Belçika'da AIDS artıyor / Nükleer Felaket Senaryosu [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] İşadamı Özcan Malkoç anlatıyor



Belçika'da AIDS artıyor / Nükleer Felaket Senaryosu [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] İşadamı Özcan Malkoç anlatıyor


Belçikalı dansöz Evita     Bugün pek çok insan, modern çağa ait hayat tarzının stres ve geriliminden uzaklaşmak için eski doğu felsefelerinin ve alışkanlıklarının sükunet ve dinginliğini arıyor. Oryantal dans, rekabetçi ve te-laşlı dünyamızın son za-manlarda popüler antidotu olan doğulu çözümlerden biri.     Oryantal dansın son dönemde kazandığı ilginin nedenini anlamak için bazı ön yargılardan sıyrılmak gerekiyor. Arabistan'da, ay altında şeyhin neşesinin yerine gelmesi için kıvırtan peçeli harem kızlarından oluşan görüntü artık yok. Oryantal dansın “baştan çıkarma sanatı” olarak ünü de şimdilerde gölgelenmiş durumda. Bu eski bakış açısı, yerini, "her tür vücuda sahip, her yaştan kadının sadece yatkınlığını değerlendirmek değil ruhunu derinleştirmek amacıyla da kullanılan bir sistem" görüşüne bı-raktı. Amerika dahil dünyanın pek çok ülkesinde kasetlerle oryantal dersleri, kurslar ve kitaplar yoluyla çok eski bir sanat ve dans formu çağımıza taşınıyor. Duygularını ve hassasiyetini oryantal yoluyla ifade edebilmeyi öğrenen kadınlar, ha-yatın diğer alanlarında da ba-şarılarını artırıyorlar, kendilerine güvenlerini geri ka-zanıyorlar.    Belçikalı Evi Joris, “göbek dansı” sanatını bu ülkede bilinçli ve “hakkını vererek” tanıtan bir dansöz olarak dikkatleri çekiyor.     1976 yılında, Genk’te doğan Joris, es-tetik hastanesinde sekre-ter olarak çalışıyor ve uy-gun gördüğü yer ve zamanlarda sahne alıyor.     Beş yıl önce tanıştığı Türk  ar-kadaşı sayesinde Türk kültürünü ve bu arada göbek dansı sanatını tanı-yan Evi Joris, ilk olarak bir Belçika-lı’dan teknik boyutta ders aldığını daha sonra Firuze Sultan’la tanış-tığını, aldığı ilk eğitimin eksikliğini o zaman fark ettiğini belirtiyor.     Firuze Sultan’ın kendisine bu sanatı aktarırken ruh ve duygu bo-yutlarını yansıttığını belirten Joris, çocukluğundan beri dans etmeyi çok sevdiğini, dans salonla-rında bulunmaktan çok mut-lu olduğunu anlatarak, gö-bek dansını tanıdığı zaman müzikle bedenin uyumunun bilincine vardığını belirtiyor.     Göbek dansını, “müzik ve beden dilinin birleşimi ile duyguların yansıtılması” ola-rak tanımlayan Evi Joris, Arap müziğini bu sanatta ye-tersiz bulduğunu, Türk müzi-ği ve ritminin çok daha çekici olduğunu söylüyor.     Müzik ve dansla kendi dişiliğini ve kadınlığını daha iyi yaşadığını, insanlarla de-ğil, müzik ve dansla flört et-tiğini anlatan Joris, bu sanata herkesin aynı gözle bakmadığını da belirterek, dansözün kadınlığıyla değil, sa-natıyla görülmesi ve ön pla-na çıkması gereği üzerinde duruyor.     Ölünceye kadar göbek dansı yapmak, gelecekte bu sanata daha fazla vakit ayırmak istediğini de anlatan Evi Joris, dürüst ve seviyeli çalışmadan yana olduğunu, bu sanatı anlama-yan veya farklı bakanların kendisini zaman zaman üzdüğünü söylüyor.    Türk kültürünü tüm boyutlarıyla “heyecanlandırıcı” bulduğunu, bu kültürün tanıtılması ve korunması için daha fazla çaba hrcanması ge-rektiğini düşündüğünü belirten Evi Joris, Türkiye’nin coğrafyasından mutfağına, sanatından folklorüne kadar, her şeyiyle “hayranlık verici” olduğunu anlatıyor.     Sahnede “Evitta” ismini kulla-nan Belçikalı sanatçı, göbek dansını “yaşamının anlamı” olarak ni-telendiriyor ve bu alandaki çalışmalarından mutluluk yansıtıyor. Pınar Türker      Belçika ve Hollanda'daki Türklerin oldukça iyi tanıdıkları sanatçı Pınar Türker, kendisini "butik bir şarkıcı" olarak nitelendiriyor.     Sivas'ın Pamukpınar kasabasında doğduğu için öğretmen anne ve babası tarafından Pınar ismi verilen sanatçı, Haccettepe Devlet Konservatuvarı'nın Piyano Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre Devlet Opera ve Balesi'nde çalışan Pınar Türker, şarkı söylemek istediğini ancak Konservatuvar'da müdür yardımcısı olan babasının ve öğretmenlik yapan annesinin iznini alamadığını anlatıyor.       "Ben hep şarkı söylemek istedim ama ailem izin vermedi. Onlar benim piyanist olmamı, bir koca bulup evlenmemi ve aile kurmamı istiyorlardı" diyen Türker, Ankara'dayken yoğun bir tempoda piyano ve caz solistliği yaptığını, 1989'da evlenerek Hollanda'ya yerleştiğini anlatıyor.      Hollanda'da diplomasının denkliğini alarak müzik hocalığına başlayan ve bir gurup kurarak müzik ve sahne hayatına giren Pınar Türker, haftasonları da Brüksel'de, bugün de dinlendiği Bergama restoranında çalışmaya başladı.     2001'de Brüksel'e yerleşen sanatçı kendisini şöyle anlatıyor:       "Yorumcu olmak beni çok mutlu ediyor. Şarkı söylemeyi seviyorum. Aslında ben butik bir şarkıcıyım. Kendi bestelerimi yorumlamak, caz yapmak, kafamdaki projeleri gerçekleştirmek şimdilik mümkün olmasa da hızlı bir şekilde hedef-lerime dönük çalışıyorum. Buraya da öyle bağlandım ki, çok büyük bir sevgi seli var. Benim gibi yüreğinde bu sevgiyi taşıyanlar küçük şeylerden mutlu olabiliyorlar."    Pınar Türker, 1993'te çıkarttığı ilk albümü "Maya"nın ardından, yoğun talep üzerine, 2003 yılında ikinci albümü olan "Söylü-Yorum"u gerçekleştirdi.     Türker'i dinleyenler bilirler, eğlendirici olmanın ötesinde, onun kendi bestelerini veya caz yorumlarını dinlemek çok keyiflidir. Ses rengi ve sahnesi çok güzel olan bir şarkıcıdır.     Pınar Türker müzik çalışmalarının yanı sıra, her Perşembe, saat 17.00 -20.00 arasında, Brüksel bölgesinde yayın yapan 95.7 Türk FM'de "Kulak Misafiri" programını yönetiyor