Türkiye
AB ilişkileri Sıtkı Uluç AB ayıp eder mi? Biz
"AB yandaşları" hiç akıllanmayacağız galiba...
Kıbrıs'ta referandum sonuçlarına ne kadar sevindik!
"Aha" dedik, "Hadi bakalım! Türkler evet dedi,
Rumlar hayır... Kıbrıs sorununu çözmek istemeyenlerin kimler olduğu
ortaya çıktı. AB Rumlara verdiği tek taraflı destek yüzünden rezil
oldu, çok zor duruma düştü. Bakalım şimdi ne yapacaklar? AB bu
haksızlık, adaletsizlik nedeniyle çok
utanacak..." 1 Mayıs geldi geçti. AB
genişledi. Siz şimdi "utanan" bir AB görüyor
musunuz? "Dün dündür, bugün bugün..."
Referandum sonuçlarıyla coştuk, sevindik ama
şimdi bakıyoruz ki utanan, üzülen, zor duruma düşen AB değil, "hayır"cı
Rumlar da değil, "evet" diyen Kıbrıslı Türkler
oluyor. Peki ama biz AB yandaşları bunun böyle
olmayacağını düşünürken ve umarken ne gibi gerekçelere dayanıyorduk?
Kıbrıslı Türklere, "Siz evet deyin, gerisini
AB'ye ve Ankara’ya bırakın" dedik ya...
Neyimize güvendik? Kime
güvendik? “AB şimdi ne yapacak?” demeyelim.
AB’nin ne istediği ve ne yaptığı her zamanki gibi
ortada... Bakalım şimdi biz ne
yapacağız! 1 Mayıs’ta, Kıbrıslı Rumları, “tüm
adayı ve tüm ada halklarını temsil edecek şekilde” AB’ye aldılar
mı? Aldılar. Yani
(Rumlara verdikleri) sözlerinde durdular...
Hadi bakalım, kolay gelsin... Şimdi, yıl
sonunda AB'den "tarih alacağız" ya! Çok üst düzey Dışişleri
yetkililerine soruyoruz: "Kıbrıs işini müthiş
hallettiniz. Siz, bu irade ve bu yeteneklerle, evelallah, diğer
sorunları da aşarsınız! Ama tüm bu fedakarlık ve başarılarınıza rağmen
AB yıl sonunda Türkiye ile müzakereleri başlatmazsa
n'olacak?” "Olur mu canım öyle şey. İyimser
olun..." "Ya
başlatmazlarsa?.." "Çok ayıp
ederler..." Bu ifadeleri defalarca,
kulaklarımla duydum, bizdeki zihniyet bu! En üst düzey Dışişleri
yetkilileri, "AB sözlerini tutmazsa çok ayıp eder"
diyor! "Ayıp etmek" ne demek? AB sözlüğünde böyle bir
deyim var mı? Örneğin Fransızca'da, İngilizce'de "ayıp etmek" fiilinin
karşılığını biliyor musunuz? Şimdi AB Kıbrıslı
Türklere ve Türkiye'ye, bütün dünyanın gözleri önünde bu kazığı
pişkinlikle atarken geçin karşılarına, "Ayıp ettin AB abi" deyin
bakalım. Nasıl diyeceksiniz? Bunu ancak Türkçe söyleyebilirsiniz
ama verdikleri söze rağmen Türkçe'yi de almadılar ki
içlerine... Biz “AB yandaşları”
akıllanmayacağız! Fransa Cumhurbaşkanı Chirac
avaz avaz bağırıyor: "Türklere müzakere tarihi vermeyiz. Bir formül
bulup verirsek de 40 yıl daha oyalarız. Sonunda da 2530 ülkeden onay
alamazlar. Gerekirse bir de refandum icad ederiz. Bu iş olmaz!" demeye
getiriyor. Aynı gün Fransa'nın eski sosyalist
Başbakanı Fabius Brüksel'de konuşup, "Türkiye'nin katılımının,
AB'nin karar alma mekanizmasına ciddi bir biçimde zarar verebileceğini"
anlatıyor ve Türkiye'yi Rusya, Ukrayna ve Kuzey Afrika ülkeleriyle aynı
kefeye koyuyor. Ve ertesi gün Türk basınında
manşetler: "Fransa'dan Türkiye'ye
destek." Anaaaa !?! El insaf
! Kendimizden başka kimi kandırıyoruz ki?
AB'ye "pişkin" diyoruz ama pişkinliğin
daniskası bizde! Leyla Zana Türkiye'de suç
işlemiş, “bağımsız yargı” tarafından hapis edilmiş. Avrupa
Parlamentosu'ndan "Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü" almış. AB
Komisyonu Sözcüsü diyor ki, "Zana fikir suçlusudur. Türkiye'de hapiste
olan çok fikir suçlusu var. Bunlar serbest bırakılmadıkça müzakere
tarihi alamazlar." Sözcü daha açık konuşabilir
mi? Daha ne desin?
Soruyorlar: "Türkiye'de hapiste olan kaç fikir suçlusu var, biliyor
musunuz?" "Bilmiyoruz ama bir tane olsa bile
tarih vermeyiz..." Eeee? N'olacak bizim
"müzakere tarihi" ? Sakın terörist Öcalan da
"fikir suçlusu" olmasın! Yıl sonuna kadar Zana
nihayet bir şekilde serbest bırakılmış olsa dahi, başka "fikir
suçluları" içerde diye; Türk alfabesi tüm "uyarılara" rağmen
değiştirilmedi diye; sözde Ermeni soykırımı tanınmadı diye; "siyasi" ve
"ekonomik" kriterler yerine getirilmedi diye bize tarih vermezlerse,
müzakereleri başlatmazlarsa n'olacak? "Ayıp
etmiş" olacaklar! AB 1 Mayıs'ta genişlerken,
Fransız haber ajansı AFP'den, Türk basınına da yansıyan bir haber
geldi: "AB bayrağındaki yıldızların sayısı
artmayacak..." Bu haber beni 15 yıl öncesine,
1989'a götürdü. AB bayrağı konulu bir araştırma yapmış ve o dönemde
çalıştığım gazeteye iletmiştim. Zamanın Başbakanı Turgut Özal beni
bizzat aramış ve bu röportajın yayımlanmamasını rica etmişti. Çünkü,
AB'ye giriş mücadelesinde olan Türk kamuoyunun "olumsuz etkileneceğini"
düşünüyor, "AB karşıtlarının bu konuyu suistimal edeceklerine"
inanıyordu. Türkiye, AB'ye tam üyelik
başvurusunu 1987'de yapmış ve ilk olumsuz yanıtı 1989'da almıştı.
Başvuruya olumsuz yanıt belgesini ilk ortaya çıkaran gazeteci olmuştum.
Bu belgeyi bana sızdıran kişi, içeriğe çok bozulduğumu fark edince, "Ne
kızıyorsun ki? Sen git de AB bayrağı