Hikmet
Çetin ile söyleşi Dünya terörün acımasız yüzüyle tanışıyor
Türk siyasetinin önemli ve saygın isimlerinden
Hikmet Çetin, bu yıl başında NATO’nun Afganistan’daki Temsilcisi olarak
göreve atandı. Geçtiğimiz günlerde Brüksel’e gelen Çetin, “Anadolu”
dergisine Afganistan’daki durumu anlattı ve ayrıca, Batı Avrupa’daki
Türklere kısa, öz mesajlar verdi. Hikmet Çetin,
Afganistan’da Türkiye’nin değil NATO’nun Yüksek Sivil Temsilcisi... Bu
uluslararası kimliğiyle Batılılara orada olup bitenleri anlatmaya
çalışıyor ve her şeyden önce, “Afganistan'da askeri başarının tek
başına yeterli olmayacağını” belirterek dünya ülkelerine sosyal ve
ekonomik destek çağrısında bulunuyor. NATO'nun
Soğuk Savaş döneminden sonra ilk defa savunma alanı dışına çıkarak çok
önemli bir görev üstlendiğini, Afganistan'ın 23 yıl önce Sovyetler
Birliği'ne karşı savaştığını, sonra iç savaşlar nedeniyle her şeyin
altüst olduğunu, sadece insanların değil, umutların ve varlıkların
kaybedildiğini, kadınların tümüyle toplum dışına itildiğini anlatan
Çetin, dünyanın en yoksul 5 ülkesinden biri olan Afganistan'da
NATO ve uluslararası kuruluşların yapmaya çalıştıkları üzerinde
durdu. "Bizim işimiz Afganistan'ı işgal
etmek değil, Afgan halkına ve yönetimine, kendi ayakları üstünde
durabilecek hale gelmeleri için yardımcı olmak istiyoruz'' diyen Hikmet
Çetin, Afganistan'da normal yaşama dönebilmek için 5 alanda reform
gerektiğini belirterek özetle şunları söyledi:
''Yaklaşık 100 bin milis askerin silahlardan arındırılması, terhisi ve
topluma uyumu bunlardan biri. Başlarında general dedikleri insanlarla,
tanklarıyla, tüfekleriyle yıllardır savaşmışlar. Sivilleştirilmeleri,
terhis edilmeleri, bunlara iş yaratılması gerekiyor. İkinci reform
ulusal ordu eğitimi. Amaç 70 bin kişilik bir silahlı kuvvetler
yaratmak. Henüz 8 bin asker eğitildi. Bu çalışmayı ABD yürütüyor. Polis
teşkilatının oluşması lazım. Buna İtalya öncülük ediyor. Mayıs sonuna
kadar 20 bin polis eğitimi öngörülüyor. Hukuk alanında reform
gerekiyor. Yasalar ve hukuk elemanlarının, hakimlerin, savcıların
yetiştirilmesi, bunların polisle işbirliği önem taşıyor. Narkotikle
mücadele de çok önemli. Bunun öncülüğünü İngiltere yapıyor. Dünya'daki
afyon üretiminin yüzde 75'i, Avrupa'dakinin yüzde 90'ı Afgan
kaynaklıdır. Bu konu kısa sürede çözülemez. Seçim dönemi Eylül'de. NATO
seçimlerde güvenlik desteği sağlayacak.''
Afganistan'da başarıya ulaşmanın uluslararası kurumlar için çok önemli
olduğunu belirten Çetin, Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra huzurlu ve
refah içinde bir dünya beklentisinin ve hayalinin çok kısa sürdüğünü,
Körfez Savaşı, Balkanlar olayları ve 11 Eylül ile ''Türkiye'nin çok iyi
bildiği, dünyanın anlamakta güçlük çektiği terörün acımasız yüzünün
ortaya çıktığını'', bugün en büyük tehdidin terörizm olduğunu, buna
karşı küresel mücadele gerektiğini, düşmanın kim ve nerede olduğunun
tam olarak bilinemediğini ifade etti. Çetin,
Afganistan’daki görevinde Türk olmasının yararını hissettiğini de
belirtip şunları anlattı: “Türkiye'den gelmiş olmam
benim işimi biraz daha kolaylaştırıyor. Afganistan'la Türkiye arasında
tarihi ve dostça ilişkiler var. Özellikle Atatürk döneminde bu
ilişkiler çok yakın olmuş. Afgan halkı bunu biliyor. Türkiye'yi daha
1921'de, Meclis'in kurulmasıyla tanıyan ve elçi gönderen ilk ülke
Afganistan. İngilizlere karşı gerçek bağımsızlığını 1919'da kazanan
Afganistan'ı ilk tanıyan da Atatürk Türkiyesi olmuş.”
Çetin’e Batı Avrupa’daki Türklere yönelik
mesajlarını da sorduk. “Batı Avrupa'daki Türkler uzun bir süreci geride
bıraktılar ve şimdi Türkiye'ye çok büyük katkılarda bulunacakları bir
aşamaya geldiler” dedi ve şunları ekledi: “Şimdi en
önemli konu AB müzakereleri ve üyeliğidir. Bu hedefe ulaşılırsa en
büyük yararı Avrupa'daki Türkler görecekler. Dışişleri Bakanı olduğum
sırada hep söyledim. Yaşadığınız demokratik ülkelerin vatandaşları
olmaktan çekinmeyin. Etkili olmanın yolu bu demokratik sürece tam
katılımdır. Katılmadan başarı elde etmek zor. Kendi kimliğinizden
korkmayın. Kendinize güvenin. Türklüğünüzden, dininizden bir şey
kaybetmek söz konusu değildir. Almanya'da yüzbinlerce Türk'ün oy
potansiyeli onları iktidar değiştirecek güce taşıyabilir. Çözümleri
Türkiye'den beklemektense buralardaki demokratik süreçlere katılarak
kendiniz daha kolay üretebilirsiniz. "Anadolu" dergisi gibi
çalışmaların yurtdışındaki Türklerin her geçen gün ilerlemelerine
katkıda bulunacağına inanıyorum.” İran ile Belçika arasında çocuk krizi
sürüyor İran'a resmi bir ziyarette bulunan
Dışişleri Bakanı Louis Michel, Tahran ile Brüksel arasında 4 aydır
devam eden krizi çözemedi ancak “umutlu olduğunu” bildirdi.
Belçika ve İran arasında kriz, babaları
tarafından İran'a kaçırılan ve 2 Aralık'ta Belçika'nın Tahran
Büyükelçiliği'ne sığınan iki çocuk nedeniyle devam ediyor. Elçilik
binasında dört aydan fazla süredir kalan Sarah (7) ve Yasemin (15)
Pourashemi isimli çocukların kurtarılmaları, İran'dan çıkarılmaları ve
Belçika'daki annelerine teslim edilmeleri için harcanan çabalar sonuç
vermiyor. Belçika mahkemeleri, İranlı baba hakkında arama ve tutuklama
kararı çıkardı ve çocukların velayetini anneye verdi. İran rejimi ise
iki çocuğun ülkeden ayrılmasına izin vermiyor.
İki kız kardeş Belçika Büyükelçiliği'nde kendileri için düzenlenen bir
odada yaşarken, Louis Michel ülke basınından, baştan beri, “bu konuda
sessiz kalmasını” istedi ve diplomatik temasların sürdüğünü
anlattı. İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi'nin daveti
üzerine, bazı Güney Amerika ülkelerine yapması öngörülen seyahatleri
aniden iptal eden Michel, Tahran'a giderek Harrazi ile görüştü. Michel,
çocukları ziyaret etti, İranlı baba ile temas
kurdu. Soruna devletler arasında diplomatik
çözüm bulunamayacağı, İran yasalarına göre çocukların İranlı oldukları
ve babalarının velayetinde bulundukları, karıkoca arasında bir uzlaşma
arandığı ancak bu tür bir uzlaşmaya çok yakın olunmadığı, İranlı
babanın tavrının değişebileceği ifade ediliyor.