Merhaba
İnşallah Türkiye ile Avrupa
Birliği ilişkilerini konu alan yazılardan gına geldi ama insan
Brüksel'de yaşayınca ister istemez işin içinde oluyor, bazı gerçekleri
görüyor ve bazı insanların saflığı, bazılarının ise insafsızlığı
karşısında şaşırıp kalıyor. Son numaramız, 2004
yılının bu ilişkilerde çok önemli olduğunu
anlatmak... "İnşallah" yıl sonunda AB'den
müzakere tarihi alınacak (!) "Mazallah",
alınamazsa halimiz harap olacak (!) Ama
“maşallah”, bu konuda çok gayretliyiz (!) Çoğu
bitti, azı kaldı. Türkiye'yi 40 yıldan fazla
süredir kapılarda süründüren AB, yıl sonunda "müzakerelere başlangıç
tarihi" verirse bir 40 yıl daha kazanacağının bilincinde ama bunu bir
kenara bırakalım. Neyin "müzakere" edileceğini de boşverelim. Daha
oralara gelmedik! Bizim için önemli olan,
"Allah'ın izniyle" yıl sonunda şu tarihi alıp yan cebimize koymak ve
böylece "tarihi bir başarı" sağlamak.
Sağlayacağız "inşallah"! İnşallah,
asırlık Kıbrıs sorununu birkaç haftada çözeceğiz, hem de tek başımıza!
O iş tamam sayılır (!) Böylece "Türkçe ve
Türk kültürü AB'ye girecek", "AB Kıbrıslı soydaşlarımıza para
yağdıracak" ve "Türkiye, müzakere tarihi konusunda bir engeli daha
aşmış olacak." Zaten Türk halkına AB ve Türk
Dışişleri tarafından çok iyi anlatıldığı gibi, "Kıbrıs sorunu
Türkiye'nin önünde bir koşul değil, sadece siyasi bir
gerçektir." Başka neler var AB'nin "siyasi
gerçekleri" arasında?.. Kürtçe isimlerin
yazılamadığı iddiasıyla Türk alfabesinin değiştirilmesi taleplerini
geri çektiler mi? Çekmediler ama çekecekler
inşallah! "Kürt sorunu", “Güneydoğu
Sorunu” ifadelerinden vazgeçip, Katılım Ortaklığı Belgesi'nde "Kıbrıs
sorunu" ile yan yana, yani "siyasi gerçek" diyerek koydukları paragrafı
unuttular mı? AB’nin bizzat gerçekleştirdiği
anketlerin sonuçlarına göre Türk kamuoyunun en fazla güvendiği kurum
olan Silahlı Kuvvetler’e yönelik, hakarete varan ifadeleri belgelerine
sokmaktan vaz geçtiler mi?
Türk Devleti’nin, Türk ulusunun ideolojisi olan Kemalizm’e her fırsatta
çamur atmaktan?.. Veya sözde Ermeni
soykırımı iddialarından?.. Son dönemde
"ekonomik kriterler" ifadeleri sadece ağızlarda değil, belgelerde de
dolaşmaya başladı ama kimse görmez inşallah! AB
Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Belçika'nın "La Libre Belgique"
gazetesine özel demeç veriyor:
Soru: "Türkiye AB'ye kabul edilebiliyor
da Fas neden edilemiyor?" Yanıt:
"Bu, yanıtlanması çok zor bir
soru!" Prodi gerçekten kıt zekâlı olduğu
için mi böyle bir soruyu yanıtlamakta, “Türkiye Avrupalıdır” demekte
zorluk çekiyor dersiniz? Hemen ardından Türkiye'ye ilk resmi ziyaretini
yapıp "güzel mesajlar" vermesi sizi de heyecanlandırdı mı? Sizce neden
Ankara’da bir Allah’ın kulu Prodi’ye sormadı, “O soruyu yanıtlamak
neden zor geldi sana? Zekâ özürlü müsün yoksa bizi mi öyle
zannediyorsun” diye? Helsinki'de Türkiye'ye
Kıbrıs kazığını atıp bir yandan da, "Size aday dedik, haydi bayram
yapın" diyen AB, Türkiye'ye bu yıl sonunda da “bayramlık” bir "formül"
bulur inşallah. Türkiye, Kıbrıs konusunda, AB
konusunda bir "B planı" olmadığını söylüyor. AB'nin ise "B
planı"ndan öte; "Q planı", "W planı", "X planı" bile var.
AB'de plan çok, yeter ki Türkiye kendi planını
yapmayıp onlarınkini uygulamayı sürdürsün!
Belli ki son ana kadar aldatılmaya ve kendi kendimizi aldatmaya devam
edeceğiz. AB de bu zaaftan son ana kadar
yararlanacak. Eh, "Ben eşşeğim" diyene semer
vurmak isteyen çok olur! Dolunay
Uluç Fly air