ü
Biz parlamenter sistem içerisinde demokrasiyi oluşturmaya çalıştık. Ve
demokrasinin oluşumuna en uygun sistem de parlamenter sistem. Çünkü
parlamenter sistemde daha açık bir denge vardır. Oysa başkanlık
sisteminde toplum ikiye bölünür. Başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi
toplumu ikiye böldüğü için hoşgörüyü ve uzlaşmayı ortadan kaldırmasa
bile çok zorlaştırır. Size somut bir örnek
vereyim: Bırakın tam başkanlık sistemini, Fransa'daki yarı başkanlık
sistemine bakın. Başkan ile meclis çoğunluğu aynı siyasal şekilde
olduğu zaman sorun yok. Karşı şekilde olduğu zaman (ki bu çok oldu)
sorunlar çıkıyor. Bugün de bakın başkan sağ kanattadır, başbakan ve
hükümet sol kanattadır. Demokrasinin kökleştiği bir ülkede bile bu,
sorunlar yaratıyor. Zaman zaman tıkanmalar meydana geliyor. Bunun
aynısının Türkiye'de olduğunu düşünün, sistem durur, kilitlenir.
Atatürk, 1924 Anayasası hazırlanırken, anayasada olmasını istediği bazı
önerilerini Meclis'e sunuyor. Bu isteklerden ikisi çok önemli.
Bunlardan bir tanesi Meclis'i fesih yetkisi, bir tanesi yasaları veto
yetkisi. Bunlar, parlamenter sistemlerde devlet başkanlarına tanınan
yetkilerdir. Ama bunu reddediyorlar. Bunun reddedildiği bir
Atatürk'ten, ülkeyi bu hale getirmiş insanların seçilmiş krallar olma
hevesini gündeme getirdiği bir Türkiye'ye geliyoruz. Burada bir çelişki
var tabii. Yani Türkiye'yi az yetkilerle bu hale getirmiş olanlara daha
fazla yetki verelim diyorsunuz. Bundan daha büyük bir çelişki
olamaz.ü Yargıtay Başkanı Sami Selçuk adli yılın açılışında
yaptığı konuşmada, 1982 Anayasası'nın meşru olmadığını ifade etmişti.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz?ü Bu anayasaya ben şahsen oy
vermedim, karşıyım. Bu anayasanın oylanması sırasında baskılar
yapıldığı doğru. Ama o baskılar yapılmasa da anayasaya verilen oylar
yüzde 93 olmazdı da yüzde 83 olurdu. Yeni
meclisler oluşmuş, bu meclislerin anayasayı değiştirmek için çeşitli
önerileri olmuş, Meclis çoğunluğu elde etmiş. Ne demektir bu? Hukuken
anayasayı benimsemiştir bu meclisler. İlk oylanmasında meşru olmasa
bile, zaman içerisinde meşruluk kazanmıştır.ü Demokrasinin sınırları
olabilir mi? Varsa bu sınırı kim belirler?..ü Demokrasinin sınırları
tabii ki vardır. Demokrasinin sakıncaları da vardır. Churchill'in
deyimiyle "demokrasi en sakıncalı yönetim biçimidir, şayet diğerlerini
saymazsanız". Demokrasi, sakıncaları en az olan yönetim biçimidir. Bu
sınırları kim belirler. Halk belirler diyemeyiz. Çünkü çoğunluk olarak
dikkate alırsanız, demokrasi yerine çoğunluk diktatörlüğü de
yaratabilirsiniz.Halkın her dediği, demokrasinin gerekleri olarak kabul
edilirse bu bir çoğunluk diktatörlüğü de yaratabilir. Demokrasinin
sınırlarını halk belirlemez, demokrasinin temel ilkeleri belirler.
Demokrasi, bir azınlığa da zaman içerisinde çoğunluğa dönüşme olanağı
sağlayan bir özgürlükler ve bir yaşam biçimidir. (Sn. Nadir Sanlı’nın
arşivinden) Başkonsolostan aydınlatıcı bilgiler
Anvers Başkonsolosu Gürol Sökmensüer, Anvers
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği bir sohbet toplatısında
katılımcılara çeşitli bilgiler verdi ve değişik konularda görüşlerini
paylaştı. Dışişleri Bakanlığı’ndaki mekanizma
hakkında bilgiler veren Sökmensüer, bu bakanlıkta 1578 kişi
çalıştığını, bunların 911’inin meslek memuru, 667’sinin idari memur
olarak görev yaptığını, 911 meslek memurunun 525’inin dış
temsilciliklerde görev yaptığını bildirdi. Türkiye’nin 184
ülkeyle diplomatik ilişkisi olduğunu, 92 büyükelçinin bu dış
temsilciliklerde görev yaptığını, ayrıca 11 “daimi temsilcilik”
bulunduğunu belirten Sökmensüer, toplam 59 başkonsolosluktan iki
tanesinin Belçika’da bulunduğunu ifade etti.
Anvers Başkonsolosluğu’nda yapılan çeşitli işlemler hakkında bilgi
verirken, vatandaşlardan nazı şikayetler geldiğini, bunların özellikle
istenen kağıt ve belgelerin fazlalığı konusunda yoğunlaştığını
anlatan Başkonsolos Sökmensüer, “Bu durumdan biz de memnun değiliz ama
yasaların gerekleri yapılıyor. Buna karar veren veznedeki memur değil”
dedi. Başkonsoloslukta memur sayısının az
olmasından kaynaklanan sıkıntılara da değinen Sökmensüer, Brüksel ve
Anvers başkonsolosluklarının hazırladıkları web sayfasının yararları
üzerinde durdu ve vatandaşların, konsolosluklara gelmeden önce bu
sayfadan geçerek birçok bilgiyi elde edebileceklerini
hatırlattı. Belçika’da altı aydır görevde olan
Sökmensüer, Anvers Başkonsolosluğu’nda otomatik telefon ve santral
uygulamasına geçildiğini de bildirdi.
“Geldiğimden beri Flaman bölgesinde vali ve belediye başkanlarını
ziyaret ediyorum. Görüştüğüm vali ve belediye başkanlarına, Türklerin
buradaki durumlarına ilişkin görüşlerini soruyorum. Hep olumlu yanıtlar
aldım” diyen Sökmensüer, daha sonra çeşitli soruları
yanıtladı. Başkonsolosluğa günde ortalama 200
kişinin gittiğini, bu sayının mayıstan itibaren iki ila üç kat
arttığını belirten ve pasaport uzatma gibi işlemlerin yaz gelmeden
yapılmasını öneren Sökmensüer, pasaportların süresi dolmadan uzatılması
halinde hiçbir maddi kayıp olmadığını da hatırlattı. Sökmensüer,
soruları yanıtlarken, çift tabiyetli bir Türk’ün Belçika
pasaportu ile Türkiye’ye gitmesi ve yanında Türk pasaportu bulunmaması
halinde, eğer T.C. kimlik kartını gösterebilirse, vize almadan ve
sorunsuz olarak giriş çıkış yapabileceğini
bildirdi. Sohbet toplantısına katılan Konsolos
Yardımcısı Nevin Oran da, Belçika vatandaşlığı alanların, Türk
makamlara bir dilekçeyle başvurarak Türk vatandaşlığını korumak
istediklerini belirtmeleri gerektiğini, herhangi bir kayıpla
karşılaşmamak için bunu yapmalarında fayda olduğunu
belirtti. Başkonsolos Sökmensüer, gençlerin
eğitimine yönelik yatırım ve çalışmaların önemi üzerinde de durdu.
(Hazırlayan: Sadık Aygül