[ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ]



[ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ]


Sıtkı Uluç Belçika terörizme şaşı bakıyor      11 Eylül 2001'de, New York'ta ikiz kulelerin çöküşünü canlı yayında dehşetle izleyen Batı Avrupalıların bazıları, "Neyse ki bu olay Amerika'da oluyor, zaten Amerikalılar bir dersi hak etmişlerdi" diye düşünmekten kendilerini alamadılar. Oysa ölenler, masum insanlar, kadınlar, çocuklardı...     Türkiye on yıllardır "uluslararası" terörizme karşı mücadele verirken de Batılılar, "Neyse ki.." diyerek seyrettiler. İstanbul'daki saldırılar karşısında da tepkisiz kaldılar. Bazıları tepkisiz de kalmadı, vatandaşlarına "Türkiye'ye gitmeyin" dedi.     "Terörizm" bu, sınır tanımıyor! Yüreği pis kuklalar, gelip İspanya'da masumları öldürdüler. Hem de İslam adına...      Batı'da, "Neyse ki" diyenler azaldı, "Ne oluyor?" diyenler arttı. Önce Avrupa Birliği, NATO gibi uluslararası kurumlardan "terörizme karşı ortak mücadele iradesi" beyan eden açıklamalar geldi, sonra "operasyonlar" başladı. Sadece Türkiye'nin değil, İspanya'nın, İngiltere'nin yıllardır gördüğünü, yaşadığını yeni keşfeden bazı Batı Avrupa ülkeleri, lafla peynir gemisinin yürümediğini, 21. yüzyılın en büyük tehdididin terörizm olduğunu fark edip, "dayanışma nutuklarının" bir işe yaramadığını görüp harekete geçtiler. Bunlardan biri, ay başında, terör örgütü DHKPC'ye karşı kapsamlı bir operasyon gerçekleştiren İtalya oldu.    İtalyanlar, Avrupa çapında bir operasyona yeşil ışık yakarak aslında bir "ilk" gerçekleştiriyor, bir "dayanışma ve işbirliği denemesi" yapıyorlardı. Türkiye'ye, Belçika'ya, Almanya'ya, Hollanda'ya ve diğer bazı ülkelere belirli isimleri ve adresleri bildirdiler. "Haydi bakalım" dediler, "Madem terörizme karşı ortak mücadeleden söz ediyoruz, hodri meydan! Aralarında İtalyanların da bulunduğu bir terör örgütü, DHKPC ilk hedefimiz olsun..."     Bu sınavdan başarısız çıkan tek "müttefik" Belçika oldu.      İtalyan polisinin ve istihbarat birimlerinin öncülüğünde başlatılan operasyonlar çerçevesinde, Belçika polisi, "mecburen", İtalya'nın bildirdiği iki adrese baskın düzenledi. Örgütün Brüksel'de “Enformasyon Bürosu” olarak adlandırdığı binaya, sabah saat 05.00'te, kapıyı kırarak giren polis, 5 kişiyi gözaltına alarak kapsamlı aramalar yaptı ve çok sayıda belgeyle bilgisayar malzemesine el koydu.     Belçika polisi, Brüksel'de bir şahsın evini de bastı ve 3 kişiyi gözaltına aldı.     Savcılık, gözaltına alınan kişilerin tamamını süratle serbest bırakırken, “Enformasyon Bürosu”nda ele geçirilenler arasında Sabancı suikasti faillerinden Fehriye Erdal'ın bulunduğu basından saklandı, bu konuda çıkan haberler yalanladı. Ancak, Federal Savcılık, daha sonra, Erdal'ın söz konusu binada ele geçirilenler arasında yer aldığını, bu konunun “istemeden gölgede bırakıldığını” açıklamak durumunda kaldı. "Le Soir" gazetesi, konuya bu ifadelerle değindi.      Sabancı Holding Otomotiv Grubu Başkanı Özdemir Sabancı, ToyotaSa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Nilgün Hasefe`nin 9 Ocak 1996 tarihinde öldürülmesi olayının zanlılarından olan Fehriye Erdal, 26 Eylül 1999`da, Belçika`da, Neşe Yıldırım adına düzenlenen sahte pasaportla yakalanmıştı. Belçika, Türkiye`nin iade talebini, idam cezasının yasalardaki varlığı nedeniyle reddetmiş ve bu arada teröristin siyasi sığınma başvurusunu da geri çevirmişti.      Belçikalılar, Avrupa Konseyi çerçevesinde imzalanan terörizme karşı mücadele anlaşması çerçevesinde olaya yaklaşmayı da reddediyorlardı. Çünkü o anlaşmada, "otomatik silahla" işlenen cinayetler söz konusu ediliyordu, oysa Sabancı cinayetinde kullanılan silah "yarı otomatik" bir silahtı!     Erdal, bir yıl kadar hapis yattıktan sonra bir evde “gözaltına” alındı ve Belçika`da işlediği suçlardan yargılanmasını bekliyor. Bu suçlar arasında silah taşımak, suç örgütü faaliyetlerine katılmak, sahte kimlik ve belge kullanmak gibi unsurlar bulunuyor.     Belçika adaleti, bu kişinin "adresi gizli tutulacak bir evde", "gözaltında" barındırılmasını, bu sürede hiçbir örgüt ve siyaset faaliyete katılmamasını kararlaştırmıştı. Aksi takdirde tekrar tutuklanacaktı.     Bu durumda, "DHKPC Enformasyon Bürosu"ndaki baskın karşısında polisin karşısına çıkan Fehriye Erdal'ın tutuklanmamasının tek nedeni var: "Bulunması gereken yerde bulunuyor! Orada bulunması normal..."     Bu gelişmeleri izlerken, kendisini "DHKPC Enformasyon Bürosu Basın Sözcüsü" olarak tanıtan, Fehriye Erdal ile birlikte tutuksuz yargılaması devam eden Musa Asaoğlu isimli örgüt üyesiyle bizzat konuştum. Söyledikleri o kadar cüretkâr ve şaşırtıcıydı ki, "Ben gazeteciyim, bunları yazacağım" diye uyardım. Çok sakin ve saygılı bir tavırla, "Ben de basın sözcüsüyüm, yazın" dedi.     Terör örgütünün "temsilcisi", "Bizim Belçika İçişleri Bakanlığı ile güvene dayalı bir anlaşmamız var. Bu anlaşmayı hiçbir zaman ihlâl etmedik" diyordu. Binalarının kapısını kırarak içeri giren polise ateş püskürüyor, bu operasyonu başlatan İtalyanları eleştiriyordu. Fehriye Erdal'ın nerede kalacağına kendilerinin karar verdiğini, Belçikalılara sadece bilgi verdiklerini anlatıyordu. "Eğer Fehriye Erdal bulunması gereken yerde olmasaydı tutuklanırdı" diyor, "Tutuklanan tek kişi bendim, beni de serbest bıraktılar" diye ekliyordu. Hiç endişeli gözükmüyordu.     Terör örgütünün, Brüksel'in göbeğindeki "Enformasyon Bürosu" içinde, üst katta, ismi önemsiz bir televizyon kuruluşunun internet üzerinden televizyon ve radyo yayınları yaptığını, bu kuruluşa gelen bir telefonun İtalyanlar tarafından tespit edildiğini, baskının da bu nedenle, İtalyanların talebiyle gerçekleştirildiğini de anlattı. Aynı bina içindeydiler ama onların bu yayınlarla ilgileri yoktu !     Bütün bunlar "ayrıntı"!     Terör örgütü DHKPC'ye "terör örgütü" demeye dili varmayan bazı Belçikalı yetkililerin durumu daha vahim! Çünkü bu örgüt, her türlü ismiyle, AB'nin terör örgütleri listesinde yer alıyor! Ve Brüksel'de, AB kurumlarının burnunun dibinde "Enformasyon Bürosu" bulundurmayı sürdürüyor. Örgüt mensupları Avrupa Parlamentosu içinde bir Türk bakana karşı eylem düzenliyor, AB'nin "Yüksek Temsilcisi" Javier Solana ile konuşuyor, gösteriler düzenleyebiliyor, Belçika polisinin kırdığı kapıya "örgüt bayrağı" asabiliyor!      Ve yüzbinlerce Türk'ün, İspanyol'un, terör kurbanı halkların insanlarının yaşadığı Belçika, "terörizme karşı ortak mücadeleden" söz etmeyi sürdürüyor ama inandırıcılığını yitiriyor.     Terör örgütü PKK'nın, "KADEK", "KONGRAGEL" gibi yeni isimlerinin AB listesine eklendiğini de bu ay başında haber yaptık. Bunların Belçika için bir şey değiştirmeyeceği söylenebilir. Zaten söz konusu "teröristler listesi"nin pratikte ne işe yaradığı da ayrı bir tartışma konusu...