İstikal
Marşı 83 yaşında Milli marşlar, ulusların
birliğini sağlayan ve yaşatan temel öğelerdendir. İstiklâl Marşı,
Türk Ulusu'nun bağımsızlık ve özgürlük savaşımını ölümsüzleştiren, Türk
milletini ortak düşünce ve değerler düzleminde buluşturan eşsiz bir
yapıttır. Bu marş, özlü dizeleriyle Türk Ulusu'nun, yurt ve
bayrak sevgisini; özgürlük, bağımsızlık ve çağdaşlık tutkusunu en güzel
biçimde yansıtır. Kurtuluş Savaşı, vatan
sevgisini tüm değerlerin üstünde tutan Türk insanının, Atatürk
önderliğinde, özveriyle başarıya ulaştırdığı, tarihin akışını
değiştiren bir kahramanlık destanıdır. Kurtuluş Savaşı'yla yalnızca
vatan toprakları kurtarılmakla kalmadı, aynı zamanda, yeni, özgür ve
bağımsız bir devletin, demokratik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin
temelleri de atıldı. Laik Türkiye Cumhuriyeti,
kuruluşundan bu yana, her dönemde çeşitli iç ve dış oyunlara,
tuzaklara, bölme ve yok etme girişimlerine hedef oldu, olmaya devam
ediyor. Bu nedenle, İstiklâl Marşı'nda, bundan 83 yıl önce ortaya konan
inanç ve güven, bugün de ihtiyaç olan manevi atmosferi yansıtıyor.
İstiklâl Marşı'nda ifade edilen mesajlar, günümüzde de sadece Türk
halkının manevi dünyasını aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda
geleceğe ışık tutup yol gösteriyor. İSTİKLAL MARŞININ KABUL
EDİLİŞİ İstiklâl Marşı, Türkiye'nin düşman
işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana
karşı Anadolu'da tutuşan heyecanı koruyacak; ulusal istenci ve inancı
canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genelkurmay Başkanı
İsmet Paşa'dan geldi. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip
bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti.
Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle
incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; ulusal marş olacak
değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif'in para
ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, şairin Meclis'teki sıra
arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey'in yardımını istedi.
Hamdullah Suphi, para ödülünden vaz geçildiğini anlatarak Mehmet Akif'i
ikna etti. Böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte
bitirilen İstiklâl Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın
seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce
seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri ordu komutanlarına gönderdi.
Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını
istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet
Akif'in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklâl
Marşı'nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirip kabul ettirmekti.
Marş, ilkin Meclis'in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele
alındı. Başkan Mustafa Kemal'in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi
kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin
Meclis'e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili
konuşmalar ve oylama, Meclis'in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki
oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin
yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını
istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6
önerge benimsendi, İstiklâl Marşı çoğunlukla kabul
edildi. Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci
yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında, Ankara'da
toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etti. Bu
beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek
Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922 de
hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar
Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı. İlk iki dörtlük,
İstiklâl Marşı'nın güftesi olarak söylenir. ATATÜRK VE İSTİKLAL
MARŞI Marşın bestelenmesi için, Ankara'da bir
komisyon kurulmuş, bestelenecek mısralar seçilerek ilân edilmişti.
Komisyonun çalışmalarını yakından takip eden Atatürk, bu seçimi uygun
bulmamıştı. İstiklâl Marşı’nın uzun olmasında mutabakatını söyleyerek
okunduğu ve çalındığı zaman, herkesin uzun uzun ayakta tutulmamasının
elbette doğru olmadığı, ancak marşın, Türk ulusunun davasını anlatışı
açısından büyük anlamı olan, bilhassa şu mısralarının marştan
çıkarılmasının doğru olmadığını söyledi:“Hakkıdır hür yaşamış
bayrağımın hürriyet, Hakkıdır Hak’ka tapan milletimin
istiklâl...” Atatürk, "Benim bu milletten
daima hatırlamasını istediğim vecizeler işte bunlardır" diyordu.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 1938
yılında, Cumhuriyet’in 15. yıl şenlikleri yapılırken, takatsiz yattığı
Dolmabahçe Sarayı'nın önüne gelen bir vapur dolusu genç, İstiklâl
Marşı’nı söylüyordu.Marşı duygulanarak ve içtenlikle dinleyen Atatürk,
hazin hazin gülümseyerek, “Beni çağırıyorlar, seviniyorlar.
Sevinecekler tabii, sevinmekte de haklıdırlar, on beş yıl Cumhuriyet...
Bu sevinilecek bir neticedir” dedi. “BİR DAHA YAZILMASIN”
Bugüne kadar yazılmış ve bundan sonra yazılacak
hiçbir marş İstiklâl Marşı'nın yerini tutamaz. İstiklâl Marşı’nı
“kahraman şehitlere ve Türk milletine” armağan eden Mehmet Akif, böyle
bir marşın bir daha yazılmasını Türk ulusuna Allah'ın nasip etmemesini
dilemiş. “Bayrak” ve “ulusal marş” gibi
değerler, ülkelerin, devletlerin ve halkların yaşamlarında en önemli
“ortak” unsurlardır. Sağlıklı toplumlar bu unsurları gözardı etmedikçe
güçlerine güç katarlar.