Prof.
Kışlalı Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğüdür Prof.
Ahmet Taner Kışlalı, Türkiye’nin eski kültür bakanlarındandı. Siyasal
Bilgiler Profesörü, yazar ve gazeteceydi. Kemalistlerin, Türk
gençliğinin, laik Cumhuriyet’inışıklarındandı. 21 Ekim 1999’da, İran’ın
yobaz rejiminin besleyip, yetiştirip gönderdiği aşırı dinci teröristler
tarafından arabasına yerleştirilen bir bomba ile katledildi.Prof.
Kışlalı’nın, öldürülmesinden 10 gün önce, BaşakEkonomi dergisiyle
yaptığı söyleşi, son özel demeç niteliğinde... Bu söyleşide
“Atatürkçülük”, Kemalizm”, “Demokrasi” gibi kavramlar üzerinde bazı
soruların yanıtları bulunuyor. ü Atatürkçülük nedir?
Kemalizm denilince ne anlamalıyız?ü Atatürkçülük ya da
Kemalizm, Atatürk'ün son zamanlarda yaptıklarının bekçiliği değil. Son
zamanlarda yaptıklarının toplamı da değil. Biz, Kemalizm dediğimiz
zaman, Atatürk'ün çerçevesini çizdiği altı ilkenin ışığı altında,
değişen koşulların, aklın ve bilimin ışığında en ileri çözümleri
üretmeyi anlıyoruz. Özetle ifade etmek gerekirse, Kemalizm geçmişin
bekçiliği değildir, geleceğin öncülüğüdür.ü Ülkemizde
Atatürkçülük adı altında birbirine zıt görüşler var. Birçok kesim
Atatürkçülüğe sahip çıkıyor. Sizce bunun nedenleri
nelerdir?ü Herkes o güçten yararlanmak ister. Tabii burada
önemli olan temel bir ayraç var. Atatürk'ü sevmek başka, Kemalizm’i
benimsemek başka... Bu açıdan bakarsak Türkiye'deki siyasal akımları
üçe ayırabiliriz. Birinci kesimde Atatürk'e "evet", Kemalizme "hayır"
diyenler var. İkinci kesimde Atatürk'e ve Kemalizme "hayır" diyenler
var. Üçüncü kesimde ise Atatürk'ün ve Kemalizm'in bir bütün olduğunu
kabul edenler var. Birinci kesim Türkiye'nin
son yarım yüzyılına damgasını vurmuştur. 1950'den bu yana, Demokrat
Parti'den bu yana, bazı dönemler dışında Atatürk'ü neredeyse
putlaştıran, büyük saygı gösteren, fakat Kemalizm’in hemen hemen bütün
ilkelerine şu ya da bu şekilde karşı olan iktidarlar gelip geçmiştir.
Ve bunlar son yarım yüzyıla damgasını vurmuştur. Başka şekilde ifade
etmek gerekirse, bugünün Türkiye'sinde karşı karşıya kalınan sorunların
nedeni budur. Yani Atatürk'ü neredeyse putlaştıran ki bu çok yanlış ama
öte yandan Atatürk'ün yapıtı olarak kabul edebileceğimiz Kemalizm’i
dışlayanlar Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Yani bu noktaya gelişte
ne Atatürk'e ne de Kemalizme "hayır" diyenlerin bir rolü var, ne de
Atatürk'ü ve Kemalizm’i bir bütün olarak kabul edip bunu yaşama
geçirmeye arzulayanların bir rolü var. 12 Eylül dahil, Menderes'ten
Özal'a ve Demirel'e uzanan çizgi tamamen Atatürk'e saygıyı sevgiyi
içeren, fakat Kemalizm’i dışlayan bir çizgidir. Bu, kafaları
karıştırmıştır. Özellikle 12 Eylül döneminde kafaları çok
karıştırmıştır. 12 Eylül döneminde Atatürkçülük adına Atatürk'e ihanet
edilmiştir. Atatürk'ün vasiyeti ve miras hakkı çiğnenmiştir. Atatürk'ün
kurduğu kurumlar birer birer kapatılmıştır. Bu ayraç çok önemli.
"Ben Atatürkçüyüm" diyen herkesi Atatürkçü
sayamazsınız. "Ben doktorum" diyen herkese doktor muammelesi yapılıyor
mu? "Ben ressamım" diyen herkese ressam muamelesi yapılıyor mu? Onun
için insanların söylediklerine değil, neler yaptıklarına bakarak bir
ayrıma ve sınıflandırmaya tabii tutarsak tahmin ediyorum ki
yanılmayız. Günümüzde Kemalizmi tehdit eden en önemli unsur sizce
nedir? Bir defa Cumhuriyet’in başından beri, Kemalist
devrimden bu yana, bir karşı devrimci çizgi var. Bu son derece
doğaldır. Tarihe bakıldığında nerede bir devrim olursa orada karşı
devrimci güçlere de rastlarsınız. Çünkü devrim bir çok kişinin
çıkarlarına ya da alışkanlıklarına ters düşer. Ve bunlar devrimi
yıpratmak, devrimin kazanımlarını bir yerde çürütmek için çaba
harcarlar. Bu tehdit nereden geliyor? ü Üç
yerden geliyor. Birincisi, Türkiye'de bir din devleti kurmak
isteyenlerden geliyor. Onların Atatürk ile, Kemalizm ile savaşmaları
doğaldır. Çünkü Atatürk'ün devrimlerini yok etmeden din devleti
kuramazlar. İkinci tehdit, Türkiye'de etnik
kökene göre ayrımcılık yaratmak isteyenlerden geliyor. Onların da
Atatürk'le ve Kemalizm’le savaşmaları doğaldır. Çünkü Türkiye'de
Atatürk'ü yıkmadan ırkçı, etnik kökenci bir bölünme gerçekleşemez.
Türkiye'nin birliği kolay kolay zedelenemez.
Üçüncü tehdit de Türkiye'de kendilerine ikinci cumhuriyetçiler adını
veren kesimden geliyor. Onlar da Atatürk'ü yıkmadan gerçek bir
demokrasiye, katılımcı bir demokrasiye ulaşılamayacağını öne
sürüyorlar. Peki hocam, en tehlikelisi hangisi?ü
Üçüncülerin çok tehlikeli olmadıklarını biliyoruz. Dıştan çok ciddi
destek görüyorlar. Bazı büyük devletler çeşitli senaryolarla Türkiye'yi
kendi istedikleri modele sokma çabasındalar. Bu destekler olmasa hiçbir
gücü yok. Gördünüz, ikinci cumhuriyetçi bir parti kuruldu. Başında da
genç, yetenekli, herkesin ilgisini çekebilecek bir insan vardı. Sayın
Cem Boyner. Ama bu partinin aldığı oylar komik düzeyde
kaldı.ü Bu biraz Sayın Boyner'den kaynaklanmadı
mı?ü Bence Boyner'siz şansı daha da az olurdu. Yani
kendilerini açıkça tanımladıkları zaman toplumdan destek görmeyecekleri
kesindi. Türkiye'de Kemalizm’i dışlayan bir solun şansı yoktur. Bütün
geçmiş bunu göstermiştir. Bunlar aslında yeni solu değil yeni sağı
temsil ediyorlar. Yeni dünya düzenine uygun olan sağı temsil
ediyorlar.ü Türkiye'de laiklik konusundaki tartışmalar had
safhada. Atatürk'ün laiklik anlayışı nedir? Nasıl
uygulanmalı?ü Laikliğin belli amaçları var. Birincisi,
farklı inançlardaki toplum kesimlerinin barış içinde yan yana
yaşayabilmelerini sağlamak. İkincisi, değişen koşullara aklın ve
bilimin ışığında çözüm arama kapısını açık tutmak. Görüyorsunuz,
Hıristiyan dünyası bin yıllık bir karanlık dönem yaşamış. Bunun
içerisinde çok kanlı mezhep savaşları var. Din adına yapılan baskılar
var. Onun bir sonucu, kendisini zorlamış laiklik. Aynısı bizim için de
geçerli. Bir defa dinsel nedenlerle çıkan kavgaların acılarını biz daha
çok yakınlarda yaşadık. Benim içinde bulunduğum hükümet döneminde işte
bir Maraş katliamı, bir Çorum olayını yaşadık. Daha iki üç yıl önce
devletin gözü önünde Sivas faciasını yaşadık. Demek ki bu bizim için de
geçerli. İkincisi de, din adına yapılan
baskılarla çağdaşlaşmanın engellenmesini önlemek. Şimdi bu amaçlara
yönelirken her toplumun kendi koşulları içerisinde çözümler ürettiğini,
kurumlar ürettiğini görüyoruz. ü
Türkiye'de sürekli bir sistem tartışması var. Sistemin bazı aksaklıklar
taşıdığı yönünde görüş bildirenler bulunuyor. Gerçekten bir aksaklık
varsa bu sistemden mi kaynaklanıyor, yoksa bu sistemi uygulayanların
hatalarından mı?ü Tabii bir sistem bazı toplumlarda iyi
işliyorsa ama sizin toplumunuzda iyi işlemiyorsa bundan iki anlam
çıkar. Ya o sistem sizin toplumsal yapınıza uymuyordur, ya da o sistemi
uygulama konumunda olanlar o sistemin gereklerini yerine
getirmiyorlardır. Aslında ikisi de birbirine bağlantılı.ü
Türkiye'de sistem tartışması denince ilk akla gelen, parlamenter sistem
mi oluyor?