[ .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]



[ .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]


Kadına kulak vermek Nesiller ve kültürler çarpışıyor      Belçika'daki Türk toplumunun "geri kalmışlığı" sık sık anlatılan, yerine göre gerçek payı da olan bir durum. Ancak İstanbul gibi bir kentte bile, "tecavüze uğrayan" kızını öldürerek "namusunu temizleyen" babalar, “töre cinayetleri” işleyenler olduğuna göre, "geri kalmışlık" bazı bölgelerde değil, bazı “kafalarda” olsa gerek. Ve bu “geri kalmışlığın” bedelini en fazla ödeyenlerin genç kızlar ve kadınlar olduğu gerçeği gözler önünde...     "Anadolu" ekibi, Belçika'daki toplumla bütünleştikçe ve kaynaştıkça, bize çeşitli konularda yazan veya telefon edenler, "Bu konuyu ancak siz işleyebilirsiniz" diyor; bazı siyasi, sosyal, kültürel sorunlara ağırlık vermemizi istiyorlar. Son dönemde dergimizle temas kurup dertlerini anlatan ve "Bunları yazın ki benim deneyimlerim diğerlerine örnek olsun" diyen genç kızlar ve kadınlar da çok arttı.      Ülkenin çeşitli bölgelerinde, çok sayıda genç kız ve kadınla konuştuk. Konuştukça, bazılarının dehşet verici yaşamöykülerinin toplumla paylaşılması gerektiğine inandık.     İlk dikkatimizi çeken unsur şu oldu: Anne ve babaları, evlatları birbirine düşüren, yuvalar yıkan, gençlerin dünyalarını karartan bu korkunç hikayelerin ardında "kötü insanlar", "kötü anababalar", "kötü evlatlar" yok. "Artniyet" yok. Sadece "cehalet" var. İslam diniyle en ufak bağlantısı olmayan sözde "gelenekler" ve kimin icad ettiği belirsiz, kafalarda şekillendirilmiş "toplum kuralları" var. “Önyargılar” var.     Bu yazımızı tüm anababaların ve gençlerin dikkatle, ibretle okumalarını ve sonra kendilerini sorgulamalarını öneriyoruz. Bazıları aile içinde birbirlerine açılımlarının, oluşturdukları diyaloğun değerini daha iyi anlayacak, bazılarıysa belki artık tavır değiştirmek gerektiğini düşünecek, eşiyle, çocuğuyla daha farklı konuşmaya başlayacak.. ÇİFT TABİYETLİ EVLİLİK   Değişik tabiyetli gençlerin evlenmesi, örneğin bir Türk'ün bir Belçikalı'yla yuva kurması, en azından bugünkü aşamada büyük zorluklara kapı açıyor. Ortada sosyolojik gerçekler ve istatistik rakamları var. Bu tür evliliklerin yüzde 92'den fazlası boşanmayla sonuçlanıyor. Süren birlikteliklerin ne derece mutluluk getirdiği de ayrı bir tartışma konusu... Buna rağmen, özellikle genç gönüller ferman dinlemiyor ve bu tür evliliklere yönelenler giderek artıyor. Duruma göre, bazı gençlerin, eşlerini, daha iyi tanıdıkları, içinde yaşadıkları ortam ve zihniyetlerden seçmeleri de doğal olabilir. Böyle bir durumda anne ve babaların yapması gereken, herhalde, evlatları uyarmak, olası sakıncalar konusunda bilinçlendirmek ve onları sorumluluklarıyla baş başa bırakmak... Çift tabiyetli evlilik girişimlerini engellemeler, yasaklamalar, evlatlıktan reddetmeler çözüm getirmiyor, aksi etki yapıyor. DAYAKLI YASAKLAMA      Lüksemburg taraflarında yaşayan Belçikalı Nathalie'nin öyküsü bu tür bir birlikteliğin gençleri ve aileleri ne dramlara kadar götürdüğünü göstermesi açısından ilginç. Anlatıyor:      "Onun ailesiyle benim dedem aynı mahallede oturuyorlardı. Sık sık dedemi ziyarete gidiyordum ve Selim'i parkta futbol oynarken gördüm. O zaman ikimiz de 15 yaşındaydık. İyi arkadaş olduk ve sonra birbirimizden hoşlandık. Başlangıçta gizliydi ilişkimiz. Ben kısa zaman sonra aileme söyledim. Beni uyardılar. "Dini baskılara dikkat et" dediler. Korkuları vardı. Buna rağmen evlerini Selim'e hep açtılar. Beni dışlamadılar, hep yanımda oldular, bu ilişkiyi gönülden onaylamasalar da... Selim ise ailesine hiç söylemedi, söyleyemedi. Annesi biliyordu, anlamıştı. Çocuklarını çok korumaya çalışan bir anne. Biliyordu ama kocasından ve çevresinden saklıyordu. Bir gün babası bizi sokakta gördü ve bu, Selim için çok kötü oldu. Babasından feci dayak yedi. Selim ve babası arasında hiçbir zaman diyalog olmamış zaten... Baba hep haklı, tartışmak söz konusu değil... Selim beni sevdiğini söyleyememiş bile, konuşması yasak... Babanın sözünden çıkmak da söz konusu değil."       Devam ediyor Nathalie:      "O dayaktan sonra Selim ilişkimizi bitirdi. Onu anlayabiliyordum çünkü babasının kendisini öldürebileceğini bile düşünüyordu. Çocuk sayılırdık. İkimiz de çok acı çektik. Bir süre sonra tekrar görüşmeye başladık, çok daha gizli ve dikkatli olarak... 18 yaşımda hamile kaldım! Aileme söyledim, çok büyük bir şok yaşadılar ama beni yalnız bırakmadılar. "Sen bizim kızımızsın, böyle bir salaklık yaptın ama sonuçlarına birlikte katlanacağız" dediler. Tahsilime devam ettim. Selim ailesine söyleyemedi ama annesi beni, 8 aylık hamileyken sokakta gördü. Baba beni hiç görmedi. Sonuçta durumu babası dışında herkes öğrenmişti ama kimse konuşmuyordu. Ben bunları hiç anlayamıyordum. Maddi, manevi, psikolojik desteği annem ve babamdan aldım, çocuğumuzu doğurdum. Selim ailesinin yanında yaşıyordu, okulda görüşüyorduk. Hafta sonları da kızını görmeye geliyordu."       Selimin babası, günün birinde, kahvehanede, bir torunu olduğunu öğrenmiş:      "O zaman kızım bir yaşındaydı. Baba, büyük bir şok yaşamış, özellikle de bu haberi yabancılardan duyuğu için... Selim hiçbir zaman kendi ağızından "babayım" demedi, diyemedi ki... Evde hep korku havası var, kimse konuşmaya cesaret edemiyor, anne dahil kimse babayla muhatap olmayı göze alamıyor."      Baba, meşru olmayan bir torunu bulunduğunu öğrendikten sonra bu gerçeği görmezden gelmekten ve kayıtsız kalmaktan başka çare bulamamış:      "Oğluyla konuşmadı, beni ve torununu görmedi. Tek hatırladığım şu: Kızım 3 yaşındayken mahallede kurulan atlıkarıncaya bindirmiştim. Uzaktan Selim'in babası gördü ve uzun uzun torununu seyretti ama yanımıza gelmedi. Annesi dayanamadı ve torununu görmek istedi. Baba evde yokken kızımla beraber babaanneyi görmeye gidiyorduk. Anne tabii, evladını çok seviyordu, torununu da çok seviyordu. Ben de hayalindeki gelin değildim kuşkusuz ama oğlu için beni kabullenmişti. Ana yüreği çok farklı..."       Nathalie tahsilini tamamlayıp öğretmen olmuş. Para kazanmaya başlayınca hemen ayrı bir yere taşınmış. Kızı ve Selim'le beraber yaşamaya başlamışlar ama bunu da aileden saklamışlar.  ÇÖZÜM TÜRKİYE’DEN      "Çözüm Türkiye'deki aile büyüklerinin devreye girmesiyle oldu. Ailenin yaşlı ve saygın bir büyüğü uçağa atlayıp buraya geldi ve Selim'in babasına, torununu ve gelinini kabul etmesi gerektiğini söyledi. O gün Selim'in babasının yanıtı, "Ben hiçbir zaman gelinimi ve torunumu inkâr etmedim. Selim bana hiç onları tanıştırmadı" olmuş! Oğlunun adım atmasını beklemiş. Kayınpederimin evine ilk girdiğim andan itibaren kraliçe gibi karşılandım. O anda her şey tersine dönmüştü. Kayınpederim aslında torununu kucaklamayı çok istiyordu ama kahvehanedeki arkadaşlarına ne diyeceğini bilemiyordu. Ancak kendisinden de büyük bir otoritenin ona "baskı" yapması gerekiyordu. Kızımla beni ilk gördüğü günden beri çok sevgi gösterdi. O zaman kızım 6 yaşındaydı."       Bu mutlu biten bir hikaye değil. Dedik ya, kültür farklılığı... AYRILMA KARARI      "İki sene önce Selim'le ayrılma kararı aldık. Eğlenceyi, kahvehane