Anadolu
Kaplanı Kangal Aydemir Aslan İtiraf etmeliyim
ki onu tanıyana kadar köpeklere ilgi duymadığım gibi, köpek beslemek
düşüncem de hiç olmadı. Anadolu'da bütün köy çocuklarının yaptığı gibi
onların boğuşmalarını seyrettim, arkalarınadan taşlar attım, köy
odalarında kurtlarla kavgalarını dinledim ama onları hiçbir zaman
yakından tanımadım.Taa ki Belçika'da Kangal'la karşılaşana
kadar... Onu ilk gördüğümde içimde tuhaf bir
sevinç ve heyecan duydum. Tasması bir Belçikalı'nın elindeydi.
Yaklaştım yanına iyice, o da bana bakıyordu. İçimden, sanki Türkçe
konuşursam beni anlayacak duygusuna kapıldım. Sahibine, "Bu köpeğin
cinsi nedir?" diye sordum. "Berger d'Anatolie" dedi. İyi bakılmıştı
belli ki, ama mutsuz görünüyordu. "Vay Kangalım, bizden sonra sende mi
gurbete çıkmışsın?" dedim. “Güzel Anadolu'nun karlı dağlarını, uçsuz
bucaksız ovalarını, derelerini, çaylarını; kabında yalını, keçe
sırtında çobanını bırakmışsın..." "Burada ne koruyacağın koyun
sürüleri, ne de boğuşacağın ezeli düşmanın kurt var" dedim. Sonra,
kendi kendime, "Şuna bak, kurufasulyemizden, bulgurumuzdan,
tarhanamızdan, peynirimizden sonra Kangalımızı da taşımız Avrupa'ya"
diye söylendim. Uzatmayalım, hemen o gün ben de
bir Kangal almaya karar verdim. Gerekli araştırmayı yaptıktan sonra
Mons'a yakın bir köyde, Kangal köpeklerine âşık bir Belçika'lı olan Bay
Gilles Galand'la tanıştım. Yıllardır Kangal üretiyordu ve onların
üzerinde kitap yazacak kadar iyi tanıyordu bu hayvanları... Onları
Anadolu ile öyle özdeşleştirmişti ki, sattığı köpeklerin isimlerinin
Türkçe olması şartını koyuyordu müşterilerine. Gidip yerinde gördüm ve
o günden bu tarafa yaklaşık on yıldır benim de bir Kangal'ım
var. Evet Kangal köpekleri hakkında maalesef
çok fazla araştırma yapılıp, fazlaca kitaplar yazılmamış. Ama yine de
bu konuyla ilgilenen değerli bir iki araştırmacının bilgilerinden
yararlanarak ve on yıldır bahçesinde Kangal besleyen birisi olarak,
kendi gözlemlerimden yola çıkarak tanımayanları az çok bilgilendirmek
istiyorum. Bir araştırmacımızın deyimiyle
"Anadolu Türk Çoban Köpeği Kangal", ismini Sivas ilimize bağlı Kangal
ilçemizden almaktadır. Bu güzel ilçemizinse ismini büyük Türk göçleri
sırasında Türkistan'dan Anadolu'ya gelip yerleşen Peçenek'lere bağlı
bir Türk boyu olan "Kanglar"dan aldığı söylenmektedir. Bazı
araştırmacılar Asurlular, Babilliler zamanından beri Kangal'ın
Anadolu'da olduğunu iddia ederler. Bazıları da soyunun Hindistan'dan
geldiğini söylerler. Ama bu görüşler, bize özgü olan güzellikleri ve
özellikleri bozmaya çalışan, onları kabul etmeyi içlerine sindiremeyen
bir düşüncenin ürününden başka bir şey değildir. Kangal bize özgü olan
"Denizli'nin horozu", “Ankara'nın keçisi", "Van'ın kedisi", "Karaman'ın
Koyunu" gibi, öz be öz "Türk çoban köpeği"dir.Yani Anadolu'ya has bir
ırk değildir. Anadolu'ya büyük Türk göçleri sırasında atalarımız
tarafından getirilmiştir. Araştırmacılar Türkistan'ın çeşitli
bölgelerinde Kangal ile aynı soydan gelen hayvanlar görmenin mümkün
olduğunu söylüyorlar. Çünkü Kangal'lar diğer köpeklere benzemeyen,
belirli özelliklere sahip bir ırk olarak biliniyor. Kangal'ın
Türkiye'de çokça yaşadığı yerlerin coğrafi yapılarını göz önüne
getirirsek, geldiği yerlerle büyük benzerlikler gösterdiğini
görürüz. . Kangal köpeği
yüzyıllardan beri Anadolu insanının, çobanının yanında sürülerini vahşi
hayvanlara ve kötü niyetli kişilere karşı korumuştur. Halen de bu
görevini en iyi şekilde yapmaktadır. Onun gücüne ve cesaretine o kadar
inanılır ki, ormanların kralı aslanla boğuştuğu ve onu yendiği efsanesi
bile anlatılır. Kangallar çok zeki, hassas ruh yapıları olan, biri
diğerinden farklı karekterde hayvanlardır. Hepsinin ortak noktaları çok
cesur, çok sadık, çok hızlı ve kuvvetli olmalıdır. Hissettiklerini,
yani sevindiklerini, üzüldüklerini, kızdıklarını jestlerine bakarak
anlayabilirsiniz. Sahiplerini çok kıskanırlar. Bulundukları ailede
herkese saygı duyarlar ama tek bir kişiyi asıl sahip diye algılar ve
tanırlar. Onun yanında sahibinin başka bir şeyi sevip ilgi göstermesine
tahammül edemez, çok kıskanır ve üzülürler. İlgi gösterdiğiniz başka
bir hayvan olabilir, yeni aldığınız bir araba olabilir.
Kıskanırlar.Kangal'lar eğitim almayı sevmezler. Onlara eğitimle bir şey
öğretmek çok zor, hemen hemen imkânsızdır. Kendi köpeğimden biliyorum,
tam bir yıl boyunca eğitime götürdüm ama otur ve kalk komutundan başka
bir şey öğretemedim. Çünkü asla emir almayı sevmiyorlar. Yapmaları
gereken şeyi kendi iç güdüleriyle anlayıp yapıyorlar. Özgürlüklerine
inanılmaz derecede bağlı oluyorlar. Aslında onların kendi dünyaları
var. Örneğin, kangal kendine kötülük yapanı hiç unutmaz, karşılaştığı
zaman ona düşmanlık yapar. Öyle ki, kangalların akrabalık bağlarını
bildiklerine ve kendi ailelerinden gelen diğer köpekleri tanıyıp ona
göre davrandıklarına inanıyorum ben.
Kangalların pek hoşlanmadıkları şeylerden biri de su ve yıkanmadır.
Boğuşurken bile onları birbirlerinden ayırmanın yolu üstlerine su
atmaktır. Genelde, has bir kangal sahibinin yanında kimseye kötü
davranmaz. Zaten hiçbir zaman kangal doğrudan saldırmaz, bölgesine
giren ve tehlike olarak kabul ettiği şeyi önce etkisiz hale getirip
uzaklaştırmaya çalışır. Saldırı genelde son aşamadır. Yaşadığı bölgede
en yüksek yere çıkar, oradan etrafı kontrol eder. Oynamayı çok sever
ama herkesi kategorik olarak ayırır oynarken. Örneğin çocuklar ve
bayanlara karşı çok yumuşak davranır, oynarken hiç sertlik göstermez.
Ama evin en kuvvetlisi olarak gördüğü erkek ferdine karşı mutlaka
oyunlarda çaktırmadan kendi gücünü kabul ettirmek ister. Sertçe gögüs
vurur, altına almaya çalışır. Her zaman, oyun bile olsa, sizin ona daha
güçlü olduğunuzu göstermeniz gerekir. "Şef benim, ben daha kuvvetliyim"
mesajı vermeniz lazımdır. Bunu yapmadığınız taktirde köpeğinizin
üstündeki kontrol gücünüz ve otoriteniz zayıflar, o sizi yönetmeye
çalışır. Bilirsiniz, kavga bütün köpeklerin
hayatında önemli bir yer tutar ama kangal için daha farklıdır. Onu
boğuşurken gördüğünüz zaman sanki öğrendiği bir saldırı sporunu
uyguluyor zannedersiniz. Düşmanının zayıf yerini bilir, oraya saldırır.
Müthiş çene ve diş yapısıyla tuttuğu yere yüzlerce kilo pres uygular.
Koşarken saatte 70 ila 80 km. hıza ulaşabilir. 160170 santim
yükseklikteki bir engeli aşmak hiç de zor değildir kangal için...
Günde bir kez yemek yeterlidir ona. Nedendir
bilmiyorum, benim köpeğim yemeğini hep tasından yere dökerek
yer. Kangal köpekleri gerçekten çok duygulu,
sahiplerine çok düşkün, çok cana yakın, sadık hayvanlardır. Bakın, size
bir iki küçük anımdan bahsetmek istiyorum: