İşadamı
Erol Ocak anlatıyor Kapalıçarşı'dan çıktım yola
“Anadolu” dergisinin her sayısında,
Belçika’daki başarılı ve ilginç Türk işadamlarını tanıtıyoruz. Gerçekte
bu kişilerin tanıtıma, tanıtılmaya ihtiyaçları yok. Bizim amacımız,
okuyucularımızı ve özelikle gençleri onların deneyimlerinden
yararlandırmak, mesajlarını aktarmak. Erol
Ocak, çok uzun yıllardır tanıdığımız ancak yaptığı işleri izlemekte
zorluk çektiğimiz bir işadamı. O’nu son olarak “Anıtkabir’i aydınlatan
adam” olarak gördük ama tek iş alanında değil, pek çok alanda faal
olduğu için, nereden nereye, nasıl geldiğini kendisinden dinlemek
istedik. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde
mimarlık ve mühendislik eğitimi aldıktan sonra 1974’te yüksek lisans
okumak üzere Belçika’ya gelen Ocak, başlangıcı şöyle
anlatıyor: “Eğitimle paralel olarak işlerle
uğraşmaya başladım ve işler çok iyi gitti. İlk geldiğimde sırt çantamda
30 kilo kadar incikboncuk vardı ve otostopla geldim. Yani uçağa
vereceğim parayı incikboncuğa yatırdım, ilk kapitalim o oldu. "Kapital
olmadan para kazanılmaz" diyenlere, bu ülkeye parasız, otostopla
geldiğimi hep anlatıyorum. Zaten babasının milyon dolarlarıyla işe
başlanmaz ve para kazanılmaz.” “Başlangıçta
Kapalıçarşı’dan aldığım mücevherleri sattım. Daha sonra modeli ben
yapmaya başladım ve burada imal ettik. Binlerce adede ulaştık.
Belçika'yla sınırlı kalmadan Amerika, Kanada, Hollanda, her yere
satmaya başladım. Ardından elektronik cihaz işine girdim. Uzun seneler
bu işi yaptım. Daha sonra inşaat malzemeleri işine girdim. Çok büyük
miktarlarda mal sattık. O dönemde Türk firmalarla çok çalıştım.
Sonra Belçika'da inşaatçılık işine girdim. Brüksel'de bakir kalmış ve o
zamanlar ucuz olan binaları satın aldım. Mesleki altyapımdan
kaynaklanan içgüdüyü kullanarak ve geleceğin AB başkenti burası diyerek
hep satın aldım. Bir şehirci olarak önüme Brüksel'in haritasını koydum
ve gelişebilecek yerleri satın aldım, hatta bazı yerlerde ada satın
aldım. Fiyatlar o zaman komik denecek kadar
ucuzdu..." Erol Ocak, Brüksel’in zengin
mahallelerinden birinde bir de halı mağazası sahibi...
Anlatıyor: “Yaklaşık 30 senedir özel merakım da
halı ve kilimler oldu. 92'den beri halıcılık yapıyorum. Ne zaman param
olsa halı satın alırdım. Yüzlerce parçam oldu evimde. Herkesin evinde
şarap mahzeni vardır, benim evimde halı mahzenim var... 90'lı yıllarda
Asya'dan büyük miktarlarda halı ve kilimler gelmeye başladı. O dönem
fiyatlar birden düştü. Borsa gibi; bir anda bütün mallar ortaya çıktı
ve fiyatlar ucuzladı ama elbette malların bir sonu var. Stoklar
satılınca tekrar fiyatlar yükselecekti. Ben de burada bir kaç yer
sattım ve o parayla yığınla halıkilim aldım. Bir ara elimdeki halı ve
kilimlerin sayısı 10 binleri buldu. Şu anda, mağazada yaklaşık 3
bin parça var. Koleksiyoncu olduğum için mallarım gerçekten çok
kaliteli. Kilim de şarap gibidir. 2 euroya da bir masa şarabı
içebilirsiniz, 1000 euroya da... Kilim de aynen böyledir. Alırken
beğenmeliyim, seçerek alırım. Alıcılarım çok değişik sınıflardan ve her
milletten var. Gelir düzeyi yüksek olan bir kitle...”
Bir de “Anıtkabir’in aydınlatılması” olayı, yani bambaşka bir iş alanı
daha var ki iyi anlamak için görmek gerekiyor:
“1993 yılında da "fiber optik" olayını keşfettim. Bu, geleceğin
aydınlatma sistemi. Önce kendi evimde kullandım. Bir tek ışık
kaynağından yüzlerce yeri aydınlatabiliyorsunuz. Amatörce başladım ama
talep çok olmaya başlayınca kendiliğinden gelişti. Mesela 120 ampulle
aydınlanan bir lokantanın aydınlatmasını 2 ampule indirdik. 7200 wat
kullanırken 300 wat elektrik harcamaya başladılar. Her ay en az 250
euro tasarruf ettiler. Üstelik aydınlatma çok zarif ve şık oluyor.
Sanatsal eserler, çiçekler ve yedikleriniz aydınlanıyor ama onun
dışında loş bir hava oluyor. Belçika, Türkiye, İngiltere, İspanya,
Kanarya Adaları, Almanya gibi ülkelerde yüzlerce işe imza attık.
Anıtkabir’deki iç stantların aydınlatmasını yaptık. Kuyumculara çok iş
yapıyoruz. Mini Europe'ta, müzelerde, havuzlarda, heykellerde
aydınlatmalar... Belçika'da bazı aydınlatmacılar set olarak satıyorlar
bu sistemi. Ama bizim yaptığımız gibi yerine göre hesaplayarak sistem
yerleştirme işine girmiyorlar.” Bu kadar çok
işe girişmiş ve başarılı olmuş bir işadamına, gençlere neler önerdiğini
soruyoruz: “Gençlere önerim çok basit: çok
akıllı, kurnaz olmak gerekmiyor. Kibrit bile satsalar para kazanırlar.
Ben bugün kibrit satmaya başlasam çok kısa sürede milyonlarca
satabileceğime eminim. Önemli olan işe konsantre olmak ve sonuna kadar
gitmek. Başlangıçta 23 yer almadı diye moral bozmamak lazım. "Bu işten
para gelmez" dememek lazım, her işten para gelir. Pes etmeden, sonuna
kadar götürülen her iş olur. Ciddi olmak lazım, kafaya koyulan her şey
gerçekleşir. Piyasalara da uyum sağlamak gerekiyor. Ben Belçika’ya
geldiğimde incikboncuk çok iyi satıyordu ama artık sıkıldılar, yeni
şeyler bulmaya çalışmak lazım.”