TürkiyeAB
ilişkileri Alman Hıristiyan Demokrat parlamenter Thomas Mann :
“Türkiye’ye tutulmayacak Türkiye'nin
Avrupa Birliği'yle ilişkilerinde öyle bir yıla girdik ki, artık
"yalanlar" son bulacak. Bu "yalanları" kimlerin söylediği de ortaya
çıkacak. Şapka düşecek, kel görünecek… Türkiye
konusunda, 40 yıldan fazla bir süredir birileri yalan söylüyor. Sadece
Türklerin değil, Almanların, Belçikalıların, Fransızların kafaları da
iyice karışmış durumda… Avrupa Birliği mi
Türkiye'ye şaşı bakıyor, yoksa Türkiye mi Avrupa Birliği'ne?.. Türkiye
mi AB'ye yalan söylüyor, yoksa AB mi
Türkiye'ye?.. Döne döne baş döndüren
"sosyalist" Alman Günter Verheugen'in kişiliğini artık herkes tanımış
olabilir ama daha geçen ay Türkiye'de çok önemli açıklamalarda bulunan
Alman sosyalist lider Gerhard Schröder mi daha samimi ve dürüst, yoksa
ondan birkaç gün önce Ankara'ya gidip açık açık "Bu iş olmaz" diyen
Alman hıristiyan demokrat muhalefet lideri Merkel
mi? Bazıları, "Türkiye'nin menfaati gereği"
olduğu için, "Türk kamuoyunu üzmemek" uğruna, bazı gerçekleri yıllarca
görmezden geldiler, kimi konuşanları duymadılar, dinlemediler.
Ankara'nın sırtını sıvazlayanlar "dost", diğerleri "düşman" ilan
edildi. Gerçi, "Türk alfabesini değiştirin" diyen “sosyalist dost”
Verheugen'i dinleyip, "Böyle dost düşman başına" diyenler de oldu ama
onları da susturdular. "Anadolu" dergisi
"bağımsız" olduğu için okuyucularına "Türkiye karşıtlarının"
görüşlerini de yansıtabiliyor. Bizim başımızda, “Hükümetten (veya
AB’den) talimat aldık, şunları yazın, bunları yazmayın. Türkiye’yi
aldatanları yüceltin, gerçekleri haykıranları görmezden gelin” diyen
işadamı patron yok! Şanslıyız. Ayrıca bugün kimlerin gerçekten "Türkiye
karşıtı" olduğu belirsiz... Bu nedenle herkese kulak vermek, iyi
dinlemek, durumu iyi analiz etmek gerekiyor.
Almanya'da ve Avrupa Parlamentosu'nda seçimler yaklaşıyor ve
siyasetçiler kapışıyor. Türkiye seçim malzemesi olarak kullanılıyor.
Avrupa Parlamentosu’nda Hıristiyan Demokrat Grup’tan
bir Alman parlamenterle, Thomas Mann ile görüştük. Neden bu
parlamenteri seçtik? Çünkü Thomas Mann’ın asistanı, büro şefi bir Türk:
Cemal Karakaş. Alman parlamenterin samimi
açıklamaları kulağa pek hoş gelmiyor olabilir ama Avrupa
Parlamentosu’nun en kalabalık grubunun bir üyesi, seçimlere hazırlanan
bir Alman CDU’lu söz konusu... Yani “Bunları duymayalım daha iyi”
dersek, yıl sonunda şaşkın kalabiliriz.
Dinleyelim, duyalım, her türlü darbeye hazırlıklı olalım. Bu darbelerin
sadece hıristiyan demokratlardan geleceği düşüncesiyle kendimizi
aldatmadan; Verheugen gibi “sosyalistleri” de, aşırı sağ ve aşırı solu
da, Avrupa Parlamentosu’na bir şekilde kapağı atmış, kendi partilerinde
bile dışlanmış siyaset döneği “Türk asıllı”ların ihanetlerini de
unutmadan... ü TürkiyeAlmanya ilişkilerinin son durumunu nasıl
değerlendiriyorsunuz ?ü Başbakan Gerhard Schröder Türkiye'ye son
seyahatinde birçok vaatte bulunarak alkış topladı. Ben, tarafların
dürüst konuşmaları ve birbirlerine karşı adil davranmaları gerektiğini
düşünüyorum. Avrupa Birliği'nin her zaman eleşitirdiğim bir yaklaşımı
var: "Türkiye'ye bir gün AB'ye üye olabileceğini söyleyelim ama
inşallah giremezler" düşüncesi… Almanya'da çok
sayıda Türk yaşıyor ve bunların bir bölümü Alman vatandaşı olarak seçme
ve seçilme hakkına da sahip. Gerçekte Türkiye ile Almanya arasındaki
ilişkiler basında yansıtılandan çok daha iyi. Bu iyi ilişkileri bozmak
isteyenler de elbette oluyor. Ben onlardan değilim.ü TürkiyeAB
ilişkilerinin gidişini nasıl görüyorsunuz ?üTürkiye AB'ye üye olmak
isteyen birçok ülkeden biri... Ancak Türkiye'ye uzun senelerden beri
birçok vaatte bulunuldu. Gerçek şu ki, Türkiye saygıdeğer bir ülke
olarak AB ile ortaklık anlaşması olan, askeri ve stratejik alanda sıkı
bağları ve işbirliği olan bir müttefik… Güvenlik alanında da
işbirliğimiz mükemmel ve sorunsuz. Sorun Türkiye'ye tutulmayacak sözler
verilmiş olmasından kaynaklanıyor. Türkiye'ye, "Tam üyelik
müzakerelerine başlayalım sonra kendiliğinden tam üye olursunuz"
denmesi ve yanlış intibalar verilmesi ters bir iş. Türkiye'den, önce
Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirmesini istemek ve
müzakerelerin daha sonra başlayabileceğini söylemek lazım. Bu
müzakereler çok uzun sürecektir. ü Yani siz Türkiye'nin Kopenhag
kriterlerini henüz yerine getirmediğini ve yıl sonuna kadar da
getirmeyeceğini düşünüyorsunuz… Kesinlikle evet. Türkiye bugünkü
durumda insan haklarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmekten çok
uzak. Türkiye Batı'ya yakın bir ülke diye diğerlerinden farklı muamele
görmemeli. Yıl sonuna kadar yükümlülüklerini yerine getirmesi mümkün
değil. İlerlemeler kaydediliyor, idam cezası kalktı, azınlıklar
konusunda yasalar çıkarıldı ama AB'nin istedikleri ile Türkiye'nin
yaptıkları arasında çok fark var. Yerine getirilmeyen çok fazla kriter
var. Sadece insan hakları değil, ekonomik kriterler var. Türkiye'de
bütçe açığı ve devlet borçlanması çok fazla. Bunlar düzelebilir ama bu
yıl sonuna kadar değil… Türkiye'ye yapılabilecek en büyük kötülük
yanlış ve gerçekleştirilmeyecek vaatlerde bulunulmasıdır.
Bu nedenle bir Alman ve Avrupalı olarak
Başbakan Schröder'in Türkiye'ye verdiği sözleri anlayamıyorum ve kabul
edemiyorum. O, Almanya'da 700 bin Türk asıllı seçmenin oyunu alabilmek
için böyle konuşuyor ama yıl sonunda belki artık başbakan
olmayacak. ü Türkiye koşulları tam olarak yerine getirmemiş olsa
bile müzakereler başlatılarak cesaretlendirici bir tavır izlemek daha
doğru olmaz mı? Slovakya da tüm kriterleri yerine getirmemişti ama
müzakereler başlatıldı ve şimdi AB'ye üye olan 10 ülke arasında…
Türkiye'ye karşı olumlu bir yaklaşım Almanya için ve sizin partiniz
için daha faydalı, avantajlı olmaz mı ?ü Her şeyi birbirine
karıştırmamak lazım. Schröder öyle yapıyor. "Önce müzakereler başlasın,
üyelik ayrı bir konu" diyor. Bu yanlış bir yaklaşım. Müzakereler
başlarsa üyelik gerçekleşmeli… Siz küçük bir ülkeyi örnek
gösteriyorsunuz. Bunlara geçmişte göz yumuldu ve bu da yanlış bir
tavırdı. Bence Romanya ve Bulgaristan'ın 2007'de AB'ye tam üye olmaları
da gerçek bir skandal. AB Komisyonu'nun bu konudaki yaklaşımına da hiç
katılmıyorum. ü Romanya ve Bulgaristan'la müzakereler başlatıldı ama
şimdi gidişattan endişe duyularak bu müzakerelerin askıya alınmasından
söz ediliyor. Türkiye ile de başlatılır sonra, gerekirse askıya alınır,
olmaz mı ?ü İnsanlara bir perspektif vermek gerekiyor. Görevlerini
yerine getirince bizimle olacaklarını bilmeleri lazım. Biz madem ki
Türkiye ile ekonomik alanda işbirliği yapmak istiyoruz, serbest ticaret
alanı kuralım! O zaman AB'ye ihtiyaç yok! AB siyaset ve değerler
birliğidir. Türkiye'nin AB'ye üye olmaya hakkı var. Kriterleri yerine
getirince müzakereler başlatılır… En doğru ve temiz yol bu.
"Hıristiyanlar müslümanları istemiyor" demek de yanlış çünkü
hıristiyanlık bir kriter değil. Ben Schröder
ile mutabık değilim ama onunla mutabık olmayan sosyalistler de
sözler veriliyor!..”