Sürü müyüz ulus
mu? Prof. Ahmet Taner Kışlalı
Atatürk, niçin
"en büyük eseri" saydığı cumhuriyeti gençliğe emanet
etti. Niçin
geleceğin siyasal iktidarlarının "kişisel çıkarları" nedeniyle düşmanla
işbirliği yapabileceği olasılığını bile düşündü de, gençlikten bir an
bile kuşkulanmadı? Atatürk'ün
"Gençliğe Sesleniş"i ile ünlü Bursa konuşmasını yan yana koyduğunuzda
ortaya çıkan görünüm çok anlamlıdır. Gençlik yaşla
ölçülmez, tutumla ölçülür. Bernard Shaw, bir
zamanlar, "Yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hâlâ komünist
olanın ise aklı yoktur" demişti.Genç insan yeniliklere açıktır. Köklü
değişikliklerden korkmaz. Daha iyi bir yarın için savaşmaktan
çekinmez. Enerji, değişikliklere uyum
yeteneği ve kolaylığı demektir. Yıllar geçtikçe enerjisi azalan kişi,
uyum göstermek için yeni çabalar gerektirecek köklü değişikliklerden
korkmaya başlar. Üstelik yeni durumlara uyum sağlamak için zamanının da
giderek azaldığını
hissetmektedir.
Yıllar boyu süren çabaların ürünlerini yitirme korkusu, yaşlıları
tutucu olma yönünde etkiler. Gençlerin ise yitirecek bir şeyleri
yoktur. Çağdaş toplumda gençlik,
genellikle yetki ve sorumlulukların dışına atılmış bir kesim oluşturur.
Bir çıkar bağı içinde, düzenle bütünleşmemiştir. Sırtında kendisinin
dışında kimsenin sorumluluğu yoktur. Gençlik yıllarında
benimsenen bazı siyasal görüşler zamanla ılımlaşır. Bir ölçüde de
gerçekleşme olanağına kavuşur. Yaşama geçtikçe değişmemesini istemek
doğaldır. Ama o süreç, insanları aynı zamanda
tutuculaştırır. Mutlak krallığa karşı anayasal
krallığı savunanlar ilericiydi. Ama anayasal krallık gerçekleşip de
karşılarına cumhuriyetçiler çıkınca, tutuculaştılar.
Her toplumsal hareket giderek kurumsallaşmaya ve dolayısıyla
uysallaşmaya, tutuculaşmaya yüz tutar. Oysa gençlik sürekli yenilendiği
için kurumsallaşamaz, kalıplaşamaz. Ve tüm bu niteliklerinden
dolayı, gençlik "idealist"tir!
İnandığı ilkelerin peşinden koşmasına engel olacak çıkar bağları
yoktur. Üstelik de gelişmiş ülke gençlerinde "ulusal" değerler öne
çıkar.Kemalizm neyi
öngörüyordu?
Toplumu çağa taşımayı kolaylaştıracak en ileri kurumları getirmek ve
eskidikçe onları da yenilemek! Bu bir "sürekli
devrim" anlayışıydı. Atatürk, en ileri kurumların bile günün birinde
"eskimiş düzen"e dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunun bilincindeydi.
Sürekli devrim, sürekli ileriden yana olmak demekti. Bu
nedenle de "sürekli devrimci"de iki temel nitelik gerekiyordu:
Çıkarlarının düzenle bütünleşmemiş olması ve yeniliklere uyum
gücü. Ve bu iki nitelik, sadece ve sadece gençlikte vardır.
Bundan dolayı da "Büyük Devrimci", en çok gençliğe güvenmiştir.
1920 başlarında İstanbul'un işgal edildiği gün, ikisi hoca olan üç
milletvekili Vahdettin'le görüşmeye gitmişti. Padişah, düşman
güçlerinin isteklerine boyun eğilmesi gerektiğini söylüyordu. Oysa
karşısındakiler farklı
görüşteydiler.
Rauf Bey şöyle diyordu: - Millet, haysiyet ve istiklale aykırı
bir kaydı kabul etmemeye kesin kararlıdır. Milletin sizden istirhamı,
haysiyet ve istiklale aykırı bir anlaşmaya imza koymamanızdır. Aksi
takdirde istikbali çok karanlık görüyoruz. Vahdettin
sesini yükseltti: - Rauf Bey, millet bir koyun sürüsüdür! Bu
sürüye bir çoban lazım! İşte o çoban benim!... "Millet"
koyun sürüsü olmadığını Kurtuluş Savaşı'nda kanıtlamıştır. Ama şimdi,
yeni Vahdettinler türemiştir... Tarihi, yalanlarla tersyüz etmek
isteyen ve gençlerin çobanlığına soyunan yeni Vahdettinler... Sürü
olmadığını kanıtlama sırası şimdi "gençlik"tedir! Ve
kanıtlayacaktır!