Çevreye
hiç önem vermiyorsun. Üstelik DTÖ üyesi olmana rağmen ne finans
sistemin, ne bankacılık sistemin şeffaf değil. Nasıl bir uygulama
içinde olduğunu hiçbir şekilde göremiyoruz." Bunlar söyleniyor. Çin'de
yatırım yapmış olan bazı batılı firmalardan alınan bilgiler
ortada: Çin, ihracata yönelik yatırımlara kredi verdiği zaman o
kredinin geri dönmesinin çoğu zaman söz konusu olmadığı anlaşılıyor.
Faiz sistemi olmadığı gibi, kredinin anaparasının bile geri dönmesi söz
konusu değil! Akıl dışı bir olay. Yani rakibiniz banka kredisini
karşılıksız olarak almış, faiz yükü yok, sıkıntısı yok. Bütün amacı
üretim yapıp ihraç etmek. Böyle bir yapının karşısında durmak mümkün
değil... AB'nin yapısını da göz önünde
bulundurmak lazım. Bazı AB ülkelerinde tekstil ve hazır giyim denince
sadece ithalat akla geliyor. Özellikle kuzeydeki ülkelerin (İngiltere,
bütün kuzey ülkeleri ve artık Almanya da dahil) üretimleri ya çok
azalmış, ya da hiç yok, dolayısıyla onlar için önemli olan ucuza mal
alabilmek. Oysa Avrupa'nın güneyi (Portekiz, Fransa, İtalya,
Yunanistan, Türkiye...) için tekstil ve hazır giyim ticareti hem
istihdam hem de ihracat açısından önemli... Böyle bir yapı içinde, AB
bünyesinde bir karar aldırabilmek için çok büyük bir mücadele
veriyoruz. Almanya'nın "peki" demediği bir olayı AB'de, Komisyon içinde
kabul ettirebilmek çok zor. Fransa tekstilde bizimle beraber ama hazır
giyimde onlar da liberal çizgiye doğru gidiyorlar.
Bu konuyu sürekli gündemde tutup hem
kamuoyunun dikkatini buraya çekebilmek ve mücadele ettiğimiz yapıyı
anlatabilmek için bir dizi çalışma başlattık. Avrupa Tekstil ve Hazır
Giyim Sanayi (Euroteks) içinde en büyük iki ülke İtalya ve Türkiye. Bu
kurumun Yönetim Kurulu'nda 4 üyemiz var. Buna rağmen Almanya,
kuzeylileri ve İngiltere'yi yanına alıp önümüze geçiyor.
İstediğimiz kararları çoğu zaman çıkartamıyoruz. Yani hem dışarıda
Çin'le mücadele ediyoruz, hem de içeride bir mücadele vermek durumunda
kalıyoruz. AB Komisyonu'nu devamlı uyarıyoruz. Çin'e karşı gerekli
önlemlerin muhakkak ve daha fazla gecikilmeden alınması gerektiğini
anlatıyoruz." İTKİB ne yapılmasını
öneriyor? "Çin, Dünya Ticaret Örgütü üyesi bir
ülke. Dolayısıyla AB Komisyonu, Çin'e net ve kararlı bir şekilde
kurallara uyması gerektiğini hatırlatmalıdır. Uymazsa yaptırım
uygulayacağını belirtmesi gerekir. AB, hem Pekin ile ikili
ilişkilerinde, hem de Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde tavır koymalıdır.
Ama AB'de bu iradeyi göremiyoruz. Olayı belirli bir düzeye tırmandırmak
ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, Euroteks olarak basın
toplantıları düzenleyerek tüketiciyi bilinçlendirmeye çalışıyoruz.
Tüketici, doğal olarak, önce aldığı malın fiyatına bakar. Aldığı şey
sağlığına zararlı mı diye sorgulamalı. Demokratikleşme, insan hakları
gibi konulara önem veren bir kişi, aldığı ürünün nerede ve hangi
koşullarda üretildiğine bakmalı."AB Komisyonu gidici. Komiserlerin
görev süreleri doluyor. Avrupa Parlamentosu seçimlere hazırlanıyor.
Böyle bir ortamda Çin'in önü açık gibi
gözüküyor: AB Komisyonu, "AB'de,
genişlemeyle beraber nasıl bir tablo ortaya çıkacak?" konulu bir
konferans düzenledi. Tekstil sanayicilerinden Bülent Başer Türkiye
adına çok güzel bir sunum yaptı. AB'nin nasıl tek taraflı olarak
pazarını açtığını ve tüm üçüncü ülkelerin karşılıksız olarak bu pazarda
nasıl bir ihracat baskısı yarattığını; bundan Türkiye'yle beraber
Topluluğa üye olacak 10 ülkenin nasıl zarar gördüklerini istatistik
verilerle ortaya koydu ve Komisyon'a epey yuklendi. Yaklaşık 300
kişinin bulunduğu önemli bir toplantıydı ve dakikalarca alkışlandı. Bu
toplantıda Komisyon ilk defa çok ciddi şekilde uyarıldı. En son 29 Ocak
tarihinde, Avrupa Parlamentosu bir karar alıp Komisyon'a iletti. "2005
sonrasında Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayinin daha fazla zarar
görmesini önlemek için alınması gereken önlemlerin vakit kaybetmeden
2004 sonuna kadar uygulamaya konulması konusunda Komisyon'u
görevlendiriyorum" dedi Parlamento... Bu, bizim açımızdan çok önemli
bir gelişme." Haluk Özelçi, kendi
bünyesinde uzlaşmazlık ve bölünmüş içinde olan Komisyon'un pek bir şey
yapabileceğini düşünmüyor. "2004 senesi Türkiye için de, Avrupa ve
dünya tekstil ve hazır giyim sanayisi için en kritik yıl. 2004'te çok
süratle alınması gereken kararlar var ama bu kararları kim alacak?"
diyor. Peki tepkisizlik, alınamayan kararlar
2005'te nasıl bir tablo çıkmasına neden olur?
"Çin bütün pazarları ele geçirir. Bunu söylerken hiç tereddüt
etmiyorum. Çin 2001'de DTÖ üyesi olduktan sonra, 2002'den itibaren,
eskiden yararlanamadığı indirimlerden bir anda yararlanmaya başladı.Bu
sayede serbest hale gelen kategorilerde ihracatını hem ABD'de,
hem AB'de hem de Türkiye'de yüzde 70 ila yüzde 300400 oranında arttı.
Örneğin Türkiye ABD bornoz pazarında önde gelen ülkeyken, Çin
inanılmaz düşük fiyatlarla birdenbire pazara girdi ve ihracatı
Türkiye'ninkine yaklaştı. Fiyatlar bir anda çöktü. Genellersek, 2005
yılında tüm kategoriler serbest bırakıldığında, Çin hem AB'de, hem
ABD'de, her ülkenin önüne geçecek bir ihracat atağı
yaratacaktır." Özelçi, çok kötümser konuşmak
istemiyor ve değerlendirmesini şöyle
noktalıyor: "Türkiye 1995'ten beri, Gümrük
Birliği'nin bir sonucu olarak, AB Tekstil Ticaret Politikasını
uyguluyor. Yani o tarihten beri tüm üçüncü ülkelere karşı gümrük
tarifelerini indirerek AB seviyesine getirdi. Topluluğa yeni girecek
ülkeler ise, mayıs 2004'ten itibaren tarifelerini AB seviyelerine
indirecekler yani sudan çıkmış balık gibi olacaklar. Türkiye tek
başına, kendi gücüyle ayakta duruyor, üçüncü ülkelerden gelen rekabete
kendi başına karşılık vermeye çalışıyor. Bu durum Türkiye'yi çok
güçlendirdi. Kendini korumayı öğrendi, bağışıklık kazandı. Çok kötümser
değilim çünkü Türkiye AB'ye coğrafi olarak çok yakın. Çin uzakta... AB
ile Türkiye arasında yıllardır süren bir ilişki var, iki taraf da
birbirini tanıyor. Avrupa'nın herhangi bir yerinden toplantı veya
bağlantı için uçağa binip aynı gün içinde Türkiye'ye gidip geri
dönebiliyorsunuz. Bu coğrafi yakınlık bir işadamı için çok önemli.
Türkiye'deki sanayici de, Batı Avrupa'daki alıcı da birbirini çok iyi
tanıyor. Eğer Türkiye üretimdeki teknolojiyi ve sürekli yenilenmeyi
yakalayabilirse, ürettiği üründe yaratıcılığı ön plana çıkarabilirse,
modayı iyi takip ederse ve çok süratli mal teslimini daha da
hızlandırırsa Türk tekstil sanayi bütün bu sorunlardan en az zararla
sıyrılabilir." Decor Cinquantenaire