[ .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]



[ .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ]


Hikmet Çetin ile söyleşi Dünya terörün acımasız yüzüyle tanışıyor     Türk siyasetinin önemli ve saygın isimlerinden Hikmet Çetin, bu yıl başında NATO’nun Afganistan’daki Temsilcisi olarak göreve atandı. Geçtiğimiz günlerde Brüksel’e gelen Çetin, “Anadolu” dergisine Afganistan’daki durumu anlattı ve ayrıca, Batı Avrupa’daki Türklere kısa, öz mesajlar verdi.    Hikmet Çetin, Afganistan’da Türkiye’nin değil NATO’nun Yüksek Sivil Temsilcisi... Bu uluslararası kimliğiyle Batılılara orada olup bitenleri anlatmaya çalışıyor ve her şeyden önce, “Afganistan'da askeri başarının tek başına yeterli olmayacağını” belirterek dünya ülkelerine sosyal ve ekonomik destek çağrısında bulunuyor.     NATO'nun Soğuk Savaş döneminden sonra ilk defa savunma alanı dışına çıkarak çok önemli bir görev üstlendiğini, Afganistan'ın 23 yıl önce Sovyetler Birliği'ne karşı savaştığını, sonra iç savaşlar nedeniyle her şeyin altüst olduğunu, sadece insanların değil, umutların ve varlıkların kaybedildiğini, kadınların tümüyle toplum dışına itildiğini anlatan Çetin,  dünyanın en yoksul 5 ülkesinden biri olan Afganistan'da NATO ve uluslararası kuruluşların yapmaya çalıştıkları üzerinde durdu.      "Bizim işimiz Afganistan'ı işgal etmek değil, Afgan halkına ve yönetimine, kendi ayakları üstünde durabilecek hale gelmeleri için yardımcı olmak istiyoruz'' diyen Hikmet Çetin, Afganistan'da normal yaşama dönebilmek için 5 alanda reform gerektiğini belirterek özetle şunları söyledi:     ''Yaklaşık 100 bin milis askerin silahlardan arındırılması, terhisi ve topluma uyumu bunlardan biri. Başlarında general dedikleri insanlarla, tanklarıyla, tüfekleriyle yıllardır savaşmışlar. Sivilleştirilmeleri, terhis edilmeleri, bunlara iş yaratılması gerekiyor. İkinci reform ulusal ordu eğitimi. Amaç 70 bin kişilik bir silahlı kuvvetler yaratmak. Henüz 8 bin asker eğitildi. Bu çalışmayı ABD yürütüyor. Polis teşkilatının oluşması lazım. Buna İtalya öncülük ediyor. Mayıs sonuna kadar 20 bin polis eğitimi öngörülüyor. Hukuk alanında reform gerekiyor. Yasalar ve hukuk elemanlarının, hakimlerin, savcıların yetiştirilmesi, bunların polisle işbirliği önem taşıyor. Narkotikle mücadele de çok önemli. Bunun öncülüğünü İngiltere yapıyor. Dünya'daki afyon üretiminin yüzde 75'i, Avrupa'dakinin yüzde 90'ı Afgan kaynaklıdır. Bu konu kısa sürede çözülemez. Seçim dönemi Eylül'de. NATO seçimlerde güvenlik desteği sağlayacak.''      Afganistan'da başarıya ulaşmanın uluslararası kurumlar için çok önemli olduğunu belirten Çetin, Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra huzurlu ve refah içinde bir dünya beklentisinin ve hayalinin çok kısa sürdüğünü, Körfez Savaşı, Balkanlar olayları ve 11 Eylül ile ''Türkiye'nin çok iyi bildiği, dünyanın anlamakta güçlük çektiği terörün acımasız yüzünün ortaya çıktığını'', bugün en büyük tehdidin terörizm olduğunu, buna karşı küresel mücadele gerektiğini, düşmanın kim ve nerede olduğunun tam olarak bilinemediğini ifade etti.     Çetin, Afganistan’daki görevinde Türk olmasının yararını hissettiğini de belirtip şunları anlattı:    “Türkiye'den gelmiş olmam benim işimi biraz daha kolaylaştırıyor. Afganistan'la Türkiye arasında tarihi ve dostça ilişkiler var. Özellikle Atatürk döneminde bu ilişkiler çok yakın olmuş. Afgan halkı bunu biliyor. Türkiye'yi daha 1921'de, Meclis'in kurulmasıyla tanıyan ve elçi gönderen ilk ülke Afganistan. İngilizlere karşı gerçek bağımsızlığını 1919'da kazanan Afganistan'ı ilk tanıyan da Atatürk Türkiyesi olmuş.”      Çetin’e Batı Avrupa’daki Türklere yönelik mesajlarını da sorduk. “Batı Avrupa'daki Türkler uzun bir süreci geride bıraktılar ve şimdi Türkiye'ye çok büyük katkılarda bulunacakları bir aşamaya geldiler” dedi ve şunları ekledi:    “Şimdi en önemli konu AB müzakereleri ve üyeliğidir. Bu hedefe ulaşılırsa en büyük yararı Avrupa'daki Türkler görecekler. Dışişleri Bakanı olduğum sırada hep söyledim. Yaşadığınız demokratik ülkelerin vatandaşları olmaktan çekinmeyin. Etkili olmanın yolu bu demokratik sürece tam katılımdır. Katılmadan başarı elde etmek zor. Kendi kimliğinizden korkmayın. Kendinize güvenin. Türklüğünüzden, dininizden bir şey kaybetmek söz konusu değildir. Almanya'da yüzbinlerce Türk'ün oy potansiyeli onları iktidar değiştirecek güce taşıyabilir. Çözümleri Türkiye'den beklemektense buralardaki demokratik süreçlere katılarak kendiniz daha kolay üretebilirsiniz. "Anadolu" dergisi gibi çalışmaların yurtdışındaki Türklerin her geçen gün ilerlemelerine katkıda bulunacağına inanıyorum.” İran ile Belçika arasında çocuk krizi sürüyor      İran'a resmi bir ziyarette bulunan Dışişleri Bakanı Louis Michel, Tahran ile Brüksel arasında 4 aydır devam eden krizi çözemedi ancak “umutlu olduğunu” bildirdi.       Belçika ve İran arasında kriz, babaları tarafından İran'a kaçırılan ve 2 Aralık'ta Belçika'nın Tahran Büyükelçiliği'ne sığınan iki çocuk nedeniyle devam ediyor. Elçilik binasında dört aydan fazla süredir kalan Sarah (7) ve Yasemin (15) Pourashemi isimli çocukların kurtarılmaları, İran'dan çıkarılmaları ve Belçika'daki annelerine teslim edilmeleri için harcanan çabalar sonuç vermiyor. Belçika mahkemeleri, İranlı baba hakkında arama ve tutuklama kararı çıkardı ve çocukların velayetini anneye verdi. İran rejimi ise iki çocuğun ülkeden ayrılmasına izin vermiyor.      İki kız kardeş Belçika Büyükelçiliği'nde kendileri için düzenlenen bir odada yaşarken, Louis Michel ülke basınından, baştan beri, “bu konuda sessiz kalmasını” istedi ve diplomatik temasların sürdüğünü anlattı.   İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi'nin daveti üzerine, bazı Güney Amerika ülkelerine yapması öngörülen seyahatleri aniden iptal eden Michel, Tahran'a giderek Harrazi ile görüştü. Michel, çocukları ziyaret etti, İranlı baba ile temas kurdu.     Soruna devletler arasında diplomatik çözüm bulunamayacağı, İran yasalarına göre çocukların İranlı oldukları ve babalarının velayetinde bulundukları, karıkoca arasında bir uzlaşma arandığı ancak bu tür bir uzlaşmaya çok yakın olunmadığı, İranlı babanın tavrının değişebileceği ifade ediliyor.