[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Prof. Ahmet Taner Kışlalı Kemalizm ve Kadın      Atatürk, Tevfik Fikret'in bir dizesini çok seviyordu:   "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer."     Bir "Dünya Kadınlar Günü"nde konuşma yapmam istenmişti. Konuşmamı bitirip kürsüden indiğimde, yanımda IBM'in Türkiye'deki yetkililerinden birisi yaklaştı. Şöyle dedi:      Biliyor musunuz ki, tüm dünyada IBM'de çalışanlar arasında kadın oranı yüzde 20'dir. Ama Türkiye'de yüzde 41'dir !     Şaşırdım. Ve bu ilginç kıyaslamayı yeri geldikçe kullanmaya başladım. Birkaç ay önce Prof. Türkan Saylan buna bir başka ekleme yaptı.      Sayın Saylan, Almanya'da katıldığı bir toplantıda öğrenmiş ki; Alman üniversitelerindeki her yüz öğretim üyesinden sadece birisi kadın. Oysa bu oran, Türkiye'de Almanya'dakinin tam otuz katı!      Geçenlerde, Cumhuriyet'in "Olayların Ardındaki Gerçek" köşesinde, bir gerçeğin altı çiziliyordu.     1789 Fransız Devrimi, "İnsan Hakları Bildirisi" ile bütün dünyayı etkilemişti. Ama o devrimin içinde kadın hakları ve özgürlüğü yoktu. Batı, kadın  erkek ayrımının kaldırılması konusunda 20'nci yüzyılın ortalarına kadar "tutuk" kaldı.      Ama Atatürk tutuk kalmadı!     Kafasındaki dünya, bir ortaçağ Türkiyesi'nde yaşadığı halde, 20'nci yüzyıl Avrupalısından daha genişti. Dayandığı kültürel birikim de diğer İslam ülkelerinden çok farklıydı.     Türklerin İslamı kabul etmelerinden yaklaşık 500 yıl sonra bile, Orta Asya'da kadın  erkek ayrımı yok denecek düzeydeydi. Timurlenk'in Semerkand'da yabancı elçiler için verdiği ziyafete, kadınlar da erkekler ile birlikte katılmışlardı. Orta Asya'da Hz. Muhammed'den sonra en kutsal kişi sayılan Ahmed Yesevi, "cemiyette ve dergâhta" kadınla erkeğin bir arada olmasını savunuyordu.      Hem de bundan yaklaşık 8 yüzyıl önce.      Atatürk şöyle diyor:     "Daha esneklikle daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak etmek, yaşamımızda onunla birlikte yürümek, Türk kadınını bilimsel, ahlaki, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve desteği yapmak yoludur esneklikli yol. Eğer kadınlarımız (...) erdeminin gerektirdiği davranış ve hareketlerle aramızda bulunur, ulusun bilim, sanat ve sosyal hareketlerine katılırsa, bu durumu inanın ulusun en tutucusu bile beğenmekten kendini alamaz."    Kurtuluş Savaşı'nın en korkulu günlerinde, Meclis'in  daha güvenli olduğu gerekçesiyle  Kayseri'ye taşınması önerilerinin yapıldığı bir Ankara'da, Mustafa Kemal, bir eğitim kurultayı toplamıştı. Kurultayın amacı ise "Türk kadın ve erkeğine verilecek eğitim"in ilkelerini saptamaktı.    Geçen gün sınıfta öğrencilerime sordum:      Atatürk kadınının eğitimi ve toplumsal yaşama katılması konusunda, sizce, niçin bu kadar önem verdi?      Bir kız öğenci, "İyi eğitilmiş bir anne çocuğunu daha iyi yetiştirir" diye yanıtladı.      Yanıt yanlış değildi, ama asıl önemli noktayı içermiyordu.     Atatürk demokrasiye niçin inanıyorsa, kadın konusuna da onun için önem veriyordu. Demokrasi halkın gücünü harekete geçirebilmenin, halkı etken kılmanın en iyi yoluydu. Kadın ise, o halkın yarısıydı.      Toplumsal gücün, neredeyse tamamen devre dışı bırakılmış "yarı"sı!      Kadının gücü toplumsal atılıma katılırsa "ahlak" gider mi?     Atatürk şöyle diyor:     "Bizim örtünme konusunda dikkate alacağımız şey, bir yandan ulusun ruhunu, öte yandan yaşamın gereklerini düşünmektir. Örtünmede her iki yöndeki aşırılıklardan kaçınmakla bu iki gereksinimi de karşılamış olacağız. Kendi zevkimize, kendi terbiye ve düzeyimize göre istediğimiz kıyafetleri seçebiliriz. (...) Bazı ulusların zevk alemlerini ülkemizde uygulamaya kalkmak elbette hata olur. Bu yol sosyal yaşamımızı ileriye ve erdeme götürmez."     Sonra ekliyor:     "Kadın konusunda biçim ve kıyafet ikinci derecede kalır. Kadınlarımız için asıl savaşım alanı, başarılı olunması gereken alan, kültürle, aydınlıkla, gerçek erdemle donanmaktır."      Bugün bazı İskandinav ülkelerinde, milletvekillerinin yarıya yakını kadın. Bakanların da...     Bırakın yarısını, Türkiye'de bu oranı yüzde ona, yirmiye çıkarın; bakın neler olur!     Boş sıraların utancı azalır... Küfür ve kavgaların utancı azalır... Verimlilik ve ciddiyet artar...     Ve Türkiye, yeniden "Atatürk'ün Türkiyesi" olma yoluna girer!  Belçika'da evlenen yok, boşanan çok      Belçika Ulusal İstatistik Enstitüsü INS, ülke genelinde evlenenlerin sayısının giderek azaldığını, boşanma oranının ise çok arttığını, her dört evlilikten üçünün boşanmayla sonuçlandığını açıkladı.    INS verilerine göre,2003 yılında 41.805 nikah yapılırken, 31.373 çift boşandı. Belçika’da ilk defa 2003 yılında bu kadar yüksek bir boşanma rekoru kırıldığı belirtiliyor.    İstatistiklere bölgesel olarak bakıldığında, en “mutsuz” çiftlerin Brüksel’de yaşadıkları gözlemleniyor.      2003 yılında Brüksel’de 5.302 çift evlenirken, 5.620 çift boşandı. Flaman bölgesinde 23.313 evlenme, 16.386 boşanma kaydedildi. Valonya’da ise 13.190 çift nikah kıydı, 9.367 çift ayrıldı.     İstatistik sonuçlarına göre Valonya’da evlenme oranı azalıyor, boşanmalar sürüyor. Flaman kesiminde evlenme oranı azalıyor, boşanmalar artıyor. Brüksel bölgesindeyse evlenme ve boşanma oranı sürekli artıyor.     Sonuç olarak Belçika’da, 2003 yılında, evliliklerin yüzde 75’i boşanmayla noktalandı. Bu oran, bir yıl önce, 2002’de yüzde 60 kadardı.     Uzmanlar, bu verilerin evlenme projesi yapan gençleri “iyi düşündürmesi” gerektiğini belirtiyor ve “evlilik müessesesinin sağlam temellerde oluşması için acele edilmemesi, çiftlerin birbirlerini iyi tanımaları, ortak kuralları önceden belirlemeleri ve uzlaşmaları” gereği üzerinde duruyorlar.