Alman
Yeşiller’den Cem Özdemir “Türkiye’nin AB trenini artık kimse
durduramaz...” Almanya’da, 1965 yılında doğan
Yeşiller Partisi üyesi Cem Özdemir, “Anadolu” dergisinin sorularını
özetle şöyle yanıtladı: Avrupa Parlamentosu üyesi olarak
projeleriniz neler? Bu vesileyle bütün seçmenlere teşekkür etmek
istiyorum. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yabancılar, özellikle de
Türkiye kökenliler bize çok oy verdiler, tahminlerimizden fazla destek
aldık. Yeşiller, Almanya'da 13 milletvekili
çıkardı. Dışişleri Komisyonu'nda görev
alacağım. İçişleri Komisyonu'nun da yedek üyesi oldum. Dış politikada,
özellikle Türkiye'yle ve Yakın doğu bölgesini kapsayan ülkelerle
ilişkiler konusunda çalışmak istiyorum. Amerika'yla ilişkiler konusuna
da ağırlık vereceğim. İç politikadaysa, daha önce Almanya'da, Federal
Meclis'te de ilgilendiğim, yabancılar politikası, ırkçılıkla mücadele,
ayrımcılığa karşı mücadele gibi konularda çalışmalar yapmak istiyorum.
"Türk kökenli" bir parlamenter olmak ne sonuçlar doğuruyor? ü Siyasete
yaklaşımım geçmişte de etnik köken temelinde olmadı. Almanya'daki seçim
bölgemde Yunan kökenliler geldiğinde de seviniyordum, Almanlar
geldiğinde de... Tabii Türkler daha yoğunlukla bana geliyorlardı,
onlarla aynı dili, aynı kökeni paylaşıyoruz. Ama ben insanları
kökenlerine göre ayırmamaya hep dikkat ettim. Bence köken bir
tesadüftür, insan kendi kökenini seçmiyor dünyaya gelirken... Ancak,
doğal olarak, o dili konuşmam ve annemin, babamın o ülkeden gelmesi
tabii bana ayrı bir görev ve konu veriyor. Federal Meclis'te yaptığım
gibi, diğer arkadaşlarla paylaştığım konular dışında, özellikle
Türkiye'nin AB'ye yaklaşması ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan
Türkiye kökenli insanların bu ülkelere uyum sağlamaları ve Avrupa'nın
bir parçası olmaları konularıyla yakından ilgileniyorum, bu ilgim
sürecek.
Sizce AB yıl sonunda Türkiye'ye tam üyelik müzakerelerinin
başlama tarihini verecek mi? Bu konuda mesajlarınız neler? Durum
bugünkü aşamada çok olumlu görünüyor. Bundan birkaç sene önce,
TürkiyeAB ilişkilerine baktığınızda herkes "Türkiye AB'ye girmeli" veya
"yaklaşmalı" diyordu ama kimse bunun gerçekleşeceğine inanmıyordu.
Avrupa'da her kesimde "Bunlar nasıl olsa değişmez" düşüncesi vardı.
Türkiye'de de daha önceki hükümetler AB'ye girmek istediklerini
söylüyorlardı ama kendi aralarında da, "Biz halimizden memnunuz,
değişmek istemiyoruz. Nasıl olsa giremeyeceğiz" diyorlardı. Yani iki
taraf da bu kötümser zihniyetle yaklaşıyordu.
Türkiye'deki son seçimlerde bu konuda tam anlamıyla bir deprem yaşandı.
İlk defa Türkiye'yi gerçekten AB'ye taşımak isteyen bir çoğunluk var
TBMM'de... Halk da ezici bir çoğunlukla bunu istiyor, yerel seçimlerde
de tekrar bunu gösterdiler. Bu açıdan Türkiye'de her şey değişti ve
ülke çok önemli bir yol kat etti. İdam cezasının kaldırılmasından,
Kürtçe'ye yaklaşıma, işkenceyle mücadele konularına kadar bir çok
alanda daha önce hiç düşünülemeyecek adımlar atıldı. Bu açıdan bakınca,
bu treni durdurmak artık bence mümkün değil. Ama katılım müzakereleri
10 sene mi sürer, daha kısa veya daha uzun mu sürer, bu konuda bir şey
söylemek yanlış olur, kimse bunu bilemez. Bundan sonrası Türkiye'deki
değişim hızına bağlı olacak. İngiltere'nin AB'ye girmesi 13 sene sürdü.
Demek ki uzun sürebiliyor ama hızlı da olabilir. Türk hükümetinin
görüşüne katılıyorum, bence de önemli olan müzakerelerin başlamasıdır.
Süreç o kadar önemli değil ama bu hızda devam edilmesi gerekiyor. Bu
dinamiğin devam etmesi için müzakereler bir an önce başlamalı.
Ben müzakerelerin başlayacağına kesin gözüyle bakıyorum, farklı ve yeni
bir sorun çıkmazsa tabii... Türkiye'de bu süreci engellemeye çalışan
güçler de var. Türkiye terör belasından tam kurtulmuşken bu tehdit
maalesef tekrar gündeme geliyor. Kışkırtmak isteyenler var ama ezici
çoğunluk artık bunları dışlıyor. Bu nedenle ben geleceğe ümitle
bakıyorum. Ama geçmişten beri ne zaman Türkiye AB'ye yaklaşsa, olumlu
gelişmeler olsa, beklenmedik sorunlar çıkabiliyor. Sorulması gereken
soru, Türkiye'nin AB'ye girmesinden kimler yararlanıyor, kimler
zarar görüyor. Zarar görenler de var. Terör isteyen kesimde de var,
devlet içinde bazı kesimlerde de var. Ama bu kesimlerin oyunu
kaybettiklerini görüyoruz. Bu treni artık kimse
durduramaz. AB'de de bir çok siyasi çevreler
Türkiye'nin beceremeyeceğini, değişemeyeceğini düşünüyorlardı.
Türkiye'nin hızla değişmesi onları şoka uğrattı. Verilen bir söz var, o
sözü de geri alamıyorlar ve bu açıdan AB'de herkes mutlu değil. İki
tarafta da bu gelişmelerden mutsuz olanlar var ama sağduyunun
kazanacağını düşünüyorum. AB'ye mesajlarınız nedir? Eğer
terörle mücadelede başarılı olmak istiyorsak, İslam dünyasından
müslüman çoğunluklu bir ülkeyi yanımıza almalıyız. Aksi halde başarılı
olamayız. Bunu Amerika'nın Irak politikasında görüyoruz. Tepeden
inmeyle bu iş olmuyor. Müslüman insanların gönüllerini kazanmak
gerekiyor. Bu konuda geçmişte büyük hatalar yapıldı. Türkiye bu açıdan
tarihi bir şans. Demokrasiyi, insan haklarını, parlamenter sistemi
tamamıyla kabul eden ama aynı zamanda müslüman çoğunluktaki bir ülkenin
AB içinde yer alması bizim için müthiş bir kazanç olacak. Ekonomiyi,
komşuluk ilişkilerini vs bir tarafa koysak bile, en önemli sebep bu
olmalı. AB'deki parlamenterler olarak, hangi siyasi gruptan olursak
olalım, bu şekilde düşünüp hareket etmemiz gerekiyor. Eğer medeniyetler
çatışması tezlerinin geçerli olmasını istemiyorsak, Türkiye gibi bir
ülkenin AB içinde olması ve Avrupa değerlerini paylaşması bizim için
hayati önem taşıyor. Avrupa'daki Türk toplumunu nasıl
tanımlıyorsunuz? ü Geçenlerde Başbakan Almanya'ya geldi ve bir konuşma
yaptı. Çok ilginç bir şeye şahit olduk. Eskiden Türkiye'den gelen
siyasetçiler bol keseden vaad verirlerdi. Söylemler biraz
değişti. Ben 10 sene önce Türklere bulundukları ülkelerin
vatandaşlığını almalarını, dillerini öğrenmelerini, paralarını
çocuklarının geleceğine, eğitimine yatırmalarını önerdiğimde Türk
basını beni eleştirmişti. Şimdi çok şükür bu söylemler devlet
politikası oldu. Bunu içtenlikle paylaşıyorum. Eğer bizler burada
Türkiye'ye katkıda bulunmak istiyorsak, bunu vatanmilletsakarya
edebiyatıyla değil, buradaki çocuklarımızın başarılarıyla
sağlayabiliriz. Bulunduğumuz ülkelerin vatandaşları olmakla ve başarılı
olmakla Türkiye'ye katkıda bulunacağız. Türkiye değişiyor ama malesef
buradaki bazı derneklerimiz eski Türkiye'yi, 60'lı yılları yaşıyorlar.
Bazen Berlin'de dernek başkanlarıyla konuştuğumda bana eski Türkiye'yi
anlatıyorlar. Yeni Türkiye'yle alâkaları yok. Lütfen değişime açık
olsunlar, değişsinler. Yabancı kökenli insanların
politikaya daha fazla girmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar çok
olursak, yapmak istediklerimizi başarma şansımız o kadar fazla olur,
işimiz kolaylaşır. Umarım 5 sene sonraki Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde hıristiyan demokratlardan da Türk kökenli adaylar
seçilerek Parlamento’ya girerler