[ .. 30 31 32 33 34 35 36 ]



[ .. 30 31 32 33 34 35 36 ]


İstikal Marşı 83 yaşında      Milli marşlar, ulusların birliğini sağlayan ve yaşatan temel öğelerdendir.  İstiklâl Marşı, Türk Ulusu'nun bağımsızlık ve özgürlük savaşımını ölümsüzleştiren, Türk milletini ortak düşünce ve değerler düzleminde buluşturan eşsiz bir yapıttır.  Bu marş, özlü dizeleriyle Türk Ulusu'nun, yurt ve bayrak sevgisini; özgürlük, bağımsızlık ve çağdaşlık tutkusunu en güzel biçimde yansıtır.      Kurtuluş Savaşı, vatan sevgisini tüm değerlerin üstünde tutan Türk insanının, Atatürk önderliğinde, özveriyle başarıya ulaştırdığı, tarihin akışını değiştiren bir kahramanlık destanıdır. Kurtuluş Savaşı'yla yalnızca vatan toprakları kurtarılmakla kalmadı, aynı zamanda, yeni, özgür ve bağımsız bir devletin, demokratik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri de atıldı.     Laik Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana, her dönemde çeşitli iç ve dış oyunlara, tuzaklara, bölme ve yok etme girişimlerine hedef oldu, olmaya devam ediyor. Bu nedenle, İstiklâl Marşı'nda, bundan 83 yıl önce ortaya konan inanç ve güven, bugün de ihtiyaç olan manevi atmosferi yansıtıyor. İstiklâl Marşı'nda ifade edilen mesajlar, günümüzde de sadece Türk halkının manevi dünyasını aydınlatmakla kalmıyor,  aynı zamanda geleceğe ışık tutup yol gösteriyor. İSTİKLAL MARŞININ KABUL EDİLİŞİ      İstiklâl Marşı, Türkiye'nin düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu'da tutuşan heyecanı koruyacak; ulusal istenci ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa'dan geldi. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; ulusal marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif'in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, şairin Meclis'teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey'in yardımını istedi. Hamdullah Suphi, para ödülünden vaz geçildiğini anlatarak Mehmet Akif'i ikna etti.    Böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklâl Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri ordu komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif'in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklâl Marşı'nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis'in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal'in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis'e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis'in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi, İstiklâl Marşı çoğunlukla kabul edildi.     Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924  yılında, Ankara'da  toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı. İlk iki dörtlük, İstiklâl Marşı'nın güftesi olarak söylenir. ATATÜRK VE  İSTİKLAL MARŞI      Marşın bestelenmesi için, Ankara'da bir komisyon kurulmuş, bestelenecek mısralar seçilerek ilân edilmişti. Komisyonun çalışmalarını yakından takip eden Atatürk, bu seçimi uygun bulmamıştı. İstiklâl Marşı’nın uzun olmasında mutabakatını söyleyerek okunduğu ve çalındığı zaman, herkesin uzun uzun ayakta tutulmamasının elbette doğru olmadığı, ancak marşın, Türk ulusunun davasını anlatışı açısından büyük anlamı olan, bilhassa şu mısralarının marştan çıkarılmasının doğru olmadığını söyledi:“Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,  Hakkıdır Hak’ka tapan milletimin istiklâl...”      Atatürk, "Benim bu milletten daima hatırlamasını istediğim vecizeler işte bunlardır" diyordu.      Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 1938 yılında, Cumhuriyet’in 15. yıl şenlikleri yapılırken, takatsiz yattığı Dolmabahçe Sarayı'nın önüne gelen bir vapur dolusu genç, İstiklâl Marşı’nı söylüyordu.Marşı duygulanarak ve içtenlikle dinleyen Atatürk, hazin hazin gülümseyerek, “Beni çağırıyorlar, seviniyorlar. Sevinecekler tabii, sevinmekte de haklıdırlar, on beş yıl Cumhuriyet... Bu sevinilecek bir neticedir” dedi. “BİR DAHA YAZILMASIN”      Bugüne kadar yazılmış ve bundan sonra yazılacak hiçbir marş İstiklâl Marşı'nın yerini tutamaz. İstiklâl Marşı’nı “kahraman şehitlere ve Türk milletine” armağan eden Mehmet Akif, böyle bir marşın bir daha yazılmasını Türk ulusuna Allah'ın nasip etmemesini dilemiş.      “Bayrak” ve “ulusal marş” gibi değerler, ülkelerin, devletlerin ve halkların yaşamlarında en önemli “ortak” unsurlardır. Sağlıklı toplumlar bu unsurları gözardı etmedikçe güçlerine güç katarlar.