Bizim
yöreler Karadeniz'in en eski kenti Sinop
"Karadeniz'in en eski kenti" Sinop her ne kadar yenilenmişse de, o
"tarihi kent" sıcaklığını koruyor. Güzelim yarımadayı yok edecek
değildik ya... İşte kale, hâlâ ayaktayım dercesine direniyor.
Balıkçılar ağlarını temizliyor, yoldan geçenler meraklı gözlerle "Acaba
dönüşte hangi balığı alsak" diye bakıyorlar.
Tarih bize Karadeniz'deki ilk sömürge hareketinin Sinop'ta olduğunu
öğretiyor. Miletoslular kıyı şeridindeki Samsun, Ordu, Giresun ve
Trabzon'dan önce Sinop'u sömürgeleştirip bir ticaret merkezi haline
getirmişler. Bu büyük maceranın ilk ayağı Sinop. Asurlar ve Hititler
Karadeniz'in bu doğal limanında ve topraklarında uzun yıllar
geçirmişler. Sinop adının ise Miletoslular zamanında verildiği ve bu
adın eski Yunan'da Irmak Tanrısı Asopos'un "su perisi" kızlarından biri
olan Sinope'den kaynaklandığı söyleniyor.
Sinop'a geldiğinizde, adı bir çok olaya ve fetihlere karışmış kaleyi
gezmeden edemezsiniz. Uzunluğu 3 kilometre, sur kalınlığı 3 metre,
yüksekliği ise yer yer 2530 metreyi bulan surlarıyla Sinop Kalesi,
turizme hizmet vermesi amacıyla günümüzde yeniden düzenleniyor. Şehri
korumak için M.Ö. 8. yüzyılda Miletoslular tarafından yapılan,
sonraları Pontuslular, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılan ve
yeni bölümler eklenen kale bugün de sağlamlığını koruyor. Bu kale Sinop
tarihinin en canlı tanığı... Cumhuriyetimizin valilerinden ve aynı
zamanda felsefe profesörlerinden olan Mehmet Ali Ayni, 1899 yılında
mektupçu göreviyle gittiği Sinop'ta kaleiçindeki zindanda gördüğü
manzarayı şöyle kaydeder: "... koğuşun
kapısında Laz bir hoca remil döküyordu. Onun yanında Bektaşi bir
Arnavut oturmaktaydı. Önüne bir mangal çekmiş yemek pişirmekle
meşguldü. Karşılarında birkaç Aynaroz papazı vardı. Daha ötede ise bir
sarıklı hoca bulunuyordu. Adamcağız yanındaki küpten gusül abdesti
almaktaydı. Hocanın sağı solu birçok Rum ve Bulgar eşkıyası ile
çevrilmişti. Hülasa bu koğuş Nuh gemisinden hiç farklı değildi."
Sinop kıyılarına indiğinizde kendinizi Akdeniz'de
bir plajda sanırsınız. Bu plajlardan Hamsaros, Akliman'ın bir kilometre
ilerisinde deniz ve ormanın kucaklaştığı ve aynı zamanda sualtı balık
avcılığına elverişli eşsiz güzellikte bir fiyort. Akliman ise
kilometrelerce uzunlukta kumsalı, ince beyaz kumu, ormanı ve sualtı
avcılığına uygunluğuyla Hamsaros'la yarışmakta. Sarıkum plajı ve gölü
yine Sinop'a 15 kilometre uzaklıkta. Yabani kuşların göç ve konaklama
güzergahı olduğu için bu bölge 1987 yılında koruma altına alınmış.
Orman, deniz, güneş, kum, göl ve çölün aynı anda görülebildiği bir yer.
Biraz sanal fotoğraf gibi gelecek size ama gidip gözlerinizle
görebilirsiniz. Müthiş bir doğa koleksiyonu.
Sinoplular, M.Ö. 412320 tarihleri arasında yaşayan çileci düşünür
Diojen ile ne kadar övünseler azdır. Rahatına düşkün bir Sinoplu olan
Diyojen, tüm dünyanın bildiği bir filozof. Büyük İskender kendisinden
bir dileği olup olmadığını sorduğunda, içinde yaşadığı fıçısından
başını çevirmeden, "Gölge etme başka ihsan istemem" diyerek posta
atacak kadar güçlü bir kişiliğe sahipmiş. Ayrıca bir çocuğun avcuyla
çeşmeden su içtiğini görünce, "Bu çocuk bana hâlâ gereksiz eşyalar
bulundurduğumu öğretti" diyerek su içmek içmekte kullandığı tek eşyası
olan çanağı kıracak kadar da alçakgönüllü... Diyojen'e göre "erdem" bir
insanın en önemli varlığı. O yüzden bazen Atina sokaklarında
güpegündüz, elinde feneriyle "adam" aramaya çıkarak, insanlara
birşeyler anlatmaya çalıştığı söylenir. Son
zamanlarda deniz arkeologlarının Sinop kıyılarında bulduğu batık kent,
yörenin binlerce yıllık bir yerleşim olduğunu kanıtlıyor. İlçeleri,
köyleri, dağları ve deniziyle tadına doyulmaz bir armoni yaratan Sinop,
herkesin mutlaka bir süre konaklaması gereken bir coğrafya parçası ve
Türkiyemizin en güzel yörelerinden biri...