Sefire
Gezer ile söyleşi Türk kadınını kadın yapan Cumhuriyet'tir
Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi Erkan Gezer’in
eşi Gülsen Gezer, “Sefire” sıfatıyla değil, çağdaş bir Türk kadını
olarak “Anadolu” dergisinin sorularını yanıtladı.ü Türkiye'deki kadının
rolünü ve yerini nasıl görüyorsunuz?ü Kadının bugün Türkiye'deki yerini
sağlayan, Cumhuriyet, Cumhuriyet devrimleri ve Atatürk'tür. Bu unsurlar
olmasaydı biz de diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi, kadın olarak geri
kalacaktık. Yasalar açısından bizi çağdaşlaştıran ve erkekle eşit kılan
Atatürk inkılaplarıdır. Ancak bugünkü uygulamalarda büyük eksiklikler
var. Bunlar, ortaçağ törelerinden, batıl inançlardan ve bir takım
alışkanlıklardan kaynaklanıyor. Bugün iftihar etmeliyiz ki çalışan pek
çok kadınımız var. 5 tane rektörümüz, kadın dekanlarımız var ama 76
devlet üniversitesini düşünürsek bu oranlar çok az. 680 civarında ordu
mensubumuz var. Güzel ama az. Yargıçlarımız var. Dışişleri
Bakanlığı’nın genç memurlarının yüzde 50'si kadın. 25 tane kadın
büyükelçimiz var... Bunlar 80 yıl içinde büyük atılımlar ama yeterli
değil. Hâlâ 6 milyon okumayazma bilmeyen kadınımız var. Bir takım
batıl, çarpık davranışlarla şiddete maruz kalan kadınlarımız var. Bu
oran üniversiteli kadınlar arasında yüzde 73, kırsal kesimdeki kadınlar
arasında ise yüzde 90 ! Son istatistikler bunu gösteriyor ve bu oranlar
çok yüksek. Bunlar bizim ayıbımız. Bunları aşmanın yolu da eğitimdir.
Kız çocukları okutmak, onlara yüksek tahsil şansı vermek lazım. Bunun
için de annelerin, babaların eğitimli olması lazım. Ancak eğitim
sayesinde kız çocukları bir takım tatsızlıklara direnebilirler. Mesela
Türkiye'deki sığınma evi sayısı sadece 17. Yeterli mi? Hiç değil.
Kanunlar açısından iyi durumdayız ama kanunların uygulaması açısından
maalesef alışkanlıkların ve törelerin tutsağıyız. Ama çevremizdeki
ülkelerden çok daha ilerideyiz. Kadınlar olarak çok dinamiğiz. Eğitimle
zorlukları aşabileceğiz. Ama sadece kadının değil, erkeğin beyninin
eğitimi de lazım...ü Belçika'daki kadınımıza mesajlarınız neler oluyor?
Anneler var... Anneanneler, babaanneler var... Ve genç kadınlar var...
Büyükanneler, yani birinci kuşak, 40 yıl evvelki törelerini buraya
geldikten sonra da muhafaza etmişler. Bu ilk kuşakta
değiştirebileceğimiz fazla bir şey yok. Anneler ise iki arada bir
derede kalmış durumdalar. Annelerin kocalarına karşı sabırlı olmalarını
ve ikna metodunu kullanmalarını öneriyorum. Sertlikten, şiddetten uzak
durmalıyız. Dişi kuş yuvayı yapar, annenin kocaya karşı daha sabırlı ve
anlayışlı olması lazım. Kocasını da eğitmesi lazım. Evlatla ilişki
kurması lazım, devamlı sabırlı olması, baskıcı olmaması lazım. Eğer
baskı yaparsa evlat tepkili olur, ya da pısırık... Dolayısıyla anne
kuşağına çok fazla iş düşüyor. Bu nedenle annelerin kendilerini çok iyi
eğitmeleri gerekiyor. Dil öğrenmesi, fikir olarak açık olması, Türk
mahallelerinden çıkması lazım. Bunlar çok zor çünkü baskıcı bir sistem
içinden kurtulup açılmak gerekiyor. Genç kuşakların ise artık en yüksek
meslekleri hedeflemesi gerekiyor. Belçika’da üniversiteye katılım
oranımız çok düşük. Çocuklarımız, kızlarımız burada çok daha fazla
doktor, mühendis, dişçi, politikacı olabilmeliler. Bütün bunlar olur,
yeter ki eğitimi sıkı tutalım, anneler ve babalar çocuklarını
eğitimlere yönlendirsinler. Çok faal bir insansınız. Toplumun,
kadınların arasındasınız. Gözlemleriniz neler?ü Vatandaşlarımızın kendi
aralarında, kapalı yaşadıklarını gözlemliyorum. Madem ki burada
yerleşikler, burasıyla kaynaşmalı, dilleriyle entegrasyonu
gerçekleştirmeliler. Olmazsa olmaz bir kural bu... Bunu görmeliler.
Yoksa üçüncü sınıf vatandaş olarak kalacaklar. Bunu hak etmiyoruz.
Gençler daha yüksek seviyelere gelmeliler. Mücadele verince bir noktaya
geliniyor, bunun örnekleri var. Biz AB'nin kapısını aralayabilirsek ve
buradaki vatandaşlarımız sıkı eğitim görürlerse cephede bizi savunan
insanlar onlar olacaklar. Böyle bir göreve de hazırlanmak gerekiyor.ü
Erkeklere mesajlarınız neler?ü Erkekler daha anlayışlı olmaya
mecburlar. Ön yargılardan kurtulmaya mecburlar. Eşlerine destek
vermeye, yavrularını çağdaş yetiştirmeye (çağdaşın altını çiziyorum)
mecburlar. Bunları söylerken; bizim makul, saygıya dayanan
geleneklerimizi elbette muhafaza edeceğiz. Her toplumun gelenekleri
vardır, geleneksiz bir toplum köksüz bir toplumdur. Ama hurafelerden,
batıl itikatlardan, ortaçağ törelerinden artık süratle uzaklaşmamız
lazım. Biz dinamik, 70 milyonluk, genç bir toplumuz. Kendimizi bir
takım geri düşüncelerle aşağıya ve arkaya çekmeyelim. ü Bu
anlattıklarınızı yapmaya çalışan kadın dernekleri var. Çabalıyorlar.
Neler yapmak lazım?ü Annelerimizi mümkün olduğu kadar kapalı
çevrelerinden çıkarmak lazım. Bunu yaparken erkeklerin de, eşlerinin
iyi ellerde olduğu konusunda ikna edilmeleri gerekir. Kadınların,
insanlarımızın bütünleşmesi lazım. Bu bizim görevimiz. Bizler iki ayrı
grup değiliz. Düzeyimizi ne kadar yukarı çekebilirsek o kadar kazançlı
olacağız. Türk imajı söz konusudur. Bu bağlamda da Belçika Türk
Kadınlar Derneği bir avuç insanla iyi niyetli çabalar gösteriyor.
Ana Çocuk Eğitim Programı gibi çalışmalarla, annelerle çocukların
ilişkilerine yardımcı olacak çok yararlı işler yapıyorlar. Herkes bir
şeyler yapmalı. Ben anneleri buraya, elçilik konutuna davet edeceğim.
Onlarla burada da bütünleşmek istiyorum. Cumhurbaşkanı’nı temsil
eden eve gelecekler ve benim de onlar gibi bir yüreğe sahip olduğumu,
onlar gibi düşündüğümü ve onları sevdiğimi göstereceğim. Birbirimize
yakın olmak, el uzatmak, anlamak, sevmek, bunları göstermek
durumundayız.