Belçikalı
dansöz Evita Bugün pek çok insan, modern çağa ait
hayat tarzının stres ve geriliminden uzaklaşmak için eski doğu
felsefelerinin ve alışkanlıklarının sükunet ve dinginliğini arıyor.
Oryantal dans, rekabetçi ve te-laşlı dünyamızın son za-manlarda popüler
antidotu olan doğulu çözümlerden biri. Oryantal
dansın son dönemde kazandığı ilginin nedenini anlamak için bazı ön
yargılardan sıyrılmak gerekiyor. Arabistan'da, ay altında şeyhin
neşesinin yerine gelmesi için kıvırtan peçeli harem kızlarından oluşan
görüntü artık yok. Oryantal dansın “baştan çıkarma sanatı” olarak ünü
de şimdilerde gölgelenmiş durumda. Bu eski bakış açısı, yerini, "her
tür vücuda sahip, her yaştan kadının sadece yatkınlığını değerlendirmek
değil ruhunu derinleştirmek amacıyla da kullanılan bir sistem" görüşüne
bı-raktı. Amerika dahil dünyanın pek çok ülkesinde kasetlerle oryantal
dersleri, kurslar ve kitaplar yoluyla çok eski bir sanat ve dans formu
çağımıza taşınıyor. Duygularını ve hassasiyetini oryantal yoluyla ifade
edebilmeyi öğrenen kadınlar, ha-yatın diğer alanlarında da
ba-şarılarını artırıyorlar, kendilerine güvenlerini geri ka-zanıyorlar.
Belçikalı Evi Joris, “göbek dansı” sanatını bu ülkede
bilinçli ve “hakkını vererek” tanıtan bir dansöz olarak dikkatleri
çekiyor. 1976 yılında, Genk’te doğan Joris,
es-tetik hastanesinde sekre-ter olarak çalışıyor ve uy-gun gördüğü yer
ve zamanlarda sahne alıyor. Beş yıl önce
tanıştığı Türk ar-kadaşı sayesinde Türk kültürünü ve bu arada
göbek dansı sanatını tanı-yan Evi Joris, ilk olarak bir Belçika-lı’dan
teknik boyutta ders aldığını daha sonra Firuze Sultan’la tanış-tığını,
aldığı ilk eğitimin eksikliğini o zaman fark ettiğini
belirtiyor. Firuze Sultan’ın kendisine bu
sanatı aktarırken ruh ve duygu bo-yutlarını yansıttığını belirten
Joris, çocukluğundan beri dans etmeyi çok sevdiğini, dans salonla-rında
bulunmaktan çok mut-lu olduğunu anlatarak, gö-bek dansını tanıdığı
zaman müzikle bedenin uyumunun bilincine vardığını
belirtiyor. Göbek dansını, “müzik ve beden
dilinin birleşimi ile duyguların yansıtılması” ola-rak tanımlayan Evi
Joris, Arap müziğini bu sanatta ye-tersiz bulduğunu, Türk müzi-ği ve
ritminin çok daha çekici olduğunu söylüyor.
Müzik ve dansla kendi dişiliğini ve kadınlığını daha iyi yaşadığını,
insanlarla de-ğil, müzik ve dansla flört et-tiğini anlatan Joris, bu
sanata herkesin aynı gözle bakmadığını da belirterek, dansözün
kadınlığıyla değil, sa-natıyla görülmesi ve ön pla-na çıkması gereği
üzerinde duruyor. Ölünceye kadar göbek dansı
yapmak, gelecekte bu sanata daha fazla vakit ayırmak istediğini de
anlatan Evi Joris, dürüst ve seviyeli çalışmadan yana olduğunu, bu
sanatı anlama-yan veya farklı bakanların kendisini zaman zaman üzdüğünü
söylüyor. Türk kültürünü tüm boyutlarıyla
“heyecanlandırıcı” bulduğunu, bu kültürün tanıtılması ve korunması için
daha fazla çaba hrcanması ge-rektiğini düşündüğünü belirten Evi Joris,
Türkiye’nin coğrafyasından mutfağına, sanatından folklorüne kadar, her
şeyiyle “hayranlık verici” olduğunu anlatıyor.
Sahnede “Evitta” ismini kulla-nan Belçikalı sanatçı, göbek dansını
“yaşamının anlamı” olarak ni-telendiriyor ve bu alandaki
çalışmalarından mutluluk yansıtıyor. Pınar Türker
Belçika ve Hollanda'daki Türklerin oldukça iyi
tanıdıkları sanatçı Pınar Türker, kendisini "butik bir şarkıcı" olarak
nitelendiriyor. Sivas'ın Pamukpınar kasabasında
doğduğu için öğretmen anne ve babası tarafından Pınar ismi verilen
sanatçı, Haccettepe Devlet Konservatuvarı'nın Piyano Bölümü'nden mezun
oldu. Bir süre Devlet Opera ve Balesi'nde çalışan Pınar Türker, şarkı
söylemek istediğini ancak Konservatuvar'da müdür yardımcısı olan
babasının ve öğretmenlik yapan annesinin iznini alamadığını
anlatıyor. "Ben hep şarkı söylemek
istedim ama ailem izin vermedi. Onlar benim piyanist olmamı, bir koca
bulup evlenmemi ve aile kurmamı istiyorlardı" diyen Türker,
Ankara'dayken yoğun bir tempoda piyano ve caz solistliği yaptığını,
1989'da evlenerek Hollanda'ya yerleştiğini anlatıyor.
Hollanda'da diplomasının denkliğini alarak
müzik hocalığına başlayan ve bir gurup kurarak müzik ve sahne hayatına
giren Pınar Türker, haftasonları da Brüksel'de, bugün de dinlendiği
Bergama restoranında çalışmaya başladı. 2001'de
Brüksel'e yerleşen sanatçı kendisini şöyle anlatıyor:
"Yorumcu olmak beni çok mutlu ediyor. Şarkı
söylemeyi seviyorum. Aslında ben butik bir şarkıcıyım. Kendi
bestelerimi yorumlamak, caz yapmak, kafamdaki projeleri gerçekleştirmek
şimdilik mümkün olmasa da hızlı bir şekilde hedef-lerime dönük
çalışıyorum. Buraya da öyle bağlandım ki, çok büyük bir sevgi seli var.
Benim gibi yüreğinde bu sevgiyi taşıyanlar küçük şeylerden mutlu
olabiliyorlar." Pınar Türker, 1993'te çıkarttığı ilk
albümü "Maya"nın ardından, yoğun talep üzerine, 2003 yılında ikinci
albümü olan "Söylü-Yorum"u gerçekleştirdi. Türker'i
dinleyenler bilirler, eğlendirici olmanın ötesinde, onun kendi
bestelerini veya caz yorumlarını dinlemek çok keyiflidir. Ses rengi ve
sahnesi çok güzel olan bir şarkıcıdır. Pınar
Türker müzik çalışmalarının yanı sıra, her Perşembe, saat 17.00 -20.00
arasında, Brüksel bölgesinde yayın yapan 95.7 Türk FM'de "Kulak
Misafiri" programını yönetiyor