Birinci Lig'de Türkler [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Atatürk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği



Birinci Lig'de Türkler [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Atatürk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği


İşadamı Erol Ocak anlatıyor Kapalıçarşı'dan çıktım yola      “Anadolu” dergisinin her sayısında, Belçika’daki başarılı ve ilginç Türk işadamlarını tanıtıyoruz. Gerçekte bu kişilerin tanıtıma, tanıtılmaya ihtiyaçları yok. Bizim amacımız, okuyucularımızı ve özelikle gençleri onların deneyimlerinden yararlandırmak, mesajlarını aktarmak.     Erol Ocak, çok uzun yıllardır tanıdığımız ancak yaptığı işleri izlemekte zorluk çektiğimiz bir işadamı. O’nu son olarak “Anıtkabir’i aydınlatan adam” olarak gördük ama tek iş alanında değil, pek çok alanda faal olduğu için, nereden nereye, nasıl geldiğini kendisinden dinlemek istedik.     İstanbul Teknik Üniversitesi'nde mimarlık ve mühendislik eğitimi aldıktan sonra 1974’te yüksek lisans okumak üzere Belçika’ya gelen Ocak, başlangıcı şöyle anlatıyor:     “Eğitimle paralel olarak işlerle uğraşmaya başladım ve işler çok iyi gitti. İlk geldiğimde sırt çantamda 30 kilo kadar incikboncuk vardı ve otostopla geldim. Yani uçağa vereceğim parayı incikboncuğa yatırdım, ilk kapitalim o oldu. "Kapital olmadan para kazanılmaz" diyenlere, bu ülkeye parasız, otostopla geldiğimi hep anlatıyorum. Zaten babasının milyon dolarlarıyla işe başlanmaz ve para kazanılmaz.”      “Başlangıçta Kapalıçarşı’dan aldığım mücevherleri sattım. Daha sonra modeli ben yapmaya başladım ve burada imal ettik. Binlerce adede ulaştık. Belçika'yla sınırlı kalmadan Amerika, Kanada, Hollanda, her yere satmaya başladım. Ardından elektronik cihaz işine girdim. Uzun seneler bu işi yaptım. Daha sonra inşaat malzemeleri işine girdim. Çok büyük miktarlarda mal sattık. O dönemde Türk firmalarla  çok çalıştım. Sonra Belçika'da inşaatçılık işine girdim. Brüksel'de bakir kalmış ve o zamanlar ucuz olan binaları satın aldım. Mesleki altyapımdan kaynaklanan içgüdüyü kullanarak ve geleceğin AB başkenti burası diyerek hep satın aldım. Bir şehirci olarak önüme Brüksel'in haritasını koydum ve gelişebilecek yerleri satın aldım, hatta bazı yerlerde ada satın aldım. Fiyatlar o zaman komik denecek kadar ucuzdu..."     Erol Ocak, Brüksel’in zengin mahallelerinden birinde bir de halı mağazası sahibi... Anlatıyor:     “Yaklaşık 30 senedir özel merakım da halı ve kilimler oldu. 92'den beri halıcılık yapıyorum. Ne zaman param olsa halı satın alırdım. Yüzlerce parçam oldu evimde. Herkesin evinde şarap mahzeni vardır, benim evimde halı mahzenim var... 90'lı yıllarda Asya'dan büyük miktarlarda halı ve kilimler gelmeye başladı. O dönem fiyatlar birden düştü. Borsa gibi; bir anda bütün mallar ortaya çıktı ve fiyatlar ucuzladı ama elbette malların bir sonu var. Stoklar satılınca tekrar fiyatlar yükselecekti. Ben de burada bir kaç yer sattım ve o parayla yığınla halıkilim aldım. Bir ara elimdeki halı ve kilimlerin sayısı 10 binleri buldu. Şu anda,  mağazada yaklaşık 3 bin parça var. Koleksiyoncu olduğum için mallarım gerçekten çok kaliteli. Kilim de şarap gibidir. 2 euroya da bir masa şarabı  içebilirsiniz, 1000 euroya da... Kilim de aynen böyledir. Alırken beğenmeliyim, seçerek alırım. Alıcılarım çok değişik sınıflardan ve her milletten var. Gelir düzeyi yüksek olan bir kitle...”    Bir de “Anıtkabir’in aydınlatılması” olayı, yani bambaşka bir iş alanı daha var ki iyi anlamak için görmek gerekiyor:     “1993 yılında da "fiber optik" olayını keşfettim. Bu, geleceğin aydınlatma sistemi. Önce kendi evimde kullandım. Bir tek ışık kaynağından yüzlerce yeri aydınlatabiliyorsunuz. Amatörce başladım ama talep çok olmaya başlayınca kendiliğinden gelişti. Mesela 120 ampulle aydınlanan bir lokantanın aydınlatmasını 2 ampule indirdik. 7200 wat kullanırken 300 wat elektrik harcamaya başladılar. Her ay en az 250 euro tasarruf ettiler. Üstelik aydınlatma çok zarif ve şık oluyor. Sanatsal eserler, çiçekler ve yedikleriniz aydınlanıyor ama onun dışında loş bir hava oluyor. Belçika, Türkiye, İngiltere, İspanya, Kanarya Adaları, Almanya gibi ülkelerde yüzlerce işe imza attık. Anıtkabir’deki iç stantların aydınlatmasını yaptık. Kuyumculara çok iş yapıyoruz. Mini Europe'ta, müzelerde, havuzlarda, heykellerde aydınlatmalar... Belçika'da bazı aydınlatmacılar set olarak satıyorlar bu sistemi. Ama bizim yaptığımız gibi yerine göre hesaplayarak sistem yerleştirme işine girmiyorlar.”     Bu kadar çok işe girişmiş ve başarılı olmuş bir işadamına, gençlere neler önerdiğini soruyoruz:     “Gençlere önerim çok basit: çok akıllı, kurnaz olmak gerekmiyor. Kibrit bile satsalar para kazanırlar. Ben bugün kibrit satmaya başlasam çok kısa sürede milyonlarca satabileceğime eminim. Önemli olan işe konsantre olmak ve sonuna kadar gitmek. Başlangıçta 23 yer almadı diye moral bozmamak lazım. "Bu işten para gelmez" dememek lazım, her işten para gelir. Pes etmeden, sonuna kadar götürülen her iş olur. Ciddi olmak lazım, kafaya koyulan her şey gerçekleşir. Piyasalara da uyum sağlamak gerekiyor. Ben Belçika’ya geldiğimde incikboncuk çok iyi satıyordu ama artık sıkıldılar, yeni şeyler bulmaya çalışmak lazım.”