Vural Öger [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]



Vural Öger [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


TürkiyeAB ilişkileri Güven Özalp yazıyor ya tamam ya devam      Kırk yıldır inişlerle çıkışlarla, kavgayla gürültüyle, aşktan çok nefretle yürüyen bir ilişkide sona doğru adım adım yaklaşıyoruz. Avrupa Birliği  Türkiye ilişkilerinde ya “tamam” denilecek ya da “devam”. Geçenlerde görüştüğümüz Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox, "2004 yılı hem AB hem de Türkiye açısından karar yılı olacak" diyordu. Gerçekten de öyle olacak. Eskilerin deyimiyle, aralık ayında dananın kuyruğu kopacak. AB liderlerinin aralık zirvesinde alacağı karara kadar ise Türkiye'yi zorlu bir süreç bekliyor. Bu zemini kaygan yolda savrulmadan aşılması gereken birkaç önemli kavşak var Türkiye'nin önünde. KIBRIS PUANLARI      Her şeyden önce, Türkiye’nin ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, oldukça riskli bir zemine oturtulan ancak bir şekilde evdeki hesabın çarşıya uydurulduğu bir yöntemle kazandıkları "Kıbrıs puanlarına" değinmekte fayda var.        Her ne kadar Kopenhag kriterleri arasında yer almasa da, AB'nin "şart değil ama siyasi gerçek" gibi saçma bir tanımın arkasına sığınarak pratikte Türkiye'nin önüne koşul olarak koyduğu Kıbrıs konusunda işler şu an Türkiye'nin istediği doğrultuda gidiyor gibi gözüküyor. Ancak Türk dış politikası açısından, özellikle de AB'yle ilişkiler söz konusu olduğunda, her zaman patlamaya hazır bir bomba olan bu konuda adımların karşı tarafın eline koz vermeyecek şekilde atılmasında büyük önem var.      Bu saatten sonra “Kıbrıs sorunu"na çözüm bulma olasılığı, bulmama olasılığından daha fazla. Belki iyimser bir yaklaşım olarak algılanabilir ama ben, bu süreçten Türkiye ve KKTC'nin elinin zayıflayarak çıkacağına inananlardan da değilim, tabii akıllı adımlar atılması kaydıyla. AVRUPA KONSEYİ DENETİM SÜRECİ       Türkiye'nin önündeki ikinci kavşağı ise nisan ayında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin ele alacağı bir rapor oluşturuyor. AKPM, Türkiye'yi halen “demokrasisini, insan haklarını Avrupa standartlarına ulaştıramamış” olarak görüyor. Bu nedenle de yıllardır “denetim sürecinde” tutuyor. İşte bu rapora ilişkin oturumda Türkiye'nin bu süreçten çıkarılıp çıkarılmayacağına karar verilecek.      “Avrupa Konseyi’nin AB'yle ne alakası var?” diyebilirsiniz. Aslında çok alakası var çünkü bu süreçten çıkmayan bir ülkenin AB'den müzakerelere başlama konusunda yeşil ışık alması için mucize gerekiyor. Avrupa Konseyi’nin denetim sürecinden çıkmak, Türkiye açısından, “siyasi bakımdan aklanma” anlamı taşıyacak. Türkiye, Kopenhag kriterleri alanında büyük ilerleme sağlamış olarak görülecek ve bunun doğal sonucu olarak da, AB önündeki konumunu güçlendirmiş olacak. Bu rapora ilişkin olarak gelen sinyaller son derece ümit verici. Büyük bir ihtimalle nisan ayı sonunda Strasbourg'dan bu konuda altın değerinde bir haber alacağız.     AVRUPA’DAKİ SEÇİMLER     AB'yle ilişkilerin en önemli ve kritik anlarında Türkiye'de ortaya çıkan bazı “tesadüfi” gelişmeleri bir kenara bırakacak olursak, Ankara'nın aşması gereken bir engeli de Avrupa'daki seçimler oluşturacak.      Öncelikle Fransa'daki seçimlere dikkat etmek gerekiyor. Fransa şu ana kadar Türkiye konusunda rengini tam anlamıyla belli etmedi. Bu tutumun ardında,  Fransız kamuoyunda "gereksiz ve erken bir tartışma” başlamasını engelleme çabası yatıyor. Fransa'daki bölgesel seçimler, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesindeki ilk sınav olacak.      Avrupa seçimlerinin ise Türkiye arenasına dönüşeceği daha şimdiden kesinleşti. Seçimlerin amacı Avrupa Parlamentosu'nun yeni üyelerini belirlemek olsa da, belirleyici unsurlardan birini "Türkiye taraftarı" ya da "Türkiye aleyhtarı" olmak oluşturacak. Zaten şimdiden evlere şenlik bir tartışma almış başını gidiyor.     Avrupa seçimlerinde Türkiye'ye yönelik tartışmaların mantık çerçevesinde ve popülizmden uzak durularak yapılması büyük önem taşıyor. Çünkü tersi sadece Türkiye'ye değil, AB'ye de zarar verecek. Ama gelen ilk sinyaller pek  olumlu değil. Bu seçimlere "Türkiye'ye hayır", "Avrupa Avrupalılarındır. Türkiye'ye yer yok" pankartlarıyla hazırlanan Fransızlar mı ararsınız, Ankara'nın göbeğinde "Anadolu nerede başlıyor, buraya uzak mı?" diye soran Alman politikacı mı?.. Ne ararsanız var. TÜRKİYE KARŞITI TEZLER     Türkiye, AB içinde tartışmaların odağında. Türkiye'ye aleyhinde gündeme getirilen tezlerin ise hiç birinin elle tutulacak yanı yok. Hemen hepsi önyargılı ve kötü niyetli yaklaşımların ürünü. Bu tezlerden önemli gözükenleri tek tek ele alalım...    Türkiye'yi AB'de görmek istemeyenler, “Türkiye, AB'nin hazmedemeyeceği kadar büyük” diyorlar. Bunu söyleyenlere hangi dünyada yaşadıklarını sormaktan başka çare yok çünkü bir ülkenin "boyutunun" AB üyesi olma konusunda engel teşkil edebileceğini gösteren tek bir Birlik belgesi yok. Madem büyüklük sorun olacaktı, Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsü resmen verilirken bu kesimlerin akılları neredeydi?      Gelelim ikinci "önemli" teze ...      “Türkiye coğrafi olarak Avrupa'dan çok Asya'da”ymış. Bu tezi savunanlar acaba hayatlarında bir kez olsun haritaya bakmışlar mı? Madem Türkiye Asya'da, Anadolu'nun hemen altında yer alan Kıbrıs nasıl Avrupa'da sayılıyor?     Ankara aleyhine üretilen ve AB Komisyonu'nun raporlarında da sık sık rastaladığımız bir başka tez ise “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin rolü”.          Kimse kusura bakmasın ama Brüksel'den kalkıp Türkiye’deki  ordunun rolünü eleştirmek gayet kolay. AB üyelerinin hangisinin komşuları Irak, Suriye ya da İran?.. Soğuk Savaş döneminde Avrupa'nın sınırlarının bekçiliğini yaparken Türk ordusunun gücü ve rolü kimseyi rahatsız etmiyordu. Ayrıca bir başka unsurun altını da kalın bir şekilde çizmenin faydasına inanıyorum: Gelecekte Türkiye’nin olası bir üyeliği halinde, AB'nin savunma alanına en büyük katkıyı yapacak ülkelerden birisi Türkiye ve eleştirilen ordusu olacaktır.     Uluslararası konjonktürün durumu nedeniyle yüksek sesle dile getirilmekten çekinilse de akılların bir köşesinde yatan bir başka itiraz unsurunu da, Türkiye'nin nüfusunun yüzde yüze yakınının Müslüman olması oluşturuyor.      1988'de Papa İkinci Jean Paul'ün Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmaya bir göz atmak bile Hıristiyanlığın AB açısından önemini anlamaya yeter. Ancak AB gibi bir kurumda dini unsurları öne çıkarmaya çalışmak hiç akıl işi değildir. Sınırları içinde yaşayan milyonlarca Müslüman bulunan AB'nin Türkiye'ye yakacağı bir yeşil ışık diğer İslam ülkelerindeki Batı ve demokrasi yanlılarına verilecek çok değerli bir sinyal olacaktır.     Görüldüğü üzere, Türkiye aleyhinde ileri sürülen belli başlı tezler pek de sağlam temellere dayanmıyor ancak