Dünya
Kadınlar Günü Türk kadını gerilemek zorunda 8
Mart tarihinde dünya ülkeleri "Dünya Kadınlar Günü"nü kutlarken,
Türkiye'de bir kadının aldığı karar tartışılıyordu: Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül, türbanından dolayı üniversiteye
kaydının yapılmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)
2002 yılında açtığı davayı geri çekme kararı aldı. Hâlâ haklılığına
inandığını belirten Bayan Gül, eşinin konumunu ve davanın
siyasallaştırılmasını kararına gerekçe gösterdi.
Hayrünnissa Gül, basına yansıyan açıklamalarında,
"Eşimin konumundan dolayı hem davacı hem davalı olduk. Bu durumu
öngöremedik. Müracaat ettiğimde, eşim ne başbakan, ne de bakandı.
Kararımın temel nedeni; yargı kararlarının tartışılmasına fırsat
vermemek, güven ve saygıyı sağlamak. Ne yazık ki, bu dava
siyasallaştırılmıştır. Bu konuyla ilgili benzer davalar zaten AİHM'nin
gündemindedir" diyor. 1998'de Ankara
Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı
Bölümü'nü kazanan Hayrünnisa Gül, kayıt yaptırmaya, Fazilet Partisi
milletvekili olan eşi, avukatı ve noterle birlikte gitmişti. Ancak
Gül'ün türbanlı fotoğrafı nedeniyle kaydı yapılamamıştı. Karara karşı
Türkiye'deki yargı yollarından sonuç alamayan Gül, 2002'de AİHM'ye
gitmişti. Gül, eşinin 3 Kasım 2002'deki seçimden sonra, önce Başbakan,
sonra da Dışişleri Bakanı olması üzerine, "Dava hakkını bana kocam
değil, devlet verdi. Onun Başbakan olması benim haklılığımı
değiştirmez. Başvurumu geri çekmeyi hiç düşünmedim" demişti.
Recep Tayyip Erdoğan ise, Başbakan olduktan kısa bir
süre sonra AİHM'ye, milletvekili seçimine katılmasına izin verilmemesi
nedeniyle açtığı davayı geri çekmişti. Türkiye
Cumhuriyeti'nin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı olan bir kişinin eşinin,
uluslararası bir kurumda, kocasının hükümetini mahkemeye vermesi
tarihte görülmüş bir olay değildi.
Hayrünissa Gül'ün, eşi hükümete ve devlet
yönetimine geldikten sonra, AİHM'e başvurusunu geri çekmek için bu
kadar uzun zaman beklemesi, bugün ortaya attığı gerekçelerin samimi
olmadığına işaret ediyor. Bayan Gül'ün, "kaybedeceğini anladığı" bir
davadan çekildiği görüşü ağırlık kazanıyor. Bu "davayı
siyasalaştıranlar", türbanı "siyasal sembol" haline getirmek isteyenler
hem Türk kadınının ve erkeğinin, hem Türkiye'nin imajına ve huzuruna
verdikleri zararı görmek istemiyor olabilirler. Onlar için bu imaj ve
huzurdan daha önemli hedefler de olabilir.
Çirkin bir basın, aşırı dinci kesim, Hayrünnissa Hanım'ı, "döneklikle",
"dansözlükle" suçluyor ve "Oysa Hayrünnisa Gül başını açmaktansa
okumamayı tercih etmişti" diyor. Dünya Kadınlar
Günü'nde, Türkiye'de tartışılan bu… Türkiye
Cumhuriyeti'nin Başbakanı olmuş, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı'nın eşi, "başını açmaktansa okumamayı tercih ettiği için"
alkışlanıyor; Devlet'i ve kocasının hükümetini makhemeye vermekten vaz
geçtiği için yerin dibine batırılıyor. Bu içler
acısı manzarayı yaşamamızın; bir Devlet'in, bir Bakan'ın, bir "kadın"ın
bu durumlara düştüğünü görerek çok üzülmemizin önde gelen sorumluları
Abdullah Gül ve eşi olsa gerek... En azından, Başbakan Erdoğan'ın
gösterdiği bilinçli tavır ve olgunluğu gösteremedikleri, ileriyi
göremedikleri için… Kimsenin başörtüsüne
karışmadan, dinin devlet işlerine bulaştırılmasına izin vermeden,
türbanın siyasallaştırılarak insanları bölen bir sembol haline
taşınmasının herkese (ve yüce dinimize) verdiği zararı görerek, Türk
kadınını "gerilemeye" çağırıyoruz. İşte
fotoğraflar: Mustafa Kemal Atatürk'ün yanındaki
kadınlar, Türkiye'yi çağdaşlığa yönelten devrimleri yüklenmiş ve
günümüze taşımış "Cumhuriyet kadınları"dır. Onların düzeyine, güzel
görüntüsüne ulaşmak için "gerilemek" gerekecek!
Sayfanın sol alt köşesindeki fotoğraf, 1957 yılında, Boğaziçi
Üniversitesi öğrencilerini gösteriyor! Neredeyse yarım asır öncenin
Türk öğrenci genç kızlarını!.. Yoruma gerek var
mı? Gerileyelim, Atatürk'ün ve laik Türkiye
Cumhuriyeti'nin çağdaş kadınlarının düzeyini
yakalayalım! Bunu devlete, hükümete, erkeklere
saldırarak; birbirimize savaş açarak
başaramayız. Hoşgörülü dinimiz, çağdaş ülkemiz,
güzel bayrağımız, geleneksel ve kültürel değerlerimiz, laik
Cumhuriyetimiz, Atatürk'ten miras kalan kadın hak ve özgürlüklerimiz
"Türk kadını" olarak her zaman ilerlememizi sağlayacak ortamı bize
sunuyor. İlerliyoruz! Ama bazılarının ancak
"gerileyerek", "geçmişe bakarak" ileri ve çağdaş adımlar
atabileceklerini görüyoruz. Veya Ürdün, Suriye, Mısır gibi, Türkiye'ye
oranla çok geri kalmış ülkelerin başbakanlarının, bakanlarının
eşlerinin sundukları "modern müslüman kadın" görüntülerine bakıp örnek
alarak ve kendilerini sorgulayarak…
"Dünya Kadınlar Günü"nde, İslam dünyasında bir "model" olmak
iddiasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nde, önemli yerlere gelmek durumunda
kalmış bazı kadınlara, "yarım asır öncesine gerileyerek çağdaşlaşmayı"
veya bazı geri Ortadoğu Arap ülkelerinin kadınlarını örnek almayı
önereceğimiz hiç aklımıza gelmezdi ama… Başka
çare kaldı mı?