[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Anadolu Kaplanı Kangal Aydemir Aslan      İtiraf etmeliyim ki onu tanıyana kadar köpeklere ilgi duymadığım gibi, köpek beslemek düşüncem de hiç olmadı. Anadolu'da bütün köy çocuklarının yaptığı gibi onların boğuşmalarını seyrettim, arkalarınadan taşlar attım, köy odalarında kurtlarla kavgalarını dinledim ama onları hiçbir zaman yakından tanımadım.Taa ki Belçika'da Kangal'la karşılaşana kadar...     Onu ilk gördüğümde içimde tuhaf bir sevinç ve heyecan duydum. Tasması bir Belçikalı'nın elindeydi. Yaklaştım yanına iyice, o da bana bakıyordu. İçimden, sanki Türkçe konuşursam beni anlayacak duygusuna kapıldım. Sahibine, "Bu köpeğin cinsi nedir?" diye sordum. "Berger d'Anatolie" dedi. İyi bakılmıştı belli ki, ama mutsuz görünüyordu. "Vay Kangalım, bizden sonra sende mi gurbete çıkmışsın?" dedim. “Güzel Anadolu'nun karlı dağlarını, uçsuz bucaksız ovalarını, derelerini, çaylarını; kabında yalını, keçe sırtında çobanını bırakmışsın..." "Burada ne koruyacağın koyun sürüleri, ne de boğuşacağın ezeli düşmanın kurt var" dedim. Sonra, kendi kendime, "Şuna bak, kurufasulyemizden, bulgurumuzdan, tarhanamızdan, peynirimizden sonra Kangalımızı da taşımız Avrupa'ya" diye söylendim.     Uzatmayalım, hemen o gün ben de bir Kangal almaya karar verdim. Gerekli araştırmayı yaptıktan sonra Mons'a yakın bir köyde, Kangal köpeklerine âşık bir Belçika'lı olan Bay Gilles Galand'la tanıştım. Yıllardır Kangal üretiyordu ve onların üzerinde kitap yazacak kadar iyi tanıyordu bu hayvanları... Onları Anadolu ile öyle özdeşleştirmişti ki, sattığı köpeklerin isimlerinin Türkçe olması şartını koyuyordu müşterilerine. Gidip yerinde gördüm ve o günden bu tarafa yaklaşık on yıldır benim de bir Kangal'ım var.     Evet Kangal köpekleri hakkında maalesef çok fazla araştırma yapılıp, fazlaca kitaplar yazılmamış. Ama yine de bu konuyla ilgilenen değerli bir iki araştırmacının bilgilerinden yararlanarak ve on yıldır bahçesinde Kangal besleyen birisi olarak, kendi gözlemlerimden yola çıkarak tanımayanları az çok bilgilendirmek istiyorum.     Bir araştırmacımızın deyimiyle "Anadolu Türk Çoban Köpeği Kangal", ismini Sivas ilimize bağlı Kangal ilçemizden almaktadır. Bu güzel ilçemizinse ismini büyük Türk göçleri sırasında Türkistan'dan Anadolu'ya gelip yerleşen Peçenek'lere bağlı bir Türk boyu olan "Kanglar"dan aldığı söylenmektedir. Bazı araştırmacılar Asurlular, Babilliler zamanından beri Kangal'ın Anadolu'da olduğunu iddia ederler. Bazıları da soyunun Hindistan'dan geldiğini söylerler. Ama bu görüşler, bize özgü olan güzellikleri ve özellikleri bozmaya çalışan, onları kabul etmeyi içlerine sindiremeyen bir düşüncenin ürününden başka bir şey değildir. Kangal bize özgü olan "Denizli'nin horozu", “Ankara'nın keçisi", "Van'ın kedisi", "Karaman'ın Koyunu" gibi, öz be öz "Türk çoban köpeği"dir.Yani Anadolu'ya has bir ırk değildir. Anadolu'ya büyük Türk göçleri sırasında atalarımız tarafından getirilmiştir. Araştırmacılar Türkistan'ın çeşitli bölgelerinde Kangal ile aynı soydan gelen hayvanlar görmenin mümkün olduğunu söylüyorlar. Çünkü Kangal'lar diğer köpeklere benzemeyen, belirli özelliklere sahip bir ırk olarak biliniyor. Kangal'ın Türkiye'de çokça yaşadığı yerlerin coğrafi yapılarını göz önüne getirirsek, geldiği yerlerle büyük benzerlikler gösterdiğini görürüz.   .     Kangal köpeği yüzyıllardan beri Anadolu insanının, çobanının yanında sürülerini vahşi hayvanlara ve kötü niyetli kişilere karşı korumuştur. Halen de bu görevini en iyi şekilde yapmaktadır. Onun gücüne ve cesaretine o kadar inanılır ki, ormanların kralı aslanla boğuştuğu ve onu yendiği efsanesi bile anlatılır. Kangallar çok zeki, hassas ruh yapıları olan, biri diğerinden farklı karekterde hayvanlardır. Hepsinin ortak noktaları çok cesur, çok sadık, çok hızlı ve kuvvetli olmalıdır. Hissettiklerini, yani sevindiklerini, üzüldüklerini, kızdıklarını jestlerine bakarak anlayabilirsiniz. Sahiplerini çok kıskanırlar. Bulundukları ailede herkese saygı duyarlar ama tek bir kişiyi asıl sahip diye algılar ve tanırlar. Onun yanında sahibinin başka bir şeyi sevip ilgi göstermesine tahammül edemez, çok kıskanır ve üzülürler. İlgi gösterdiğiniz başka bir hayvan olabilir, yeni aldığınız bir araba olabilir. Kıskanırlar.Kangal'lar eğitim almayı sevmezler. Onlara eğitimle bir şey öğretmek çok zor, hemen hemen imkânsızdır. Kendi köpeğimden biliyorum, tam bir yıl boyunca eğitime götürdüm ama otur ve kalk komutundan başka bir şey öğretemedim. Çünkü asla emir almayı sevmiyorlar. Yapmaları gereken şeyi kendi iç güdüleriyle anlayıp yapıyorlar. Özgürlüklerine inanılmaz derecede bağlı oluyorlar. Aslında onların kendi dünyaları var. Örneğin, kangal kendine kötülük yapanı hiç unutmaz, karşılaştığı zaman ona düşmanlık yapar. Öyle ki, kangalların akrabalık bağlarını bildiklerine ve kendi ailelerinden gelen diğer köpekleri tanıyıp ona göre davrandıklarına inanıyorum ben.      Kangalların pek hoşlanmadıkları şeylerden biri de su ve yıkanmadır. Boğuşurken bile onları birbirlerinden ayırmanın yolu üstlerine su atmaktır. Genelde, has bir kangal sahibinin yanında kimseye kötü davranmaz. Zaten hiçbir zaman kangal doğrudan saldırmaz, bölgesine giren ve tehlike olarak kabul ettiği şeyi önce etkisiz hale getirip uzaklaştırmaya çalışır. Saldırı genelde son aşamadır. Yaşadığı bölgede en yüksek yere çıkar, oradan etrafı kontrol eder. Oynamayı çok sever ama herkesi kategorik olarak ayırır oynarken. Örneğin çocuklar ve bayanlara karşı çok yumuşak davranır, oynarken hiç sertlik göstermez. Ama evin en kuvvetlisi olarak gördüğü erkek ferdine karşı mutlaka oyunlarda çaktırmadan kendi gücünü kabul ettirmek ister. Sertçe gögüs vurur, altına almaya çalışır. Her zaman, oyun bile olsa, sizin ona daha güçlü olduğunuzu göstermeniz gerekir. "Şef benim, ben daha kuvvetliyim" mesajı vermeniz lazımdır. Bunu yapmadığınız taktirde köpeğinizin üstündeki kontrol gücünüz ve otoriteniz zayıflar, o sizi yönetmeye çalışır.     Bilirsiniz, kavga bütün köpeklerin hayatında önemli bir yer tutar ama kangal için daha farklıdır. Onu boğuşurken gördüğünüz zaman sanki öğrendiği bir saldırı sporunu uyguluyor zannedersiniz. Düşmanının zayıf yerini bilir, oraya saldırır. Müthiş çene ve diş yapısıyla tuttuğu yere yüzlerce kilo pres uygular. Koşarken saatte 70 ila 80 km. hıza ulaşabilir. 160170 santim yükseklikteki bir engeli aşmak hiç de zor değildir kangal için...      Günde bir kez yemek yeterlidir ona. Nedendir bilmiyorum, benim köpeğim yemeğini hep tasından yere dökerek yer.     Kangal köpekleri gerçekten çok duygulu, sahiplerine çok düşkün, çok cana yakın, sadık hayvanlardır. Bakın, size bir iki küçük anımdan bahsetmek istiyorum: