[ .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]



[ .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]


TürkiyeAB ilişkileri Brüksel'de siyasi tango      Avrupa Birliği'nin son Brüksel Zirvesi sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) konusunda ilginç bir "çekişme" dikkat çekti. Zirve nedeniyle Brüksel'de bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupalı liberalleri bir araya getiren yemeğe katılınca  hıristiyan demokratlar endişelendiler.     Olayın ilgiç boyutunu yansıtmak için önce Avrupa partilerine değinelim.     Avrupa Parlamentosu'nda sayısal olarak en büyük grup Avrupa Halk Partisi Grubu (EPP) 232 hıristiyan demokrat parlamenterden oluşuyor. Liberal Grup'ta ise 53 parlamenter var. Bu grupların bir de "Avrupa partisi" oluşumları var. "Avrupa Halk Partileri" (EPP) ve "Avrupa Liberal Demokrat Parti" (ELDR) tüm Avrupa'da, muhafazakar ve liberal siyasi oluşumları, AB üyesi olmasalar dahi, bünyelerinde toplamanın mücadelesini veriyorlar.     Türkiye'nin güçlü siyasi partisi AKP bu Avrupa partilerinden birine katılacak ama hangisine?      AKP'nin katılımı EPP ve ELDR açısından önemli çünkü sayısal üstünlüğe büyük katkı getirecek. Hele Türkiye AB üyesi olursa, Avrupa Parlamentosu'nda en kalabalık parlamenterler grubu bu ülkeden gelecek. Dolayısıyla, Avrupalı liberaller ve hıristiyan demokratlar her fırsatta AKP ile diyalog arıyor, bu partinin temsilcileri Brüksel'e gelince onları aralarına davet ediyorlar. Erdoğan ve Gül'ün, Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt tarafından liberal liderlere verilen verilen yemeğe davetleri de böyle gerçekleşti.     "Yemek" deyip geçmeyin. Sofrada Verhofstadt, Erdoğan ve Gül ile birlikte,  Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, Bulgaristan Başbakanı Simeon SaxeCoburg Gotha, Slovenya Başbakanı Anton Rop, Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Graham Watson gibi isimler de bulunuyordu ve hepsi, AKP'ye bol iltifatlar, tatlı gülücükler gönderiyordu.     Başbakan Erdoğan'a, liberallerin yemeğine katılımının, AKP'nin ELDR'ye katılacağının bir işareti olup olmadığı soruldu. Erdoğan, yanıtında, "yemeğe davetli ve gözlemci olarak katıldıklarını, liberallerle dostluğun giderek kuvvet kazandığını, karar vermek için zaman istediklerini ve bu zamanın kendilerine tanındığını" söyledi.     ELDR Başkanı Watson, konuya ilişkin açıklamasında, AKP'nin liberallere katılmasına yönelik işaretlere olumlu baktıkları ve bunu arzu ettiklerine yönelik mesajlar verdi. Watson, Erdoğan'ın Türkiye'yi modernleştirme programını desteklediklerini de sözlerine ekledi.     Ne var ki, liberallerle AKP arasındaki bu "muhabbet" Avrupa Halk Partisi tarafının, yani hıristiyan demokratların hiç hoşuna gitmedi. EPP Başkanı Wilfried Martens, hiç vakit kaybetmeden, aynı gün bir açıklama yaptı. (Bu arada, EPP üyelerinin büyük bir kısmının, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduklarını da hatırlatmak gerekir.)     Martens, "Erdoğan'ın liberallerin yemeğine katılmasının, hıristiyan demokrat aileden vazgeçtiğini ve ELDR'yi seçtiğini kanıtlamadığını'' söyledi ve bu sözerinin hemen arkasından ekledi:     ''AKP'nin EPP'ye katılmak için bir başvuru yapmasını çok istiyorum...''         Martens, “Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımına katkı amacıyla destek sağlayacak mümkün olduğu kadar çok temas kazanmak arayışında olmasını da anlayışla karşılıyorum” diye konuştu.     Ortaya çıkan ilginç tabloda, AKP'nin liberal ve muhafazakarlar tarafından paylaşılamayan bir parti olduğu görülüyor. Parti, bir şekilde tercih yapmak durumunda kalacak ama bu parti için "hayati" bir konu var: Yıl sonunda Türkiye'ye AB'ye tam üyelik müzakerelerinin başlatılması için tarih verilmesi... Bu tarih alınamazsa siyasi sonuçları ağır olacak. Dolayısıyla AKP liderleri, gerekirse Avrupa Sosyalist Partisi ile bile "sofraya" oturup görüşmeye hazır, hiçbir daveti reddetmek niyetinde değil. "Oyalama taktiği" yıl sonuna kadar devam edecek, Türkiye tartışmalarında hangi grubun nasıl tavır izlediği görülecek ve bu gruplara baskı uygulanacak. Verilen mesaj açık:     "AKP'yi bünyesinde isteyen, sakın Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıkmasın !" AB'de kamuoyu yoklaması Türkler iyimser      AB'nin kamuoyu yoklamalarından sorumlu kurumu Eurobarometre, üye ülkelerde gerçekleştirdiği kapsamlı bir araştırmanın sonuçlarını açıklarken insanlarda kötümserliğin arttığını bildirdi.    Araştırma sonuçlarına göre en büyük endişeleri işsizlik sorunu olan AB vatandaşları ülkelerindeki ekonomik duruma kötümser bakıyorlar. AB’liler, güncel sorunları sıralarken işsizlik, güvensizlik ortamı, ekonomik sorunlar, fiyatların artması, sağlık sisteminde aksama, yabancı göç ve terörizm unsurlarını ön plana çıkarıyorlar.     Araştırma sonuçları AB'lilerin basına ve uluslararası kurumlara güven oranının da giderek azaldığını gösteriyor. Politikacılara güvenen AB vatandaşlarının oranı sadece % 15 olarak belirlenirken, ulusal hükümetlere güven oranı % 31, AB'ye güven oranı % 41 kalıyor.     AB'lilerin en güvendikleri kurumların % 64 ile ordu ve polis olduğu görülüyor.     AB vatandaşlarının % 37'si, “AB'nin ortadan kalkması halinde” üzüleceğini, % 15'i ise “çok rahatlayacağını” söylerken % 37'si bunu “umursamadığını” belirtiyor.     Ortak para biri euro'ya güven oranının % 66'dan % 59'a düştüğü, ortak para birimine karşı olanlarının oranının ise % 28'den % 35'e çıktığı görülüyor.     AB'nin genişlemesine olumlu bakanların oranı % 47, karşı olanların oranı % 36, bu konuda fikir belirtmeyenlerin oranı ise % 18 olarak belirlendi. Genişlemeye karşı tavır alanların başında Fransızlar, Almanlar, İngilizler, Belçikalılar ve Lüksemburglular geliyor.      Eurobarometre, AB'ye aday 13 ülkede gerçekleştirdiği bir başka araştırmanın sonuçlarını açıklarken Türklerin Silahlı Kuvvetler'e ve hükümete güven duyduklarını belirtti.     Araştırma, 2004 yılına en iyimser ve umutlu bakanların Türkler olduğunu gösteriyor. Türklerin % 46'sı 2004'ün “daha iyi” olacağını düşünürken, % 32'si değişiklik beklemiyor, % 18'i ise umutsuzluk ifade ediyor.     Eurobarometre verilerine göre  Türklerin hükümete güven oranı % 63, Parlamento'ya güven oranı % 66 olarak gözüküyor. Bu oranlar Polonya'da % 14'e düşüyor.    Türkiye'de siyasi partilere güven oranı % 17, sivil toplum örgütlerine güven oranı ise %18'de kalıyor.     Eurobarometre araştırmasının sonuçlarına göre Türk Silahlı Kuvvetleri, % 82 ile, Türkiye'nin en güvenilir kurumu olarak gözüküyor. Orduyu polis (% 69) ve adalet (% 62) kurumları izliyor.     Aday ülkeler arasında basına güveni en düşük olan halkın da Türkler olduğu görülüyor.     Ulusal kimliklerini Avrupalı kimliğinden daha ön plana çıkaranların başında da Macarlar ve Türkler geliyor.     ''Avrupa'ya bağlılık'' konusunda bir soruyu yanıtlayan Türklerin % 31'i ''hiç bağlı olmadığını'', % 26'sı ''fazla bağlı olmadığını'' belirtirken, % 19'u ''çok bağlı'' olduğunu ifade ediyor.     Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olan Türklerin oranı % 67, buna tamamen karşı olanların oranı % 10 olarak gösteriliyor.