Merhaba
Gıcık oluyorum Geçen ay sizlere
“Anadolu” dergisi ulaşmadı ama binlerce Batı Avrupalı parlamenter,
diplomat, işadamı bu dergiyi alıp okudu. Yine bir “ilk”i
gerçekleştirdik, İngilizce ve Fransızca özel sayı çıkarıp Türkiye’nin
projelerini, Avrupa Birliği macerasını ve Kıbrıs sorununa bakış açısını
anlatmaya çalıştık. Elinizdeki derginin ne
büyük zorluklarla çıkarılıp sizlere sunulduğunu tahmin edemezsiniz.
Bunun bir de yabancı dillerden olması; kalite düşürülmeden,
“Belçika’daki Türk toplumunu” layıkıyla temsil edecek şekilde
Batılılara ulaştırılması daha da zor. Özveriyle çalışan fedakar bir
ekip bu işi iyi başardı. Aslında bu
kadarını söyleyip dosyayı kapatmayı, yeni hizmetlere, yeni özel
sayılara doğru arkadaşlarımla birlikte koşmayı tercih ederim. Ancak,
çok az sayıda bizden, büyük bir bölümü Türkiye karşıtı lobilerden olan
bazı insanların, hakkımızda, “Bunlar Türk Devleti’nin adamları.
Beslemeler” söylentisi yaymalarına hayret
ediyorum. Gündüzleri kendi işlerinin başından
ayrılamayan, geceleri sabahlara kadar çalışıp bu güzel hizmeti veren
arkadaşlarıma büyük haksızlık yapıldığını
düşünüyorum. Biz Türk
Devleti’nden yana olduğumuzu hiç saklamadık ama Türk bürokrasisinin kış
uykusundan bir türlü çıkamadığını da
görenlerdeniz. Keşke hasret kaldığımız “uyanış”
gerçekleşse, şu hassas dönemde tüm sektörler el ele verip harekete
geçseler!.. Diyelim ki siz hevesli, iradeli,
iyi niyetli bir grup oluşturdunuz. “Bir dergi çıkarıp Türkiye’yi
tanıtalım. Ulusal davaları yabancılara anlatmaya çalışalım” dediniz.
Bazı teknik yetenek ve imkanları yakaladınız...
Türkiye’yi mi tanıtıcaksınız? Çok kolay... Açarsınız telefonu Türkiye
Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin tanıtımla ilgili makamlarına, hem ilan,
maddi katkı istersiniz; hem de fotoğraf ve
bilgi... KKTC’yi mi
anlatacaksınız? Yazarsınız bu devletin Brüksel’deki
“Temsilci”sine, ilgi, tepki beklerisiniz...
Haydi, bir denesenize! Deneyin de alın
ağzınızın payını! Deneyin de görün ne kadar
ilgisiz, tepkisiz, duyarsız ve görevsiz insanlarla muhatap
olabileceğinizi... Bence hiç denemeyin.
Üzülürsünüz, utanırsınız! Bırakın bir kenara,
AB’ye değil, 21. yüzyıla henüz girememiş
olanları... Etrafta Türkiye sevgisiyle dolu,
insan dinlemesini bilen, bir şeyler yapmak veya yaptırmak için çaba
harcayan o kadar kaliteli bireyler var ki, diğerleriyle zaman
kaybetmeyin... KKTC’nin Brüksel’de nasıl temsil
edildiği, konunun Batılılar tarafından ne kadar yanlış bilindiğinden ve
anlaşıldığından belli değil mi? Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş’la da konuştum; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le de...
Durumu bilmeyen mi
var? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la da
konuşacağım ama doğrusu hiçbirinin yerinde olmak istemem. Bu ekiple
işleri çok zor... Bizim, sizin ekibin ise işi
giderek kolaylaşıyor. Belki de kaybedecek bir şeyimiz olmadığı
için... Bir yandan Batılılara kendimizi
anlatıyoruz; bir yandan kendi bünyemizde, dayanışma ve birlik,
beraberlik arayışlarına katkıda bulunmaya çalışıyoruz; bir yandan da
körpe beyinlere Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı kitapları satmaya
kalkışan, üstelik bunu sözde kontrol ve denetim altındaki kurumlarda
yapmaya girişenlerin peşini izliyoruz.
Tonlarca dergiyi sizlere ve yabancılara ulaştırmak için, çoğunluğu
kadın olan arkadaşlarımla böylesine “hammallık” yaparken, kapı kapı
koşturup, dil döküp sonunda şu dergiyi size teslim ederken, sizin sevgi
ve cesaretlendirmelerinizle gerçekleşen bu işten her seferinde gurur
duyuyorum da... Hiçbir şey yapmadan dedikodu
çıkaranlara ve görevleri olduğu halde değil maddi, mesleki katkıda bile
bulunmayanlara, giderek daha fazla... Gıcık oluyorum
!.. Dolunay Uluç