[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


Tekstilde alarm çanları Çin tehdit ediyor      "Türk tekstil ve hazır giyim sektörü Türk ekonomisinin lokomotifidir.  En büyük ihracat gelirine sahip olan bu sektörün sosyoekonomik yönü çok önemli. Türkiye'de kayıtlı veya kayıtsız milyonlarca insanın çalıştığı bir alan söz konusu. Türk ekonomisindeki payı yüzde 30'a yakın olan bu sektördeki  herhangi bir olumsuz gelişme Türkiye'nin ihracatını çok ciddi şekilde etkiler."      İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) Brüksel Temsilcisi Haluk Özelçi söze böyle başlıyor.    Önce İTKİB'i kısaca tanıtalım:      Türkiye'nin çeşitli merkezlerinde, 1940 yılından itibaren hizmet vermeye başlayan kurumlardan biri de "İhracatçı Birlikleri"... 70'li yılların başından itibaren, hazırgiyim, tekstil, deri ve halı ihracatının giderek artmasının doğal bir sonucu olarak, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı'na bağlı olarak İTKİB'in bugünkü organik yapısı meydana gelmiş. Bir yandan Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı'na bağlı olan İTKİB, diğer yandan, seçimle göreve gelen sektör mensuplarının oluşturduğu yönetim kurullarına bağlı olarak işlevini sürdürüyor. Bu niteliğiyle DevletÖzel Sektör işbirliğinin Türkiye'deki en özgün yapılarından biri söz konusu.      Tekstil sektörü Türk ekonomisinin can damarlarından biri ve çok büyük bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Bu tehdidin adı, "Çin".     Uzun yıllardır Brüksel'de İTKİB Temsilciliği yapan, deneyimli bir uzman olan, uzun süredir "alarm çanları" çalarak uyarıcı mesajlar veren Haluk Özelçi'den "Çin tehdidi" konusunda bizi bilgilendirmesini istedik:          "Küresel pazarın ve ticaretin kontrolunu elinde bulunduran Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bünyesinde, 1994 yılında bir anlaşma oluşturuldu. Tekstil ve hazırgiyim ticaretinin tüm dünyada serbest bırakılması, tüm kotaların, kısıtlamaların kaldırılması kararlaştırıldı. Bu, 4 aşamalı olarak, 10 yıl içinde sonuçlandırılacak bir projeydi. İlk üç aşaması tamamlandı ve Ocak 2005'ten itibaren tüm kotalar sıfırlanmış olacak. Tekstil ve hazırgiyim ticareti tüm dünyada tamamen serbest hale gelecek."     İlk aşamada anlaşılıyor ki, on yıl önce verilmiş bir karar söz konusu. Yeni bir sürpriz yaşanmıyor. Dolayısıyla Türkiye'nin de, diğer tekstil ülkelerinin de hazırlanmış olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Özelçi devam ediyor:     "Doğrusunu isterseniz Avrupa Birliği dahil herkes bu anlaşmanın olası yaptırımlarını ilk beş yıl hafife aldı. Olayın ciddiyeti daha sonra ortaya çıkmaya başladı ve dönüşü olmayan bir yola girildiği fark edildi. Hele 2001 yılında Çin Halk Cumhuriyeti Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olarak kabul edilince olayın boyutları gözler önüne serilmeye başladı. Çin DTÖ üyesi olurken Amerika Birleşik Devletleri olayı ciddiye aldı ve Çin'in üyeliğini kabul etmeden önce Pekin ile bir anlaşma yapıp koşul koydu: "Eğer kotalar kalktıktan sonra Çin ABD pazarında, herhangi bir kategoride dengeleri bozacak bir unsur haline gelirse, ABD o kategoride, belirli bir süre, Çin'e karşı kendini koruma mekanizması oluşturur" dedi. ABD bunu yaparken, Avrupa Birliği Çin'e karşı bu tür bir önlem almak ihtiyacı hissetmedi, kendince akıllı bir politika uyguladı. ABD bu özel anlaşmayı yapıp Dünya Ticaret Örgütü'ne onaylattığı için, tüm DTÖ üyesi ülkeler bu anlaşmadan yararlanabiliyorlar. Dolayısıyla Çin'e sempatik gözükmek isteyen AB, net tavır koymadan, ABD'nin arkasına sığındı..."     Bu hengamede Türkiye'nin durumu ne oluyor?     "Türkiye de bir DTÖ üyesi olarak otomatikman bunun içine girdi. Yani 2005'ten sonra kendi pazarı bozulduğu zaman Çin'e karşı bir mekanizma işletebilecek."     Buraya kadar dinlediklerimizden anlıyoruz ki 2005'te, tekstil üreticisi ülkeler arasında "büyük kavga" çıkacak ve üretici ülkelerle tüketiciler de biraz birbirlerine girecekler! ABD'nin kendisi için yaptığı bir özel anlaşmanın arkasına sığınarak gerçek anlamda korunmak mümkün gözükmüyor. Çin ve diğer Asya ülkelerinin rekabet gücü karşısında ne korunabilir ki? Demokrasi, insan hakları, işçi hakları, çocuk hakları gibi koşullar, "Kopenhag kriterleri" Çin için sözkonusu değil. İşçilik maliyeti inanılmaz düşük. Orada sistem "işçilik" değil, "kölelik" sistemi... Ve tüketici ülkeler, Çin söz konusu olunca, "demokrasi, insan hakları" değil, "ucuz mal" diyorlar!      Haluk Özelçi'ye, "geliyorum" diyen bir felaket karşısında neler yapılması gerektiğini sorduk:     "Brüksel'deki İTKİB Temsilciliği'nin kuruluş amacını önce size özetlemeliyim: AB ile Gümrük Birliği'nden sonra, tekstil ticaret politikasının hazırlanmasında ve uygulanmasında önayak olmak; bu alanda ortaya çıkabilecek sorunları yerinde ve anında belirleyip müdahale edebilmek... Ayrıca AB'deki tüm meslek kuruluşlarının içine Türk tekstil ve hazır giyim sektörünü de üye olarak katmak ve yönetimde yer almak. Tabi bunları yaparken, AB Komisyonu'nu yakından takip ediyoruz.     Bu aşamada Avrupa tekstil sanayii ile beraber, Çin'e karşı sadece korunma mekanizmalarıyla ayakta kalamayacağımızı gördük. Kabul etmek gerekir ki, ortak hareket etmemiz lazım. Türkiye Gümrük Birliği'nden sonra AB'nin tekstil ticaret politikasını uyguluyor, bunun dışına çıkamaz. Bu da ilave yükler, yükümlülükler getiriyor. Türkiye temel çalışma koşullarına, çevre koşullarına kesinlikle uymak zorunda. Ama örneğin Çin, DTÖ üyesi olmasına karşın Türkiye ile aynı sorumluluklar altına girmiyor. Çin kontrol dışı... Fiyatlar, işçilik inanılmaz ucuz. Tek bir merkezden yönetilen bir sistemle müthiş bir ekonomi politikası uyguluyor. Özellikle tekstil ve hazır giyimde çok büyük boyutlarda bir ekonomi... Çin'in bu alanda politikasını kısaca özetlemek gerekirse, önümüzdeki 23 sene içinde inanılmaz düşük fiyatlarla tüm dünya pazarlarını ele geçirip, tüm rakiplerini ortadan kaldırdıktan sonra kendi fiyat mekanizmasını yavaş yavaş oturtacaktır. Çin'in bunu yapacak gücü var! Ekonomik gücünün dışında, tek merkezden yönetilen bir politika izliyor olmasının verdiği güç var. Hammaddesi var, yatırım gücü var, parası var, mali konuda hiç sıkıntısı yok."     Bu aşamada akıllara gelen bir veya birkaç soru var: Çin nasıl durdurulur? Durdurmak isteyenler var mı? Bu gidişten memnun olanlar yok mu?      Haluk Özelçi yanıtlıyor:     "Herkesin gözü Çin'in üstünde: "Temel çalışma kurallarına uymuyorsun.