Faymonville [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkiye-AB ilişkileri



Faymonville [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkiye-AB ilişkileri


TürkiyeAB ilişkileri  Alman Hıristiyan Demokrat parlamenter Thomas Mann : “Türkiye’ye tutulmayacak       Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerinde öyle bir yıla girdik ki, artık "yalanlar" son bulacak. Bu "yalanları" kimlerin söylediği de ortaya çıkacak. Şapka düşecek, kel görünecek…     Türkiye konusunda, 40 yıldan fazla bir süredir birileri yalan söylüyor. Sadece Türklerin değil, Almanların, Belçikalıların, Fransızların kafaları da iyice karışmış durumda…      Avrupa Birliği mi Türkiye'ye şaşı bakıyor, yoksa Türkiye mi Avrupa Birliği'ne?.. Türkiye mi AB'ye yalan söylüyor, yoksa AB mi Türkiye'ye?..     Döne döne baş döndüren "sosyalist" Alman Günter Verheugen'in kişiliğini artık herkes tanımış olabilir ama daha geçen ay Türkiye'de çok önemli açıklamalarda bulunan Alman sosyalist lider Gerhard Schröder mi daha samimi ve dürüst, yoksa ondan birkaç gün önce Ankara'ya gidip açık açık "Bu iş olmaz" diyen Alman hıristiyan demokrat muhalefet lideri Merkel mi?     Bazıları, "Türkiye'nin menfaati gereği" olduğu için, "Türk kamuoyunu üzmemek" uğruna, bazı gerçekleri yıllarca görmezden geldiler, kimi konuşanları duymadılar, dinlemediler. Ankara'nın sırtını sıvazlayanlar "dost", diğerleri "düşman" ilan edildi. Gerçi, "Türk alfabesini değiştirin" diyen “sosyalist dost” Verheugen'i dinleyip, "Böyle dost düşman başına" diyenler de oldu ama onları da susturdular.     "Anadolu" dergisi "bağımsız" olduğu için okuyucularına "Türkiye karşıtlarının" görüşlerini de yansıtabiliyor. Bizim başımızda, “Hükümetten (veya AB’den) talimat aldık, şunları yazın, bunları yazmayın. Türkiye’yi aldatanları yüceltin, gerçekleri haykıranları görmezden gelin” diyen işadamı patron yok! Şanslıyız. Ayrıca bugün kimlerin gerçekten "Türkiye karşıtı" olduğu belirsiz... Bu nedenle herkese kulak vermek, iyi dinlemek, durumu iyi analiz etmek gerekiyor.      Almanya'da ve Avrupa Parlamentosu'nda seçimler yaklaşıyor ve siyasetçiler kapışıyor. Türkiye seçim malzemesi olarak kullanılıyor.     Avrupa Parlamentosu’nda Hıristiyan Demokrat Grup’tan bir Alman parlamenterle, Thomas Mann ile görüştük. Neden bu parlamenteri seçtik? Çünkü Thomas Mann’ın asistanı, büro şefi bir Türk: Cemal Karakaş.     Alman parlamenterin samimi açıklamaları kulağa pek hoş gelmiyor olabilir ama Avrupa Parlamentosu’nun en kalabalık grubunun bir üyesi, seçimlere hazırlanan bir Alman  CDU’lu söz konusu... Yani “Bunları duymayalım daha iyi” dersek, yıl sonunda şaşkın kalabiliriz.     Dinleyelim, duyalım, her türlü darbeye hazırlıklı olalım. Bu darbelerin sadece hıristiyan demokratlardan geleceği düşüncesiyle kendimizi aldatmadan; Verheugen gibi “sosyalistleri” de, aşırı sağ ve aşırı solu da, Avrupa Parlamentosu’na bir şekilde kapağı atmış, kendi partilerinde bile dışlanmış siyaset döneği “Türk asıllı”ların ihanetlerini de unutmadan...  ü TürkiyeAlmanya ilişkilerinin son durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?ü Başbakan Gerhard Schröder Türkiye'ye son seyahatinde birçok vaatte bulunarak alkış topladı. Ben, tarafların dürüst konuşmaları ve birbirlerine karşı adil davranmaları gerektiğini düşünüyorum. Avrupa Birliği'nin her zaman eleşitirdiğim bir yaklaşımı var: "Türkiye'ye bir gün AB'ye üye olabileceğini söyleyelim ama inşallah giremezler" düşüncesi…     Almanya'da çok sayıda Türk yaşıyor ve bunların bir bölümü Alman vatandaşı olarak seçme ve seçilme hakkına da sahip. Gerçekte Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler basında yansıtılandan çok daha iyi. Bu iyi ilişkileri bozmak isteyenler de elbette oluyor. Ben onlardan değilim.ü TürkiyeAB ilişkilerinin gidişini nasıl görüyorsunuz ?üTürkiye AB'ye üye olmak isteyen birçok ülkeden biri... Ancak Türkiye'ye uzun senelerden beri birçok vaatte bulunuldu. Gerçek şu ki, Türkiye saygıdeğer bir ülke olarak AB ile ortaklık anlaşması olan, askeri ve stratejik alanda sıkı bağları ve işbirliği olan bir müttefik… Güvenlik alanında da işbirliğimiz mükemmel ve sorunsuz. Sorun Türkiye'ye tutulmayacak sözler verilmiş olmasından kaynaklanıyor. Türkiye'ye, "Tam üyelik müzakerelerine başlayalım sonra kendiliğinden tam üye olursunuz" denmesi ve yanlış intibalar verilmesi ters bir iş. Türkiye'den, önce Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirmesini istemek ve müzakerelerin daha sonra başlayabileceğini söylemek lazım. Bu müzakereler çok uzun sürecektir. ü Yani siz Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini henüz yerine getirmediğini ve yıl sonuna kadar da getirmeyeceğini düşünüyorsunuz… Kesinlikle evet. Türkiye bugünkü durumda insan haklarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmekten çok uzak. Türkiye Batı'ya yakın bir ülke diye diğerlerinden farklı muamele görmemeli. Yıl sonuna kadar yükümlülüklerini yerine getirmesi mümkün değil. İlerlemeler kaydediliyor, idam cezası kalktı, azınlıklar konusunda yasalar çıkarıldı ama AB'nin istedikleri ile Türkiye'nin yaptıkları arasında çok fark var. Yerine getirilmeyen çok fazla kriter var. Sadece insan hakları değil, ekonomik kriterler var. Türkiye'de bütçe açığı ve devlet borçlanması çok fazla. Bunlar düzelebilir ama bu yıl sonuna kadar değil… Türkiye'ye yapılabilecek en büyük kötülük yanlış ve gerçekleştirilmeyecek vaatlerde bulunulmasıdır.      Bu nedenle bir Alman ve Avrupalı olarak Başbakan Schröder'in Türkiye'ye verdiği sözleri anlayamıyorum ve kabul edemiyorum. O, Almanya'da 700 bin Türk asıllı seçmenin oyunu alabilmek için böyle konuşuyor ama yıl sonunda belki artık başbakan olmayacak.  ü Türkiye koşulları tam olarak yerine getirmemiş olsa bile müzakereler başlatılarak cesaretlendirici bir tavır izlemek daha doğru olmaz mı? Slovakya da tüm kriterleri yerine getirmemişti ama müzakereler başlatıldı ve şimdi AB'ye üye olan 10 ülke arasında… Türkiye'ye karşı olumlu bir yaklaşım Almanya için ve sizin partiniz için daha faydalı, avantajlı olmaz mı ?ü Her şeyi birbirine karıştırmamak lazım. Schröder öyle yapıyor. "Önce müzakereler başlasın, üyelik ayrı bir konu" diyor. Bu yanlış bir yaklaşım. Müzakereler başlarsa üyelik gerçekleşmeli… Siz küçük bir ülkeyi örnek gösteriyorsunuz. Bunlara geçmişte göz yumuldu ve bu da yanlış bir tavırdı. Bence Romanya ve Bulgaristan'ın 2007'de AB'ye tam üye olmaları da gerçek bir skandal. AB Komisyonu'nun bu konudaki yaklaşımına da hiç katılmıyorum. ü Romanya ve Bulgaristan'la müzakereler başlatıldı ama şimdi gidişattan endişe duyularak bu müzakerelerin askıya alınmasından söz ediliyor. Türkiye ile de başlatılır sonra, gerekirse askıya alınır, olmaz mı ?ü İnsanlara bir perspektif vermek gerekiyor. Görevlerini yerine getirince bizimle olacaklarını bilmeleri lazım. Biz madem ki Türkiye ile ekonomik alanda işbirliği yapmak istiyoruz, serbest ticaret alanı kuralım! O zaman AB'ye ihtiyaç yok! AB siyaset ve değerler birliğidir. Türkiye'nin AB'ye üye olmaya hakkı var. Kriterleri yerine getirince müzakereler başlatılır… En doğru ve temiz yol bu. "Hıristiyanlar müslümanları istemiyor" demek de yanlış çünkü hıristiyanlık bir kriter değil.     Ben Schröder ile mutabık değilim ama onunla mutabık olmayan  sosyalistler de sözler veriliyor!..”