Türkiye-AB ilişkileri [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Vural Öger



Türkiye-AB ilişkileri [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Vural Öger


Vural Öger Brüksel'e geliyor ü İşadamısınız, siyasete girmeye nasıl karar verdiniz? ü Doğrusu bunu düşünmemiştim. Alman Sosyal Demokrat Parti Genel Sekreteri Olaf Scholz, Hamburg'da, sosyal demokrat parlamenter olarak Brüksel'e gitmemi arzuladığını söyledi ve bunu kabul edip etmeyeceğimi sordu. Şaşırdım. Bunun bir onur olduğunu söyleyip düşünmek için zaman istedim. Alman İçişleri Bakanı Oto Schily ile konuştum, "Giderseniz çok iyi olur" dedi. Sayın Başbakan Schröder'in de bu olayı desteklediğini öğrendim. Politikacı değilim ama Almanya'da, son on yılda bu konuların içine girdim. Yapı olarak da, inandığım konularda angaje olan bir insanım. Avrupa Birliği'nde ideal, görüş ve düşüncelerime uygun, daha etkin bir şeyler yapabileceğimi düşündüm. Avrupa Parlamentosu, Avrupa'nın geleceğini belirleyecek olan bir kurum. İslam ve Türkiye'yle ilgili olarak çok fazla önyargı var. Brüksel'e gelerek bunlara karşı daha iyi bir mücadele verebileceğimi düşündüm. İşadamı olmam siyasi düşüncelerimi önlemeyeceği gibi, açıkçası, sadece işadamı olup para kazanmak beni tatmin etmiyor. Kafamla ve yöntemli çalışmayı, bilgimi artırmayı seven bir insanım. Dolayısıyla, üç ay sonra bu öneriyi kabul ettim. TürkiyeAB ilişkilerinin geleceğine inanıyor musunuz? Türkiye'ye ve AB'ye güveniyor musunuz? Günün birinde Türkiye'nin AB üyesi olacağına inanıyorum. Bunun tarihini önceden kestirmek çok güç ve çeşitli etkenlere bağlı: Türkiye'deki reform sürecinin hızlanmasına, Almanya'daki sosyal demokratların işbaşında olmasına bağlı... Çünkü hıristiyan demokratlar işbaşına gelirse bu iş Almanya açısından imkansız hale gelecektir. Biraz da AB'nin iyi niyetine bağlı. Sürekli yeni şartlar öne sürerek işi zorlaştıracaklar mı, yoksa yapılanları görüp, "Bu kadar yeterli, olmayanları müzakereler sürecinde hallederiz" mi diyecekler? Bu ikinci yaklaşımın ağırlık kazanacağını umuyorum çünkü diğer üyelerle işi bu şekilde götürdüler. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya müzakere tarihi aldığı zaman durumları çok daha iyi değildi. Örneğin Slovakya'da seçilmiş bir parlamento bile yoktu. Müzakereye başlamak demek üyeliğin kesinleşmesi demek değildir. Kıbrıs sorunu, Ermeni olayı diye konuları gündeme getireceklermiş diye duyuyorum. Olabilir, niye getirecekler diye de tartışmıyorum. Bunlar üyelik öncesi süreçte sonuca bağlanabilir. Önemli olan Türkiye'ye verilen sözün tutulmasıdır. 1963'ten beri, 41 senedir bir ülkenin kapı önünde bekletilmesi tepkiler de yaratabilir. Türkiye bugün bir dönüm noktasına gelmiş durumda. İnsanlarımızın tahammül haddini aşan bir noktaya geliyoruz. Eğer 2004'te müzakerelere başlama tarihi verilmezse, Türkiye'de doğacak gelişmelerin sorumlusu AB olacaktır. Bunu iyi görmeleri lazım. Kritik bir süreçteyiz. Görüyorlar mı? Ben sayın Schröder dahil SPD'nin önde gelen isimleriyle; İngiliz, Fransız, İspanyollarla konuştum. Hepsi Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiği yönünde fikir belirttiler. Samimi konuşuyorlar. Tabii politikacıların kendi seçmenlerinden bir çekincesi var. Yapılan anketlere göre Almanların yüzde 34'ü Türkiye'den yana, yüzde 49'u karşı gözüküyormuş ama  Romanya, Bulgaristan gibi Doğu Avrupa ülkeleri için anket yapldığında olumlu bakanların oranı çok daha düşüktü. Alman Sosyal Demokrat Parti SPD, Türkiye'den yana, benim beklediğimden daha fazla angaje oldu, özellikle 11 Eylül olaylarından sonra...    Bir de iş çevreleriyle temasım var. Almanya'da, üst düzeydeki iş çevrelerinde büyük bir çoğunluk Türkiye'nin AB'ye girmesini istiyor. Onlar ayrı değerlendiriyorlar. Türkiye'yi hem üreten, hem tüketen genç nüfuslu bir ülke olarak görüyorlar. İşadamları zaten her zaman politikanın önünde gider. Ekonominin gelişmesinde bütünleşmenin yararına inanıyorlar. Türkiye'yle iş ve ilişkilerini, üyelik halinde çok daha fazla geliştirebilecekler.   Bu nedenlerle, Türkiye'nin AB'ye alınacağına inanıyorum. Türkiye'nin stratejik önem ve değeri büyük bir kesim tarafından anlaşılmış durumda. Türkiye, model oluşturan bir İslam ülkesi olarak Avrupa'nın geleceğinde olumlu ve önemli bir rol oynayacaktır. Bu modele, böyle bir köprüye çok ihtiyaçları var. Arap dünyasıyla ve köktendinci kesimle büyük sorunlar yaşıyorlar. Terörizm, Soğuk Savaş döneminden daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Günlük yaşamları, yaşam tarzları ve değerleri tehdit altında. Karşılıklı önyargıları kaldırarak İslam dünyasıyla bir barış sürecine girmeleri lazım. Bunu hiçbir hıristiyan ülkesi yapamaz. Bunu ancak Kopenhag kriterlerine ulaşmış, Batı demokrasisini kavramış ve uygulayan, toplumu geniş ölçüde müslüman olan bir Türkiye yapabilir. Sadece Türkiye yapabilir. AB'nin Türkiye'ye çok ihtiyacı var. Türkiye'yi alarak Amerika'ya eşit bir dünya gücü olacaklar. Eğer AB, kendisini Amerika'nın askeri gücü arkasına saklayıp da bütün dünyayla iş yaparım diyorsa yanlış olur, böyle gitmez çünkü askeri güce