[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Türkiye AB ilişkileri Sıtkı Uluç AB ayıp eder mi?      Biz "AB yandaşları" hiç akıllanmayacağız galiba...     Kıbrıs'ta referandum sonuçlarına ne kadar sevindik!      "Aha" dedik, "Hadi bakalım! Türkler evet dedi, Rumlar hayır... Kıbrıs sorununu çözmek istemeyenlerin kimler olduğu ortaya çıktı. AB Rumlara verdiği tek taraflı destek yüzünden rezil oldu, çok zor duruma düştü. Bakalım şimdi ne yapacaklar? AB bu haksızlık, adaletsizlik nedeniyle çok utanacak..."     1 Mayıs geldi geçti. AB genişledi.     Siz şimdi "utanan" bir AB görüyor musunuz?      "Dün dündür, bugün bugün..."      Referandum sonuçlarıyla coştuk, sevindik ama şimdi bakıyoruz ki utanan, üzülen, zor duruma düşen AB değil, "hayır"cı Rumlar da değil,  "evet" diyen Kıbrıslı Türkler oluyor.     Peki ama biz AB yandaşları bunun böyle olmayacağını düşünürken ve umarken ne gibi gerekçelere dayanıyorduk?      Kıbrıslı Türklere, "Siz evet deyin, gerisini AB'ye ve Ankara’ya bırakın" dedik ya...     Neyimize güvendik?     Kime güvendik?     “AB şimdi ne yapacak?” demeyelim. AB’nin ne istediği ve ne yaptığı her zamanki gibi ortada...     Bakalım şimdi biz ne yapacağız!     1 Mayıs’ta, Kıbrıslı Rumları, “tüm adayı ve tüm ada halklarını temsil edecek şekilde” AB’ye aldılar mı?     Aldılar.     Yani (Rumlara verdikleri) sözlerinde durdular...     Hadi bakalım, kolay gelsin...     Şimdi, yıl sonunda AB'den "tarih alacağız" ya! Çok üst düzey Dışişleri yetkililerine soruyoruz:     "Kıbrıs işini müthiş hallettiniz. Siz, bu irade ve bu yeteneklerle, evelallah, diğer sorunları da aşarsınız! Ama tüm bu fedakarlık ve başarılarınıza rağmen AB yıl sonunda Türkiye ile müzakereleri başlatmazsa n'olacak?”     "Olur mu canım öyle şey. İyimser olun..."     "Ya başlatmazlarsa?.."     "Çok ayıp ederler..."     Bu ifadeleri defalarca, kulaklarımla duydum, bizdeki zihniyet bu! En üst düzey Dışişleri yetkilileri, "AB sözlerini tutmazsa çok ayıp eder" diyor!    "Ayıp etmek" ne demek? AB sözlüğünde böyle bir deyim var mı? Örneğin Fransızca'da, İngilizce'de "ayıp etmek" fiilinin karşılığını biliyor musunuz?     Şimdi AB Kıbrıslı Türklere ve Türkiye'ye, bütün dünyanın gözleri önünde bu kazığı pişkinlikle atarken geçin karşılarına, "Ayıp ettin AB abi" deyin bakalım.  Nasıl diyeceksiniz? Bunu ancak Türkçe söyleyebilirsiniz ama verdikleri söze rağmen Türkçe'yi de almadılar ki içlerine...     Biz “AB yandaşları” akıllanmayacağız!     Fransa Cumhurbaşkanı Chirac avaz avaz bağırıyor: "Türklere müzakere tarihi vermeyiz. Bir formül bulup verirsek de 40 yıl daha oyalarız. Sonunda da 2530 ülkeden onay alamazlar. Gerekirse bir de refandum icad ederiz. Bu iş olmaz!" demeye getiriyor.      Aynı gün Fransa'nın eski sosyalist Başbakanı Fabius Brüksel'de konuşup,  "Türkiye'nin katılımının, AB'nin karar alma mekanizmasına ciddi bir biçimde zarar verebileceğini" anlatıyor ve Türkiye'yi Rusya, Ukrayna ve Kuzey Afrika ülkeleriyle aynı kefeye koyuyor.     Ve ertesi gün Türk basınında manşetler:      "Fransa'dan Türkiye'ye destek."     Anaaaa !?! El insaf !     Kendimizden başka kimi kandırıyoruz ki?      AB'ye "pişkin" diyoruz ama pişkinliğin daniskası bizde!      Leyla Zana Türkiye'de suç işlemiş, “bağımsız yargı” tarafından hapis edilmiş. Avrupa Parlamentosu'ndan "Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü" almış. AB Komisyonu Sözcüsü diyor ki, "Zana fikir suçlusudur. Türkiye'de hapiste olan çok fikir suçlusu var. Bunlar serbest bırakılmadıkça müzakere tarihi alamazlar."     Sözcü daha açık konuşabilir mi?     Daha ne desin?     Soruyorlar: "Türkiye'de hapiste olan kaç fikir suçlusu var, biliyor musunuz?"     "Bilmiyoruz ama bir tane olsa bile tarih vermeyiz..."     Eeee? N'olacak bizim "müzakere tarihi" ?     Sakın terörist Öcalan da "fikir suçlusu" olmasın!     Yıl sonuna kadar Zana nihayet bir şekilde serbest bırakılmış olsa dahi, başka "fikir suçluları" içerde diye; Türk alfabesi tüm "uyarılara" rağmen değiştirilmedi diye; sözde Ermeni soykırımı tanınmadı diye; "siyasi" ve "ekonomik" kriterler yerine getirilmedi diye bize tarih vermezlerse, müzakereleri başlatmazlarsa n'olacak?     "Ayıp etmiş" olacaklar!     AB 1 Mayıs'ta genişlerken, Fransız haber ajansı AFP'den, Türk basınına da yansıyan bir haber geldi:     "AB bayrağındaki yıldızların sayısı artmayacak..."     Bu haber beni 15 yıl öncesine, 1989'a götürdü. AB bayrağı konulu bir araştırma yapmış ve o dönemde çalıştığım gazeteye iletmiştim. Zamanın Başbakanı Turgut Özal beni bizzat aramış ve bu röportajın yayımlanmamasını rica etmişti. Çünkü, AB'ye giriş mücadelesinde olan Türk kamuoyunun "olumsuz etkileneceğini" düşünüyor, "AB karşıtlarının bu konuyu suistimal edeceklerine" inanıyordu.     Türkiye, AB'ye tam üyelik başvurusunu 1987'de yapmış ve ilk olumsuz yanıtı 1989'da almıştı. Başvuruya olumsuz yanıt belgesini ilk ortaya çıkaran gazeteci olmuştum. Bu belgeyi bana sızdıran kişi, içeriğe çok bozulduğumu fark edince, "Ne kızıyorsun ki? Sen git de AB bayrağı