Ermeni lobisinin hayal kırıklığı [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 .. ] Çocuk Sayfası



Ermeni lobisinin hayal kırıklığı [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 .. ] Çocuk Sayfası


Dünya Kadınlar Günü Türk kadını gerilemek zorunda      8 Mart tarihinde dünya ülkeleri "Dünya Kadınlar Günü"nü kutlarken, Türkiye'de bir kadının aldığı karar tartışılıyordu: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül, türbanından dolayı üniversiteye kaydının yapılmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 2002 yılında açtığı davayı geri çekme kararı aldı. Hâlâ haklılığına inandığını belirten Bayan Gül, eşinin konumunu ve davanın siyasallaştırılmasını kararına gerekçe gösterdi.      Hayrünnissa Gül, basına yansıyan açıklamalarında, "Eşimin konumundan dolayı hem davacı hem davalı olduk. Bu durumu öngöremedik. Müracaat ettiğimde, eşim ne başbakan, ne de bakandı. Kararımın temel nedeni; yargı kararlarının tartışılmasına fırsat vermemek, güven ve saygıyı sağlamak. Ne yazık ki, bu dava siyasallaştırılmıştır. Bu konuyla ilgili benzer davalar zaten AİHM'nin gündemindedir" diyor.      1998'de Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazanan Hayrünnisa Gül, kayıt yaptırmaya, Fazilet Partisi milletvekili olan eşi, avukatı ve noterle birlikte gitmişti. Ancak Gül'ün türbanlı fotoğrafı nedeniyle kaydı yapılamamıştı. Karara karşı Türkiye'deki yargı yollarından sonuç alamayan Gül, 2002'de AİHM'ye gitmişti. Gül, eşinin 3 Kasım 2002'deki seçimden sonra, önce Başbakan, sonra da Dışişleri Bakanı olması üzerine, "Dava hakkını bana kocam değil, devlet verdi. Onun Başbakan olması benim haklılığımı değiştirmez. Başvurumu geri çekmeyi hiç düşünmedim" demişti.     Recep Tayyip Erdoğan ise, Başbakan olduktan kısa bir süre sonra AİHM'ye, milletvekili seçimine katılmasına izin verilmemesi nedeniyle açtığı davayı geri çekmişti.     Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı olan bir kişinin eşinin, uluslararası bir kurumda, kocasının hükümetini mahkemeye vermesi tarihte görülmüş bir olay değildi.           Hayrünissa Gül'ün, eşi hükümete ve devlet yönetimine geldikten sonra, AİHM'e başvurusunu geri çekmek için bu kadar uzun zaman beklemesi, bugün ortaya attığı gerekçelerin samimi olmadığına işaret ediyor. Bayan Gül'ün, "kaybedeceğini anladığı" bir davadan çekildiği görüşü ağırlık kazanıyor. Bu "davayı siyasalaştıranlar", türbanı "siyasal sembol" haline getirmek isteyenler hem Türk kadınının ve erkeğinin, hem Türkiye'nin imajına ve huzuruna verdikleri zararı görmek istemiyor olabilirler. Onlar için bu imaj ve huzurdan daha önemli hedefler de olabilir.      Çirkin bir basın, aşırı dinci kesim, Hayrünnissa Hanım'ı, "döneklikle", "dansözlükle" suçluyor ve "Oysa Hayrünnisa Gül başını açmaktansa okumamayı tercih etmişti" diyor.    Dünya Kadınlar Günü'nde, Türkiye'de tartışılan bu…     Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olmuş, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı'nın eşi, "başını açmaktansa okumamayı tercih ettiği için" alkışlanıyor; Devlet'i ve kocasının hükümetini makhemeye vermekten vaz geçtiği için yerin dibine batırılıyor.     Bu içler acısı manzarayı yaşamamızın; bir Devlet'in, bir Bakan'ın, bir "kadın"ın bu durumlara düştüğünü görerek çok üzülmemizin önde gelen sorumluları Abdullah Gül ve eşi olsa gerek... En azından, Başbakan Erdoğan'ın gösterdiği bilinçli tavır ve olgunluğu gösteremedikleri, ileriyi göremedikleri için…     Kimsenin başörtüsüne karışmadan, dinin devlet işlerine bulaştırılmasına izin vermeden, türbanın siyasallaştırılarak insanları bölen bir sembol haline taşınmasının herkese (ve yüce dinimize) verdiği zararı görerek, Türk kadınını "gerilemeye" çağırıyoruz.     İşte fotoğraflar:     Mustafa Kemal Atatürk'ün yanındaki kadınlar, Türkiye'yi çağdaşlığa yönelten devrimleri yüklenmiş ve günümüze taşımış "Cumhuriyet kadınları"dır. Onların düzeyine, güzel görüntüsüne ulaşmak için "gerilemek" gerekecek!     Sayfanın sol alt köşesindeki fotoğraf, 1957 yılında, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini gösteriyor! Neredeyse yarım asır öncenin Türk öğrenci genç kızlarını!..     Yoruma gerek var mı?     Gerileyelim, Atatürk'ün ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş kadınlarının düzeyini yakalayalım!     Bunu devlete, hükümete, erkeklere saldırarak; birbirimize savaş açarak başaramayız.     Hoşgörülü dinimiz, çağdaş ülkemiz, güzel bayrağımız, geleneksel ve kültürel değerlerimiz, laik Cumhuriyetimiz, Atatürk'ten miras kalan kadın hak ve özgürlüklerimiz "Türk kadını" olarak her zaman ilerlememizi sağlayacak ortamı bize sunuyor.     İlerliyoruz! Ama bazılarının ancak "gerileyerek", "geçmişe bakarak" ileri ve çağdaş adımlar atabileceklerini görüyoruz. Veya Ürdün, Suriye, Mısır gibi, Türkiye'ye oranla çok geri kalmış ülkelerin başbakanlarının, bakanlarının eşlerinin sundukları "modern müslüman kadın" görüntülerine bakıp örnek alarak ve kendilerini sorgulayarak…      "Dünya Kadınlar Günü"nde, İslam dünyasında bir "model" olmak iddiasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nde, önemli yerlere gelmek durumunda kalmış bazı kadınlara, "yarım asır öncesine gerileyerek çağdaşlaşmayı" veya bazı geri Ortadoğu Arap ülkelerinin kadınlarını örnek almayı önereceğimiz hiç aklımıza gelmezdi ama…     Başka çare kaldı mı?