Belçika'da çarşaf sorunu [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Eğlence rehberi



Belçika'da çarşaf sorunu [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Eğlence rehberi


Erhan Erer      "Anadolu" ekibinin "Erhan Abi"si "Erhan Erer" Türkiye'de maalesef nesli giderek tükenmekte olan "İstanbul efendilerinden" biridir. Belçika'daki Türklerin sevdikleri ve artık vazgeçilmez gördükleri "Anadolu" dergisinin varlığını hepimiz Erhan Abi'ye borçluyuz. Bu nedenle onu okuyucularımıza tanıtmak, kendisine olan sevgi ve saygımızı sizlerle paylaşmak istedik.     "Anadolu", 1990'lı yıllarda tek başına harekete geçmiş, ilk üç sayısından sonra AB Komisyonu'nun sübvansiyon desteğini alarak yola devam etmiş, 1999'da, Yazı İşleri Müdürü Dolunay Uluç'un babası Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın İran güdümlü teröristler tarafından katledilmesi üzerine yayın hayatını askıya almıştı.     2002 başında, Visé Belediyesi bir caddesini "Avenue Atatürk" olarak adlandırmaya ve bu amaçla tören düzenlemeye karar verince bir grup arkadaş, coşkuyla Visé'ye gittik. Türklerin, özellikle sivil toplum örgütlerinin bu törene katılım oranınındaki düşüklük hepimizi hayal kırıklığına uğratmıştı ama yine de mutluyduk.      Törenden sonra yaşlıca ama dinç, çok düzgün kıyafetli bir "beyefendi" ile tesadüfen tanıştık. Yanında eşi ve bazı arkadaşları vardı. Bariz bir şekilde Atatürk sevgisi ve coşkusunu bizlerle paylaşıyordu. "Atatürk Caddesi" heyecanını  yaşamak için oralara gelmişti.      Erhan Erer ile ayaküstü konuştuk. Çok saygı uyandıran söz ve tavırları vardı. Daha konuşmanın en başında bize sert çıktı: "Atatürk'ün Cumhuriyet'i emanet ettiği gençlersiniz. Ahkâm kesip durmayın da bir şeyler yapın! Bizim toplumumuz hak ettiği düzeyde değil. İnsanlarımıza ilgi, hizmet lazım. Çocuklara, gençlere Ata’yı anlatmak lazım!" dedi.      Bu sevecen insanı kırmadan; o yaşta yansıttığı istek, irade ve heyecan karşısında şaşırarak bir şeyler söyledik. "Biz gazeteciyiz. Bir dergi çıkarıyorduk ama durdurduk. Artık AB desteğiyle bu tür bir işi sürdürmek de istemiyoruz. Başka türlü de olmuyor" dedik. Basın yoluyla Türk toplumuna bazı hizmetler taşınabileceğini fakat bunun çok zor ve masraflı olduğunu anlattık. Daha sonra da kibarca vedalaşıp ayrıldık.      Ertesi gün telefonumuz çaldı. Erhan Erer, "Ben sizlerle konuşmaya gelmek istiyorum" diyordu. Aynı gün, eşiyle birlikte geldi, karşımıza oturdu. "Şu dergi olayını konuşalım" dedi.      Konuşacak fazla bir şey olmadığını, bu konuda deneyimimiz bulunduğunu, maddi sorunları aşmanın mümkün gözükmediğini söyledik.      Karşımızdaki "İstanbul efendisi", anlattıklarımızı dikkatle dinledikten ve bir sürü soru sorduktan sonra sürekli fikir üretme çabasına girdi.      "Bu iş olabilir. Bunu sizler yapabilirsiniz" diyerek bize "gaz vermeye" başlamıştı. İşadamı arkadaşlarından, Galatasaraylılardan destek bulabileceğini düşündüğünü söylüyor, "Dergi çıkarsa ben kapı kapı dolaşıp satarım" diyordu.     İtiraf ederiz ki, bu ilk dönemde, karşımızdaki yaşlı adamın teşvik ve heyecanı karşısındaki kötümserlik, tereddüt ve isteksizliğimizden bugün utanç duyuyoruz.     Erhan Erer o gün "Erhan Abi" oldu ve artık peşimizi bırakmıyordu. "Dernek kurulacak. Bu iş denenecek" diyordu. Kendisini tanıdıkça sevgimiz ve saygımız artıyordu. Zengin bir insan değildi. O'nun en büyük zenginliği, saygınlığıydı. Belçika'daki Galatasaraylıların "Duayen"i idi. (Bizim ekip de çoğunlukla Beşiktaş ve Fenerbahçeli...)      Sonuçta, "Ben ayakta olduğum sürece laik Türkiye Cumhuriyeti ve insanları için bir şeyler yapmalıyım" diyen Erhan Abi'nin baskılarıyla, birkaç hafta içinde "Anadolu ASBL" kuruldu. Bir avuç insan, ceplerinden 50100 euro verdi. Erhan Abi derneğin hesabına 2.500 euro yatırdı. Bu parayı Türkiye'deki arkadaşlarından toplamıştı.     İşte bu şekilde, "Erhan Abi'nin dergisi" yola çıktı. O, o günden beri başımızda "Demokles'in Kılıcı" gibi duruyor, eleştiriyor, kızıyor, cesaretlendiriyor ve bizlerle çalışıyor. Maddi değil ama manevi desteği bizler için hep çok önemli. Çevresini, arkadaşlarını teşvik ederek başlangıçtaki zorlukları aşmamızda çok etkili oldu.      Bunların ardından, kısa bir süre sonra, Belçika'daki Türk toplumu "Anadolu" dergisine sahip çıktı ve bugünlere geldik.     1928 doğumlu Erhan Erer, İstanbul Hukuk Fakültesi'nden sonra, 1958'den beri yurtdışında yaşıyor. Hilton otellerinde, Amerika, Kanada, Mısır, İran, Hollanda, İngiltere, Belçika gibi ülkelerde yöneticilik, muhasebe müdürlüğü, müfettişlik yapmış. Türkiye'de, 1957'de evlenme teklif ettiği Nuran Hanım'la 1964 yılında yaşamını birleştirmiş. Bir kız çocuğu ve şimdi bir de torunu var. 1970'ten beri Belçika'da... 1991'de emekli oldu.     Erhan Abi'ye, geçenlerde, "Siz bizi neden bu dergi işine sürüklediniz?" diye sorduk.     "Benim içimde hiçbir zaman sönmeyen Kemalist duygu var" dedi ve şunları anlattı:     "Sizleri tanıdığım zaman içimdeki bu duyguları paylaştığınızı gördüm. Şehit Kışlalı'nın kızı ve ekibi bu işi yapar diye düşündüm. Ben, Mustafa Kemal'i görmüş, 1938'de, Dolmabahçe Sarayı'nda, babamın elinden tutarak Atatürk'ün ölümüne ağlamış bir insanım."     Erhan Abi, Ata'dan ve O'nun ölüm gününden söz ederken, 76 yaşında, gözyaşlarını yine tutamıyordu!     Nefes alıp devam etti:     "Bu dergi projesinin gerçekleşesi gerektiğini düşündüm. Siz, deneyelim, olmazsa vazgeçeriz, dediniz. Sizlere manevi destek olmaya çalıştım. Elimden fazla bir şey gelmiyordu. Türk alfabesi benim doğduğum yıl değişti. Bu büyük bir devrimdi. Atatürk bu devrimleri yapmamış olsaydı biz boğulacaktık. Annem bir günde çarşafını atıp insan içine çıktı. İnsan gibi yaşama fırsatını Atatürk bize verdi ve biz bu fırsatı yakaladık. Laik Cumhuriyet'in iç düşmanları vardı, hâlâ da var. Batı Avrupalılar bugün, "Kemalizm'i ne zaman bırakacaksınız?" diye soruyorlar. İşte bu nedenle Cumhuriyet ilkelerini ve ülkemizi eskisinden daha da güçlü bir şekilde savunmak durumundayız! Yaşımız ne olursa olsun..."      Ve ekledi:     "Avrupa'daki Türkler gençlerin, çocukların eğitimine çok önem vermeliler. Dillerini, kültürlerini, Atatürk ilkelerini unuturlarsa bulundukları ülkelerde "entegrasyon" değil "asimilasyon" olur. Türkiye, 1923 ile 1938 arasında hiçbir dünya ülkesinin başaramadığını başardı. Dev adımlarla, heyecanla büyüdü. Ben o heyecanı bugün de hissediyorum."     "Anadolu" dergisinin kurucusu Erhan Abi'ye Belçika'daki Türk toplumu adına teşekkür ettiğimiz zaman, "Ben fazla bir şey yapmadım. Bana vazife verin, yapayım" dedi. Oysa dergi her ay basıldığında ve matbaa faturası önümüze geldiği zaman yaşadığımız paniği gören, muhasebemizi bir müfettiş gibi kontrol eden, gerektiğinde çevresindekilerden 1020 euro toplayıp, aboneler bulup, işadamlarıyla konuşup destek arayan, duyarsızlara kızıp onları azarlayan, koşturmacada bazı gençleri çok geride bırakan Erhan Abi, "Anadolu"nun "can damarı"...     Erhan Erer, bugünlerde bazı sağlık sorunları yaşıyor ama hep güleryüzlü, heyecanlı ve berrak düşünceli bir büyüğümüz olarak başımızdan eksik olmuyor.     "Erhan Abi"mizi çok seviyor, bu örnek "insan"a büyük saygı duyuyoruz. Aramızdaki varlığı bize hem cesaret, hem heyecan, hem de gurur veriyor