Belçikalı
gazeteci Sofie Brutsaert Türkiye’ye ve Türklere ilgisini anlatıyor :
“Türkçe öğrenmeye başladığımda benimle kibarca alay ediyorlardı. Şimdi
takdir edip bu bilgimden yararlanıyorlar...” Türkiye'ye ve
Türklere büyük bir ilgi ve yakınlık duyan Belçikalı-larla zaman zaman
tanışıyoruz. Aralarında Türk vatandaşı olanlar, Türkiye'ye yerleşenler
de bulunu-yor. Bu ilgi ve yakınlığın nereden, nelerden kaynaklandığını
araştırmak ilginç oluyor. "Anadolu" ekibinin
yakın geç-mişte, tesadüfen tanıştığı ve çok benimseyerek arasına aldığı
Belçi-kalı gazeteci Sofie Brutsaert, daha ilk görüşmemizde, "Kendimi
yarı yarıya Türk hissediyorum" diyerek doğrusu bizi şaşırttı. "Haydi
gel, bir röportaj yapalım, bunun nedenlerini bize anlat" dedik. "Bir
Belçikalı, hiçbir fiziki bağı olmadığı halde, kendisini neden yarı
yarıya Türk hissedebilir?" sorusuna yanıt aradık.
Belçika'nın özel sektörünü temsil eden İşadamları
Federasyonu FEB'in dergisi "Forward" ekibinde çalışan, güzel
Türkçe konuşan genç gazeteci, sorularımızı içtenlikle ya-nıtladı.
İlk sözleri şöyle:
"Yedi yıldır Türkiye'yle ilgileni-yorum. Öğrendikçe daha çok öğ-renmek
istedim, ilgim arttı. Şimdi Türkiyesiz bir yaşam düşünemiyorum.
Türkiye ve Türkler benim bir parçam oldu. Eve döndüğümde yaptığım ilk
iş, Türk televizyonunu TRT-INT'i açmak ve izlemek. Tür-kiye konusunda
bir gün bir şey okumazsam, öğrenmezsem kendimi eksik hissediyorum.
Türkiye hakkında, Türkler hakkında, Türk kültürü, mutfağı, ekonomisi
hakkında, ne olursa olsun, her gün yeni bir şeyler
öğrenmeliyim." Sofie Brutsaert yüksek tahsilini
tarih üzerine yapmış ama "Sonra-dan gördüm ki bize verilen tarih
eğitimi çok yetersiz ve eksik" diye-rek
anlatıyor: "Türkçe öğrenmeye başladım. Bir
kültürü anlamak için dil eğitiminden geçmek gerekiyor. Kültür ve dil
birbirinden ayrılmaz unsurlar. İletişim için de dil bilgisi gerekiyor.
Dil ve kültürleri öğrenip tanıyarak başkalarıyla mukayese yapınca
in-san kendisini de daha iyi tanıyor. Bu bana zenginlik ve
olgunluk ka-zandırdı." Brutsaert, "Bir
Belçikalı Türki-ye'yi neden sever?" sorusunu şöyle
yanıtlıyor: "Pek çok neden var. Türklere ilgi
ve merak Avrupa'nın tarihinde var, yeni bir şey değil. Türkiye
bi-zim kültürümüzün temelinde... Av-rupa'da bize köklerimizin
Yunanis-tan ve Roma'da olduğu anlatılır. Eğitim bu görüşten hareket
eder. Oysa bu gerçek değil. Bizim felsefi, dini kökenlerimiz Anadolu'da
bulu-nur. Bunu anlatmıyorlar. Bendeki Türkiye aşkında biraz romantizm,
biraz rasyonalizm var. Bu ülkede rüyası görülecek o kadar çok şey var
ki! Bir yanda romantik bir or-tam, bir masal dünyası... Bir yanda da
somut gerçekler... Müthiş bir potansiyel; çok ilginç ve iyi, zeki bir
toplum. Doğa, kültür, tatil orta-mı da cezbedici unsurlar.
Keşfedi-lecek çok şeye sahip, çok zengin bir ülke olan Türkiye'de her
şey üretilebiliyor. Kapadokya, Pamuk-kale, rüya yerleri... Ne
ararasanız buluyorsunuz Türkiye'de..."
"Turcomania" ve "Turcofobia" kelimelerinin ilginçliği üzerinde du-ran
Sofie Brutsaert, "Tarihten ge-len, Ortaçağ'dan kalma bir korku
yaratılmış. Kendi kültürümüzü öğrenirken Türkiye unutulmuş"
di-yor. Türk ekonomisi hakkında da
araştırmalar yapan ve makaleler yazan gazeteci, ekonominin büyük
potansiyelini ve son dönemde ka-zandığı istikrarı gördüğünü, yabancı
yatırımcıların artan ilgisini de göz-lemlediğini belirtiyor ama bu
alanda aşırı iyimser olunamayacağını, hassas dengeler bulunduğunu,
"gergin bir coğrafyada başarılı dış ilişki-ler kuran" Ankara
hükümetinin, ör-neğin eğitim alanındaki tartışmalarda yapacağı olası
hataların olumsuz etkilerinin görülebileceğini ifade
ediyor. Türklerde gözlemlediği kimlik ve kültür
arayışını, kendi kendini özgüvenli sorgulamayı izlediğini ve çok takdir
ettiğini anlatan Sofie Brutsaert, "70 milyonluk ülke bir-kaç cümlede
analiz edilemez" diye-rek şunları anlatıyor:
"Türkiye hakkında çok fazla ve derin önyargılar görüyorum. Bun-lara
karşı mücadele çok zor ve Türkler de bu yönde fazla çaba harcamıyorlar.
Türkler Belçika'da