Kadına
kulak vermek Nesiller ve kültürler çarpışıyor
Belçika'daki Türk toplumunun "geri kalmışlığı" sık sık anlatılan,
yerine göre gerçek payı da olan bir durum. Ancak İstanbul gibi bir
kentte bile, "tecavüze uğrayan" kızını öldürerek "namusunu temizleyen"
babalar, “töre cinayetleri” işleyenler olduğuna göre, "geri kalmışlık"
bazı bölgelerde değil, bazı “kafalarda” olsa gerek. Ve bu “geri
kalmışlığın” bedelini en fazla ödeyenlerin genç kızlar ve kadınlar
olduğu gerçeği gözler önünde... "Anadolu"
ekibi, Belçika'daki toplumla bütünleştikçe ve kaynaştıkça, bize çeşitli
konularda yazan veya telefon edenler, "Bu konuyu ancak siz
işleyebilirsiniz" diyor; bazı siyasi, sosyal, kültürel sorunlara
ağırlık vermemizi istiyorlar. Son dönemde dergimizle temas kurup
dertlerini anlatan ve "Bunları yazın ki benim deneyimlerim diğerlerine
örnek olsun" diyen genç kızlar ve kadınlar da çok arttı.
Ülkenin çeşitli bölgelerinde, çok sayıda genç kız ve
kadınla konuştuk. Konuştukça, bazılarının dehşet verici
yaşamöykülerinin toplumla paylaşılması gerektiğine
inandık. İlk dikkatimizi çeken unsur şu oldu:
Anne ve babaları, evlatları birbirine düşüren, yuvalar yıkan, gençlerin
dünyalarını karartan bu korkunç hikayelerin ardında "kötü insanlar",
"kötü anababalar", "kötü evlatlar" yok. "Artniyet" yok. Sadece
"cehalet" var. İslam diniyle en ufak bağlantısı olmayan sözde
"gelenekler" ve kimin icad ettiği belirsiz, kafalarda şekillendirilmiş
"toplum kuralları" var. “Önyargılar” var. Bu
yazımızı tüm anababaların ve gençlerin dikkatle, ibretle okumalarını ve
sonra kendilerini sorgulamalarını öneriyoruz. Bazıları aile içinde
birbirlerine açılımlarının, oluşturdukları diyaloğun değerini daha iyi
anlayacak, bazılarıysa belki artık tavır değiştirmek gerektiğini
düşünecek, eşiyle, çocuğuyla daha farklı konuşmaya başlayacak.. ÇİFT
TABİYETLİ EVLİLİK Değişik tabiyetli gençlerin evlenmesi,
örneğin bir Türk'ün bir Belçikalı'yla yuva kurması, en azından bugünkü
aşamada büyük zorluklara kapı açıyor. Ortada sosyolojik gerçekler ve
istatistik rakamları var. Bu tür evliliklerin yüzde 92'den fazlası
boşanmayla sonuçlanıyor. Süren birlikteliklerin ne derece mutluluk
getirdiği de ayrı bir tartışma konusu... Buna rağmen, özellikle genç
gönüller ferman dinlemiyor ve bu tür evliliklere yönelenler giderek
artıyor. Duruma göre, bazı gençlerin, eşlerini, daha iyi tanıdıkları,
içinde yaşadıkları ortam ve zihniyetlerden seçmeleri de doğal olabilir.
Böyle bir durumda anne ve babaların yapması gereken, herhalde,
evlatları uyarmak, olası sakıncalar konusunda bilinçlendirmek ve onları
sorumluluklarıyla baş başa bırakmak... Çift tabiyetli evlilik
girişimlerini engellemeler, yasaklamalar, evlatlıktan reddetmeler çözüm
getirmiyor, aksi etki yapıyor. DAYAKLI YASAKLAMA
Lüksemburg taraflarında yaşayan Belçikalı
Nathalie'nin öyküsü bu tür bir birlikteliğin gençleri ve aileleri ne
dramlara kadar götürdüğünü göstermesi açısından ilginç.
Anlatıyor: "Onun ailesiyle benim dedem aynı
mahallede oturuyorlardı. Sık sık dedemi ziyarete gidiyordum ve Selim'i
parkta futbol oynarken gördüm. O zaman ikimiz de 15 yaşındaydık. İyi
arkadaş olduk ve sonra birbirimizden hoşlandık. Başlangıçta gizliydi
ilişkimiz. Ben kısa zaman sonra aileme söyledim. Beni uyardılar. "Dini
baskılara dikkat et" dediler. Korkuları vardı. Buna rağmen evlerini
Selim'e hep açtılar. Beni dışlamadılar, hep yanımda oldular, bu
ilişkiyi gönülden onaylamasalar da... Selim ise ailesine hiç söylemedi,
söyleyemedi. Annesi biliyordu, anlamıştı. Çocuklarını çok korumaya
çalışan bir anne. Biliyordu ama kocasından ve çevresinden saklıyordu.
Bir gün babası bizi sokakta gördü ve bu, Selim için çok kötü oldu.
Babasından feci dayak yedi. Selim ve babası arasında hiçbir zaman
diyalog olmamış zaten... Baba hep haklı, tartışmak söz konusu değil...
Selim beni sevdiğini söyleyememiş bile, konuşması yasak... Babanın
sözünden çıkmak da söz konusu değil."
Devam ediyor Nathalie: "O dayaktan sonra Selim
ilişkimizi bitirdi. Onu anlayabiliyordum çünkü babasının kendisini
öldürebileceğini bile düşünüyordu. Çocuk sayılırdık. İkimiz de çok acı
çektik. Bir süre sonra tekrar görüşmeye başladık, çok daha gizli ve
dikkatli olarak... 18 yaşımda hamile kaldım! Aileme söyledim, çok büyük
bir şok yaşadılar ama beni yalnız bırakmadılar. "Sen bizim kızımızsın,
böyle bir salaklık yaptın ama sonuçlarına birlikte katlanacağız"
dediler. Tahsilime devam ettim. Selim ailesine söyleyemedi ama annesi
beni, 8 aylık hamileyken sokakta gördü. Baba beni hiç görmedi. Sonuçta
durumu babası dışında herkes öğrenmişti ama kimse konuşmuyordu. Ben
bunları hiç anlayamıyordum. Maddi, manevi, psikolojik desteği annem ve
babamdan aldım, çocuğumuzu doğurdum. Selim ailesinin yanında yaşıyordu,
okulda görüşüyorduk. Hafta sonları da kızını görmeye geliyordu."
Selimin babası, günün birinde, kahvehanede,
bir torunu olduğunu öğrenmiş: "O zaman kızım
bir yaşındaydı. Baba, büyük bir şok yaşamış, özellikle de bu haberi
yabancılardan duyuğu için... Selim hiçbir zaman kendi ağızından
"babayım" demedi, diyemedi ki... Evde hep korku havası var, kimse
konuşmaya cesaret edemiyor, anne dahil kimse babayla muhatap olmayı
göze alamıyor." Baba, meşru olmayan bir torunu
bulunduğunu öğrendikten sonra bu gerçeği görmezden gelmekten ve
kayıtsız kalmaktan başka çare bulamamış:
"Oğluyla konuşmadı, beni ve torununu görmedi. Tek hatırladığım şu:
Kızım 3 yaşındayken mahallede kurulan atlıkarıncaya bindirmiştim.
Uzaktan Selim'in babası gördü ve uzun uzun torununu seyretti ama
yanımıza gelmedi. Annesi dayanamadı ve torununu görmek istedi. Baba
evde yokken kızımla beraber babaanneyi görmeye gidiyorduk. Anne tabii,
evladını çok seviyordu, torununu da çok seviyordu. Ben de hayalindeki
gelin değildim kuşkusuz ama oğlu için beni kabullenmişti. Ana yüreği
çok farklı..." Nathalie tahsilini tamamlayıp
öğretmen olmuş. Para kazanmaya başlayınca hemen ayrı bir yere taşınmış.
Kızı ve Selim'le beraber yaşamaya başlamışlar ama bunu da aileden
saklamışlar. ÇÖZÜM TÜRKİYE’DEN "Çözüm
Türkiye'deki aile büyüklerinin devreye girmesiyle oldu. Ailenin yaşlı
ve saygın bir büyüğü uçağa atlayıp buraya geldi ve Selim'in babasına,
torununu ve gelinini kabul etmesi gerektiğini söyledi. O gün Selim'in
babasının yanıtı, "Ben hiçbir zaman gelinimi ve torunumu inkâr etmedim.
Selim bana hiç onları tanıştırmadı" olmuş! Oğlunun adım atmasını
beklemiş. Kayınpederimin evine ilk girdiğim andan itibaren kraliçe gibi
karşılandım. O anda her şey tersine dönmüştü. Kayınpederim aslında
torununu kucaklamayı çok istiyordu ama kahvehanedeki arkadaşlarına ne
diyeceğini bilemiyordu. Ancak kendisinden de büyük bir otoritenin ona
"baskı" yapması gerekiyordu. Kızımla beni ilk gördüğü günden beri çok
sevgi gösterdi. O zaman kızım 6 yaşındaydı."
Bu mutlu biten bir hikaye değil. Dedik ya,
kültür farklılığı... AYRILMA KARARI "İki sene
önce Selim'le ayrılma kararı aldık. Eğlenceyi, kahvehane