındaki ekonomik heyette yer aldık ve Türkiye'ye ihracat yapmak isteyen Belçikalı işadamlarını hedefleyen bir seminer düzenledik. Amacımız, yakın gelecekte benzer toplantıları Türkiye'de düzenleyerek Belçika ekonomisini anlatmak. TBBC'nin Türk tarafındaki eşbaşkanı da Uğur Yüce'dir.  ü Siz uzun süre uluslararası bir çimento şirketi olan CBR için çalıştınız. Meslek yaşamınız boyunca Türkiye'yle yakın ilişkileriniz oldu. Ayrıca CBR'ın bu ülkedeki yatırımlarında önemli bir rol oynadınız. CBR niçin Türkiye'de yatırım yapmaya karar verdi ?  Bu yatırım bizim genel stratejimiz çatısı altında değerlendirilebilir. Çimento yerel olarak yapılması gereken bir iş faaliyeti ve Belçika'da bu pazarın lideri olarak azami kapasitemize ulaşmıştık. Tek seçenek, çimento kullanımında artış olacağını öngördüğümüz ülkelerdeki çimento şirketlerini satın alarak coğrafi çeşitlendirmeye ve açılıma yönelmekti. Türkiye bariz bir şekilde bu ülkelerden biriydi. 1995 yılında 300 milyon dolarlık yatırım yaparak Çanakkale'de bir fabrika satın aldık. Daha sonra bu fabrikayı Sabancı Gurubu'nun Marmara'daki bir fabrikasıyla birleştirdik. O zamandan beri, Sabancı Gurubu ile yarı yarıya ortaklığımız var. Gurubumuzun üçüncü bir fabrikası ise Karadeniz bölgesinde... Bin kişilik bir işgücümüz ve yıllık 170 milyon dolar civarında genel ciromuz var. Yılda 4 milyon ton çimento satışı yapıyoruz ve Marmara bölgesinde pazar lideriyiz.  ü İyi tanınan bir Türk şirketiyle ortaklık yapmayı tercih ettiniz. Bu sizin için önemli miydi ?  ü Bizim bir stratejimiz de iyi ve güvenilir bir yerel ortakla çalışmak. Biz  çimento üretmek ve satmak konusunda uzmanız. Yatırım yaptığımız ülkelere bilgi birikimimizi ve deneyimlerimizi aktarmayı öneriyoruz. Ayrıca, yerel kültüre saygılı olmaya da önem veriyoruz. Özellikle bu kültür, sizin kendi kültürünüzden farklı ise, yerel bir ortak her zaman iyi bir çözümdür. Ortaklarınız yerel adetleri, işleri nasıl halledeceklerini, yerel ağı ve yetkilileri bilirler. Böyle bir ortaklığın dezavantajı ise yalnız olduğunuzdan daha az özgür olma nızdır. Aynen evlilikte olduğu gibi, eşinizin fikirlerini de değerlendirmek zorundasınız. Ancak bizim Sabancı Gurubu ile deneyimimiz çok olumlu.  ü Dokuz yıl yoğun bir şekilde Türkiye ile çalışmış bir işadamı olarak, Türkiye'yi yatırım açısından cazip kılan unsurların neler olduğunu düşünüyorsunuz?  ü Yatırımımızın ilk yıllarında çok mutluyduk. Sonra, ne yazık ki İstanbul yakınlarındaki deprem büyük bir şok yaşattı ve ekonomide bir yavaşlamaya neden oldu. 2001'deki ekonomik kriz ve Türk Lirası'nın devalüasyonu da bizim işimizde olumsuz etki yaratan bir başka ekonomik durgunluk getirdi. Bunlara rağmen, şirket olarak hiç zarar etmedik. Bunları yalnızca mikroekonomik aksaklıklar olarak değerlendirdik ve Türk ekonomisinin uzun vadede büyük potansiyel taşıdığına inanıyoruz. Türkiye, şüphesiz ki büyüyen bir pazar ve gelişen bir ülke. Toplumun talepleri ve altyapı gerekleri yerine getirilmeli. Türkiye'nin 70 milyonluk büyük bir pazar olduğu unutulmamalı. Büyük şehirlerin dışına çıktığınızda ihtiyaçları görebiliyorsunuz. Türkiye'nin yatırım açışından önemli bir diğer yönü ise Türk insanının her seviyede çok çalışkan, profesyonel ve eğitimli olması. Çok yetenekli ve işine bağlı yerel yöneticiler bulabiliyorsunuz. Örneğin, bizim şirketimiz neredeyse tüm yöneticilerini yerel olarak istihdam etti.      Ayrıca, Belçika halkının ve eski dışişleri bakanımız sayın Louis Michel gibi politikacıların Türkiye'nin AB üyeliğine olumlu yaklaşımlarının da iyi ekonomik ilişkileri devam ettirmek için bir gerekçe olacağını umuyorum. Belçika iş çevreleri Türkiye'nin üyeliğini güçlü bir şekilde destekliyorlar çünkü bu, iki ülke arasındaki ticareti daha da kolaylaştıracak.  ü Elbette geliştirilebilecek yanlar da olmalı ... ü Elbette var. Hâlâ bazı ticari kotalarla karşılaşıyoruz. Ayrıca Türkiye pazarı henüz tamamen özgür bir pazar değil. Devletin sahip olduğu birçok şirket hâlâ faal ve özel sektörün uyduğu kurallara her zaman uymuyorlar; bu da haksız rekabete yol açıyor. Yasalar daha şeffaf olmalı diye düşünüyorum, şu andaki asıl engel bence bu. Enerji stoğu güvenilir değil ve bu alanda fiyatlar diğer ülkelere kıyasla daha yüksek. Gelecek yıllarda elektrik kısıntısı olması bile söz konusu. Bizimki gibi enerji tüketen sektörler için bu da bir başka kaygı.