TürkiyeAB
ilişkileri Brüksel'de siyasi tango Avrupa
Birliği'nin son Brüksel Zirvesi sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi
(AKP) konusunda ilginç bir "çekişme" dikkat çekti. Zirve nedeniyle
Brüksel'de bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Avrupalı liberalleri bir araya getiren yemeğe
katılınca hıristiyan demokratlar
endişelendiler. Olayın ilgiç boyutunu yansıtmak
için önce Avrupa partilerine değinelim. Avrupa
Parlamentosu'nda sayısal olarak en büyük grup Avrupa Halk Partisi Grubu
(EPP) 232 hıristiyan demokrat parlamenterden oluşuyor. Liberal Grup'ta
ise 53 parlamenter var. Bu grupların bir de "Avrupa partisi" oluşumları
var. "Avrupa Halk Partileri" (EPP) ve "Avrupa Liberal Demokrat Parti"
(ELDR) tüm Avrupa'da, muhafazakar ve liberal siyasi oluşumları, AB
üyesi olmasalar dahi, bünyelerinde toplamanın mücadelesini
veriyorlar. Türkiye'nin güçlü siyasi partisi
AKP bu Avrupa partilerinden birine katılacak ama hangisine?
AKP'nin katılımı EPP ve ELDR açısından önemli
çünkü sayısal üstünlüğe büyük katkı getirecek. Hele Türkiye AB üyesi
olursa, Avrupa Parlamentosu'nda en kalabalık parlamenterler grubu bu
ülkeden gelecek. Dolayısıyla, Avrupalı liberaller ve hıristiyan
demokratlar her fırsatta AKP ile diyalog arıyor, bu partinin
temsilcileri Brüksel'e gelince onları aralarına davet ediyorlar.
Erdoğan ve Gül'ün, Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt tarafından liberal
liderlere verilen verilen yemeğe davetleri de böyle
gerçekleşti. "Yemek" deyip geçmeyin. Sofrada
Verhofstadt, Erdoğan ve Gül ile birlikte, Avrupa Parlamentosu
Başkanı Pat Cox, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Danimarka Başbakanı
Anders Fogh Rasmussen, Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, Bulgaristan
Başbakanı Simeon SaxeCoburg Gotha, Slovenya Başbakanı Anton Rop, Avrupa
Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Graham Watson gibi isimler de
bulunuyordu ve hepsi, AKP'ye bol iltifatlar, tatlı gülücükler
gönderiyordu. Başbakan Erdoğan'a, liberallerin
yemeğine katılımının, AKP'nin ELDR'ye katılacağının bir işareti olup
olmadığı soruldu. Erdoğan, yanıtında, "yemeğe davetli ve gözlemci
olarak katıldıklarını, liberallerle dostluğun giderek kuvvet
kazandığını, karar vermek için zaman istediklerini ve bu zamanın
kendilerine tanındığını" söyledi. ELDR Başkanı
Watson, konuya ilişkin açıklamasında, AKP'nin liberallere katılmasına
yönelik işaretlere olumlu baktıkları ve bunu arzu ettiklerine yönelik
mesajlar verdi. Watson, Erdoğan'ın Türkiye'yi modernleştirme programını
desteklediklerini de sözlerine ekledi. Ne var
ki, liberallerle AKP arasındaki bu "muhabbet" Avrupa Halk Partisi
tarafının, yani hıristiyan demokratların hiç hoşuna gitmedi. EPP
Başkanı Wilfried Martens, hiç vakit kaybetmeden, aynı gün bir açıklama
yaptı. (Bu arada, EPP üyelerinin büyük bir kısmının, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı olduklarını da hatırlatmak
gerekir.) Martens, "Erdoğan'ın liberallerin
yemeğine katılmasının, hıristiyan demokrat aileden vazgeçtiğini ve
ELDR'yi seçtiğini kanıtlamadığını'' söyledi ve bu sözerinin hemen
arkasından ekledi: ''AKP'nin EPP'ye katılmak
için bir başvuru yapmasını çok
istiyorum...'' Martens,
“Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin AB'ye katılımına katkı amacıyla
destek sağlayacak mümkün olduğu kadar çok temas kazanmak arayışında
olmasını da anlayışla karşılıyorum” diye
konuştu. Ortaya çıkan ilginç tabloda, AKP'nin
liberal ve muhafazakarlar tarafından paylaşılamayan bir parti olduğu
görülüyor. Parti, bir şekilde tercih yapmak durumunda kalacak ama bu
parti için "hayati" bir konu var: Yıl sonunda Türkiye'ye AB'ye tam
üyelik müzakerelerinin başlatılması için tarih verilmesi... Bu tarih
alınamazsa siyasi sonuçları ağır olacak. Dolayısıyla AKP liderleri,
gerekirse Avrupa Sosyalist Partisi ile bile "sofraya" oturup görüşmeye
hazır, hiçbir daveti reddetmek niyetinde değil. "Oyalama taktiği" yıl
sonuna kadar devam edecek, Türkiye tartışmalarında hangi grubun nasıl
tavır izlediği görülecek ve bu gruplara baskı uygulanacak. Verilen
mesaj açık: "AKP'yi bünyesinde isteyen, sakın
Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıkmasın !" AB'de kamuoyu yoklaması
Türkler iyimser AB'nin kamuoyu yoklamalarından
sorumlu kurumu Eurobarometre, üye ülkelerde gerçekleştirdiği kapsamlı
bir araştırmanın sonuçlarını açıklarken insanlarda kötümserliğin
arttığını bildirdi. Araştırma sonuçlarına göre en
büyük endişeleri işsizlik sorunu olan AB vatandaşları ülkelerindeki
ekonomik duruma kötümser bakıyorlar. AB’liler, güncel sorunları
sıralarken işsizlik, güvensizlik ortamı, ekonomik sorunlar, fiyatların
artması, sağlık sisteminde aksama, yabancı göç ve terörizm unsurlarını
ön plana çıkarıyorlar. Araştırma sonuçları
AB'lilerin basına ve uluslararası kurumlara güven oranının da giderek
azaldığını gösteriyor. Politikacılara güvenen AB vatandaşlarının oranı
sadece % 15 olarak belirlenirken, ulusal hükümetlere güven oranı % 31,
AB'ye güven oranı % 41 kalıyor. AB'lilerin en
güvendikleri kurumların % 64 ile ordu ve polis olduğu
görülüyor. AB vatandaşlarının % 37'si, “AB'nin
ortadan kalkması halinde” üzüleceğini, % 15'i ise “çok rahatlayacağını”
söylerken % 37'si bunu “umursamadığını”
belirtiyor. Ortak para biri euro'ya güven
oranının % 66'dan % 59'a düştüğü, ortak para birimine karşı olanlarının
oranının ise % 28'den % 35'e çıktığı görülüyor.
AB'nin genişlemesine olumlu bakanların oranı % 47, karşı olanların
oranı % 36, bu konuda fikir belirtmeyenlerin oranı ise % 18 olarak
belirlendi. Genişlemeye karşı tavır alanların başında Fransızlar,
Almanlar, İngilizler, Belçikalılar ve Lüksemburglular geliyor.
Eurobarometre, AB'ye aday 13 ülkede
gerçekleştirdiği bir başka araştırmanın sonuçlarını açıklarken
Türklerin Silahlı Kuvvetler'e ve hükümete güven duyduklarını
belirtti. Araştırma, 2004 yılına en iyimser ve
umutlu bakanların Türkler olduğunu gösteriyor. Türklerin % 46'sı
2004'ün “daha iyi” olacağını düşünürken, % 32'si değişiklik beklemiyor,
% 18'i ise umutsuzluk ifade ediyor.
Eurobarometre verilerine göre Türklerin hükümete güven oranı %
63, Parlamento'ya güven oranı % 66 olarak gözüküyor. Bu oranlar
Polonya'da % 14'e düşüyor. Türkiye'de siyasi
partilere güven oranı % 17, sivil toplum örgütlerine güven oranı ise
%18'de kalıyor. Eurobarometre araştırmasının
sonuçlarına göre Türk Silahlı Kuvvetleri, % 82 ile, Türkiye'nin en
güvenilir kurumu olarak gözüküyor. Orduyu polis (% 69) ve adalet (% 62)
kurumları izliyor. Aday ülkeler arasında basına
güveni en düşük olan halkın da Türkler olduğu
görülüyor. Ulusal kimliklerini Avrupalı
kimliğinden daha ön plana çıkaranların başında da Macarlar ve Türkler
geliyor. ''Avrupa'ya bağlılık'' konusunda bir
soruyu yanıtlayan Türklerin % 31'i ''hiç bağlı olmadığını'', % 26'sı
''fazla bağlı olmadığını'' belirtirken, % 19'u ''çok bağlı'' olduğunu
ifade ediyor. Türkiye'nin AB üyeliğinden yana
olan Türklerin oranı % 67, buna tamamen karşı olanların oranı % 10
olarak gösteriliyor.