[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


ü  Biz parlamenter sistem içerisinde demokrasiyi oluşturmaya çalıştık. Ve demokrasinin oluşumuna en uygun sistem de parlamenter sistem. Çünkü parlamenter sistemde daha açık bir denge vardır. Oysa başkanlık sisteminde toplum ikiye bölünür. Başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi toplumu ikiye böldüğü için hoşgörüyü ve uzlaşmayı ortadan kaldırmasa bile çok zorlaştırır.     Size somut bir örnek vereyim: Bırakın tam başkanlık sistemini, Fransa'daki yarı başkanlık sistemine bakın. Başkan ile meclis çoğunluğu aynı siyasal şekilde olduğu zaman sorun yok. Karşı şekilde olduğu zaman (ki bu çok oldu) sorunlar çıkıyor. Bugün de bakın başkan sağ kanattadır, başbakan ve hükümet sol kanattadır. Demokrasinin kökleştiği bir ülkede bile bu, sorunlar yaratıyor. Zaman zaman tıkanmalar meydana geliyor. Bunun aynısının Türkiye'de olduğunu düşünün, sistem durur, kilitlenir. Atatürk, 1924 Anayasası hazırlanırken, anayasada olmasını istediği bazı önerilerini Meclis'e sunuyor. Bu isteklerden ikisi çok önemli. Bunlardan bir tanesi Meclis'i fesih yetkisi, bir tanesi yasaları veto yetkisi. Bunlar, parlamenter sistemlerde devlet başkanlarına tanınan yetkilerdir. Ama bunu reddediyorlar. Bunun reddedildiği bir Atatürk'ten, ülkeyi bu hale getirmiş insanların seçilmiş krallar olma hevesini gündeme getirdiği bir Türkiye'ye geliyoruz. Burada bir çelişki var tabii. Yani Türkiye'yi az yetkilerle bu hale getirmiş olanlara daha fazla yetki verelim diyorsunuz. Bundan daha büyük bir çelişki olamaz.ü  Yargıtay Başkanı Sami Selçuk adli yılın açılışında yaptığı konuşmada, 1982 Anayasası'nın meşru olmadığını ifade etmişti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?ü  Bu anayasaya ben şahsen oy vermedim, karşıyım. Bu anayasanın oylanması sırasında baskılar yapıldığı doğru. Ama o baskılar yapılmasa da anayasaya verilen oylar yüzde 93 olmazdı da yüzde 83 olurdu.     Yeni meclisler oluşmuş, bu meclislerin anayasayı değiştirmek için çeşitli önerileri olmuş, Meclis çoğunluğu elde etmiş. Ne demektir bu? Hukuken anayasayı benimsemiştir bu meclisler. İlk oylanmasında meşru olmasa bile, zaman içerisinde meşruluk kazanmıştır.ü Demokrasinin sınırları olabilir mi? Varsa bu sınırı kim belirler?..ü Demokrasinin sınırları tabii ki vardır. Demokrasinin sakıncaları da vardır. Churchill'in deyimiyle "demokrasi en sakıncalı yönetim biçimidir, şayet diğerlerini saymazsanız". Demokrasi, sakıncaları en az olan yönetim biçimidir. Bu sınırları kim belirler. Halk belirler diyemeyiz. Çünkü çoğunluk olarak dikkate alırsanız, demokrasi yerine çoğunluk diktatörlüğü de yaratabilirsiniz.Halkın her dediği, demokrasinin gerekleri olarak kabul edilirse bu bir çoğunluk diktatörlüğü de yaratabilir. Demokrasinin sınırlarını halk belirlemez, demokrasinin temel ilkeleri belirler. Demokrasi, bir azınlığa da zaman içerisinde çoğunluğa dönüşme olanağı sağlayan bir özgürlükler ve bir yaşam biçimidir. (Sn. Nadir Sanlı’nın arşivinden) Başkonsolostan aydınlatıcı bilgiler      Anvers Başkonsolosu Gürol Sökmensüer, Anvers Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği  bir sohbet toplatısında katılımcılara çeşitli bilgiler verdi ve değişik konularda görüşlerini paylaştı.    Dışişleri Bakanlığı’ndaki mekanizma hakkında bilgiler veren Sökmensüer, bu bakanlıkta 1578 kişi çalıştığını, bunların 911’inin meslek memuru, 667’sinin idari memur olarak görev yaptığını, 911 meslek memurunun 525’inin dış temsilciliklerde görev yaptığını bildirdi.   Türkiye’nin 184 ülkeyle diplomatik ilişkisi olduğunu, 92 büyükelçinin bu dış temsilciliklerde görev yaptığını, ayrıca 11 “daimi temsilcilik” bulunduğunu belirten Sökmensüer, toplam 59 başkonsolosluktan iki tanesinin Belçika’da bulunduğunu ifade etti.     Anvers Başkonsolosluğu’nda yapılan çeşitli işlemler hakkında bilgi verirken, vatandaşlardan nazı şikayetler geldiğini, bunların özellikle istenen kağıt ve belgelerin fazlalığı konusunda yoğunlaştığını  anlatan Başkonsolos Sökmensüer, “Bu durumdan biz de memnun değiliz ama yasaların gerekleri yapılıyor. Buna karar veren veznedeki memur değil” dedi.     Başkonsoloslukta memur sayısının az olmasından kaynaklanan sıkıntılara da değinen Sökmensüer, Brüksel ve Anvers başkonsolosluklarının hazırladıkları web sayfasının yararları üzerinde durdu ve vatandaşların, konsolosluklara gelmeden önce bu sayfadan geçerek birçok bilgiyi elde edebileceklerini hatırlattı.     Belçika’da altı aydır görevde olan Sökmensüer, Anvers Başkonsolosluğu’nda otomatik telefon ve santral uygulamasına geçildiğini de bildirdi.      “Geldiğimden beri Flaman bölgesinde vali ve belediye başkanlarını ziyaret ediyorum. Görüştüğüm vali ve belediye başkanlarına, Türklerin buradaki durumlarına ilişkin görüşlerini soruyorum. Hep olumlu yanıtlar aldım” diyen Sökmensüer, daha sonra çeşitli soruları yanıtladı.     Başkonsolosluğa günde ortalama 200 kişinin gittiğini, bu sayının mayıstan itibaren iki ila üç kat arttığını belirten ve pasaport uzatma gibi işlemlerin yaz gelmeden yapılmasını öneren Sökmensüer, pasaportların süresi dolmadan uzatılması halinde hiçbir maddi kayıp olmadığını da hatırlattı.  Sökmensüer, soruları yanıtlarken, çift tabiyetli bir Türk’ün  Belçika pasaportu ile Türkiye’ye gitmesi ve yanında Türk pasaportu bulunmaması halinde, eğer T.C. kimlik kartını gösterebilirse, vize almadan ve sorunsuz olarak giriş çıkış yapabileceğini bildirdi.     Sohbet toplantısına katılan Konsolos Yardımcısı Nevin Oran da, Belçika vatandaşlığı alanların, Türk makamlara bir dilekçeyle başvurarak Türk vatandaşlığını korumak istediklerini belirtmeleri gerektiğini, herhangi bir kayıpla karşılaşmamak için bunu yapmalarında fayda  olduğunu belirtti.     Başkonsolos Sökmensüer, gençlerin eğitimine yönelik yatırım ve çalışmaların önemi üzerinde de durdu. (Hazırlayan: Sadık Aygül