[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



[ .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Prof. Kışlalı Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğüdür Prof. Ahmet Taner Kışlalı, Türkiye’nin eski kültür bakanlarındandı. Siyasal Bilgiler Profesörü, yazar ve gazeteceydi. Kemalistlerin, Türk gençliğinin, laik Cumhuriyet’inışıklarındandı. 21 Ekim 1999’da, İran’ın yobaz rejiminin besleyip, yetiştirip gönderdiği aşırı dinci teröristler tarafından arabasına yerleştirilen bir bomba ile katledildi.Prof. Kışlalı’nın, öldürülmesinden 10 gün önce, BaşakEkonomi dergisiyle yaptığı söyleşi, son özel demeç niteliğinde... Bu söyleşide “Atatürkçülük”, Kemalizm”, “Demokrasi” gibi kavramlar üzerinde bazı soruların yanıtları bulunuyor. ü   Atatürkçülük nedir? Kemalizm denilince ne anlamalıyız?ü   Atatürkçülük ya da Kemalizm, Atatürk'ün son zamanlarda yaptıklarının bekçiliği değil. Son zamanlarda yaptıklarının toplamı da değil. Biz, Kemalizm dediğimiz zaman, Atatürk'ün çerçevesini çizdiği altı  ilkenin ışığı altında, değişen koşulların, aklın ve bilimin ışığında en ileri çözümleri üretmeyi anlıyoruz. Özetle ifade etmek gerekirse, Kemalizm geçmişin bekçiliği değildir, geleceğin öncülüğüdür.ü   Ülkemizde Atatürkçülük adı altında birbirine zıt görüşler var. Birçok kesim Atatürkçülüğe sahip çıkıyor. Sizce bunun nedenleri nelerdir?ü   Herkes o güçten yararlanmak ister. Tabii burada önemli olan temel bir ayraç var. Atatürk'ü sevmek başka, Kemalizm’i benimsemek başka... Bu açıdan bakarsak Türkiye'deki siyasal akımları üçe ayırabiliriz. Birinci kesimde Atatürk'e "evet", Kemalizme "hayır" diyenler var. İkinci kesimde Atatürk'e ve Kemalizme "hayır" diyenler var. Üçüncü kesimde ise Atatürk'ün ve Kemalizm'in bir bütün olduğunu kabul edenler var.      Birinci kesim Türkiye'nin son yarım yüzyılına damgasını vurmuştur. 1950'den bu yana, Demokrat Parti'den bu yana, bazı dönemler dışında Atatürk'ü neredeyse putlaştıran, büyük saygı gösteren, fakat Kemalizm’in hemen hemen bütün ilkelerine şu ya da bu şekilde karşı olan iktidarlar gelip geçmiştir. Ve bunlar son yarım yüzyıla damgasını vurmuştur. Başka şekilde ifade etmek gerekirse, bugünün Türkiye'sinde karşı karşıya kalınan sorunların nedeni budur. Yani Atatürk'ü neredeyse putlaştıran ki bu çok yanlış ama öte yandan Atatürk'ün yapıtı olarak kabul edebileceğimiz Kemalizm’i dışlayanlar Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Yani bu noktaya gelişte ne Atatürk'e ne de Kemalizme "hayır" diyenlerin bir rolü var, ne de Atatürk'ü ve Kemalizm’i bir bütün olarak kabul edip bunu yaşama geçirmeye arzulayanların bir rolü var. 12 Eylül dahil, Menderes'ten Özal'a ve Demirel'e uzanan çizgi tamamen Atatürk'e saygıyı sevgiyi içeren, fakat Kemalizm’i dışlayan bir çizgidir. Bu, kafaları karıştırmıştır. Özellikle 12 Eylül döneminde kafaları çok karıştırmıştır. 12 Eylül döneminde Atatürkçülük adına Atatürk'e ihanet edilmiştir. Atatürk'ün vasiyeti ve miras hakkı çiğnenmiştir. Atatürk'ün kurduğu kurumlar birer birer kapatılmıştır. Bu ayraç çok önemli.     "Ben Atatürkçüyüm" diyen herkesi Atatürkçü sayamazsınız. "Ben doktorum" diyen herkese doktor muammelesi yapılıyor mu? "Ben ressamım" diyen herkese ressam muamelesi yapılıyor mu? Onun için insanların söylediklerine değil, neler yaptıklarına bakarak bir ayrıma ve sınıflandırmaya tabii tutarsak tahmin ediyorum ki yanılmayız.  Günümüzde Kemalizmi tehdit eden en önemli unsur sizce nedir?   Bir defa Cumhuriyet’in başından beri, Kemalist devrimden bu yana, bir karşı devrimci çizgi var. Bu son derece doğaldır. Tarihe bakıldığında nerede bir devrim olursa orada karşı devrimci güçlere de rastlarsınız. Çünkü devrim bir çok kişinin çıkarlarına ya da alışkanlıklarına ters düşer. Ve bunlar devrimi yıpratmak, devrimin kazanımlarını bir yerde çürütmek için çaba harcarlar.   Bu tehdit nereden geliyor? ü   Üç yerden geliyor. Birincisi, Türkiye'de bir din devleti kurmak isteyenlerden geliyor. Onların Atatürk ile, Kemalizm ile savaşmaları doğaldır. Çünkü Atatürk'ün devrimlerini yok etmeden din devleti kuramazlar.      İkinci tehdit, Türkiye'de etnik kökene göre ayrımcılık yaratmak isteyenlerden geliyor. Onların da Atatürk'le ve Kemalizm’le savaşmaları doğaldır. Çünkü Türkiye'de Atatürk'ü yıkmadan ırkçı, etnik kökenci bir bölünme gerçekleşemez. Türkiye'nin birliği kolay kolay zedelenemez.      Üçüncü tehdit de Türkiye'de kendilerine ikinci cumhuriyetçiler adını veren kesimden geliyor. Onlar da Atatürk'ü yıkmadan gerçek bir demokrasiye, katılımcı bir demokrasiye ulaşılamayacağını öne sürüyorlar.  Peki hocam, en tehlikelisi hangisi?ü  Üçüncülerin çok tehlikeli olmadıklarını biliyoruz. Dıştan çok ciddi destek görüyorlar. Bazı büyük devletler çeşitli senaryolarla Türkiye'yi kendi istedikleri modele sokma çabasındalar. Bu destekler olmasa hiçbir gücü yok. Gördünüz, ikinci cumhuriyetçi bir parti kuruldu. Başında da genç, yetenekli, herkesin ilgisini çekebilecek bir insan vardı. Sayın Cem Boyner. Ama bu partinin aldığı oylar komik düzeyde kaldı.ü   Bu biraz Sayın Boyner'den kaynaklanmadı mı?ü   Bence Boyner'siz şansı daha da az olurdu. Yani kendilerini açıkça tanımladıkları zaman toplumdan destek görmeyecekleri kesindi. Türkiye'de Kemalizm’i dışlayan bir solun şansı yoktur. Bütün geçmiş bunu göstermiştir. Bunlar aslında yeni solu değil yeni sağı temsil ediyorlar. Yeni dünya düzenine uygun olan sağı temsil ediyorlar.ü   Türkiye'de laiklik konusundaki tartışmalar had safhada. Atatürk'ün laiklik anlayışı nedir? Nasıl uygulanmalı?ü   Laikliğin belli amaçları var. Birincisi, farklı inançlardaki toplum kesimlerinin barış içinde yan yana yaşayabilmelerini sağlamak. İkincisi, değişen koşullara aklın ve bilimin ışığında çözüm arama kapısını açık tutmak. Görüyorsunuz, Hıristiyan dünyası bin yıllık bir karanlık dönem yaşamış. Bunun içerisinde çok kanlı mezhep savaşları var. Din adına yapılan baskılar var. Onun bir sonucu, kendisini zorlamış laiklik. Aynısı bizim için de geçerli. Bir defa dinsel nedenlerle çıkan kavgaların acılarını biz daha çok yakınlarda yaşadık. Benim içinde bulunduğum hükümet döneminde işte bir Maraş katliamı, bir Çorum olayını yaşadık. Daha iki üç yıl önce devletin gözü önünde Sivas faciasını yaşadık. Demek ki bu bizim için de geçerli.      İkincisi de, din adına yapılan baskılarla çağdaşlaşmanın engellenmesini önlemek. Şimdi bu amaçlara yönelirken her toplumun kendi koşulları içerisinde çözümler ürettiğini, kurumlar ürettiğini görüyoruz.     ü   Türkiye'de sürekli bir sistem tartışması var. Sistemin bazı aksaklıklar taşıdığı yönünde görüş bildirenler bulunuyor. Gerçekten bir aksaklık varsa bu sistemden mi kaynaklanıyor, yoksa bu sistemi uygulayanların hatalarından mı?ü   Tabii bir sistem bazı toplumlarda iyi işliyorsa ama sizin toplumunuzda iyi işlemiyorsa bundan iki anlam çıkar. Ya o sistem sizin toplumsal yapınıza uymuyordur, ya da o sistemi uygulama konumunda olanlar o sistemin gereklerini yerine getirmiyorlardır. Aslında ikisi de birbirine bağlantılı.ü  Türkiye'de sistem tartışması denince ilk akla gelen, parlamenter sistem mi oluyor?