Sanat haberleri [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 .. ] Belçika'da Türk sporu



Sanat haberleri [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 .. ] Belçika'da Türk sporu


Bizim yöreler Karadeniz'in en eski kenti Sinop      "Karadeniz'in en eski kenti" Sinop her ne kadar yenilenmişse de, o "tarihi kent" sıcaklığını koruyor. Güzelim yarımadayı yok edecek değildik ya... İşte kale, hâlâ ayaktayım dercesine direniyor. Balıkçılar ağlarını temizliyor, yoldan geçenler meraklı gözlerle "Acaba dönüşte hangi balığı alsak" diye bakıyorlar.     Tarih bize Karadeniz'deki ilk sömürge hareketinin Sinop'ta olduğunu öğretiyor. Miletoslular kıyı şeridindeki Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon'dan önce Sinop'u sömürgeleştirip bir ticaret merkezi haline getirmişler. Bu büyük maceranın ilk ayağı Sinop. Asurlar ve Hititler Karadeniz'in bu doğal limanında ve topraklarında uzun yıllar geçirmişler. Sinop adının ise Miletoslular zamanında verildiği ve bu adın eski Yunan'da Irmak Tanrısı Asopos'un "su perisi" kızlarından biri olan Sinope'den kaynaklandığı söyleniyor.     Sinop'a geldiğinizde, adı bir çok olaya ve fetihlere karışmış kaleyi gezmeden edemezsiniz. Uzunluğu 3 kilometre, sur kalınlığı 3 metre, yüksekliği ise yer yer 2530 metreyi bulan surlarıyla Sinop Kalesi, turizme hizmet vermesi amacıyla günümüzde yeniden düzenleniyor. Şehri korumak için M.Ö. 8. yüzyılda Miletoslular tarafından yapılan, sonraları Pontuslular, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılan ve yeni bölümler eklenen kale bugün de sağlamlığını koruyor. Bu kale Sinop tarihinin en canlı tanığı... Cumhuriyetimizin valilerinden ve aynı zamanda felsefe profesörlerinden olan Mehmet Ali Ayni, 1899 yılında mektupçu göreviyle gittiği Sinop'ta kaleiçindeki zindanda gördüğü manzarayı şöyle kaydeder:      "... koğuşun kapısında Laz bir hoca remil döküyordu. Onun yanında Bektaşi bir Arnavut oturmaktaydı. Önüne bir mangal çekmiş yemek pişirmekle meşguldü. Karşılarında birkaç Aynaroz papazı vardı. Daha ötede ise bir sarıklı hoca bulunuyordu. Adamcağız yanındaki küpten gusül abdesti almaktaydı. Hocanın sağı solu birçok Rum ve Bulgar eşkıyası ile çevrilmişti. Hülasa bu koğuş Nuh gemisinden hiç farklı değildi."     Sinop kıyılarına indiğinizde kendinizi Akdeniz'de bir plajda sanırsınız. Bu plajlardan Hamsaros, Akliman'ın bir kilometre ilerisinde deniz ve ormanın kucaklaştığı ve aynı zamanda sualtı balık avcılığına elverişli eşsiz güzellikte bir fiyort. Akliman ise kilometrelerce uzunlukta kumsalı, ince beyaz kumu, ormanı ve sualtı avcılığına uygunluğuyla Hamsaros'la yarışmakta. Sarıkum plajı ve gölü yine Sinop'a 15 kilometre uzaklıkta. Yabani kuşların göç ve konaklama güzergahı olduğu için bu bölge 1987 yılında koruma altına alınmış. Orman, deniz, güneş, kum, göl ve çölün aynı anda görülebildiği bir yer. Biraz sanal fotoğraf gibi gelecek size ama gidip gözlerinizle görebilirsiniz. Müthiş bir doğa koleksiyonu.     Sinoplular, M.Ö. 412320 tarihleri arasında yaşayan çileci düşünür Diojen ile ne kadar övünseler azdır. Rahatına düşkün bir Sinoplu olan Diyojen, tüm dünyanın bildiği bir filozof. Büyük İskender kendisinden bir dileği olup olmadığını sorduğunda, içinde yaşadığı fıçısından başını çevirmeden, "Gölge etme başka ihsan istemem" diyerek posta atacak kadar güçlü bir kişiliğe sahipmiş. Ayrıca bir çocuğun avcuyla çeşmeden su içtiğini görünce, "Bu çocuk bana hâlâ gereksiz eşyalar bulundurduğumu öğretti" diyerek su içmek içmekte kullandığı tek eşyası olan çanağı kıracak kadar da alçakgönüllü... Diyojen'e göre "erdem" bir insanın en önemli varlığı. O yüzden bazen Atina sokaklarında güpegündüz, elinde feneriyle "adam" aramaya çıkarak, insanlara birşeyler anlatmaya çalıştığı söylenir.     Son zamanlarda deniz arkeologlarının Sinop kıyılarında bulduğu batık kent, yörenin binlerce yıllık bir yerleşim olduğunu kanıtlıyor. İlçeleri, köyleri, dağları ve deniziyle tadına doyulmaz bir armoni yaratan Sinop, herkesin mutlaka bir süre konaklaması gereken bir coğrafya parçası ve Türkiyemizin en güzel yörelerinden biri...