Erhan
Erer "Anadolu" ekibinin "Erhan Abi"si "Erhan
Erer" Türkiye'de maalesef nesli giderek tükenmekte olan "İstanbul
efendilerinden" biridir. Belçika'daki Türklerin sevdikleri ve artık
vazgeçilmez gördükleri "Anadolu" dergisinin varlığını hepimiz Erhan
Abi'ye borçluyuz. Bu nedenle onu okuyucularımıza tanıtmak, kendisine
olan sevgi ve saygımızı sizlerle paylaşmak
istedik. "Anadolu", 1990'lı yıllarda tek başına
harekete geçmiş, ilk üç sayısından sonra AB Komisyonu'nun sübvansiyon
desteğini alarak yola devam etmiş, 1999'da, Yazı İşleri Müdürü Dolunay
Uluç'un babası Prof. Ahmet Taner Kışlalı'nın İran güdümlü teröristler
tarafından katledilmesi üzerine yayın hayatını askıya
almıştı. 2002 başında, Visé Belediyesi bir
caddesini "Avenue Atatürk" olarak adlandırmaya ve bu amaçla tören
düzenlemeye karar verince bir grup arkadaş, coşkuyla Visé'ye gittik.
Türklerin, özellikle sivil toplum örgütlerinin bu törene katılım
oranınındaki düşüklük hepimizi hayal kırıklığına uğratmıştı ama yine de
mutluyduk. Törenden sonra yaşlıca ama dinç,
çok düzgün kıyafetli bir "beyefendi" ile tesadüfen tanıştık. Yanında
eşi ve bazı arkadaşları vardı. Bariz bir şekilde Atatürk sevgisi ve
coşkusunu bizlerle paylaşıyordu. "Atatürk Caddesi" heyecanını
yaşamak için oralara gelmişti. Erhan Erer
ile ayaküstü konuştuk. Çok saygı uyandıran söz ve tavırları vardı. Daha
konuşmanın en başında bize sert çıktı: "Atatürk'ün Cumhuriyet'i emanet
ettiği gençlersiniz. Ahkâm kesip durmayın da bir şeyler yapın! Bizim
toplumumuz hak ettiği düzeyde değil. İnsanlarımıza ilgi, hizmet lazım.
Çocuklara, gençlere Ata’yı anlatmak lazım!"
dedi. Bu sevecen insanı kırmadan; o yaşta
yansıttığı istek, irade ve heyecan karşısında şaşırarak bir şeyler
söyledik. "Biz gazeteciyiz. Bir dergi çıkarıyorduk ama durdurduk. Artık
AB desteğiyle bu tür bir işi sürdürmek de istemiyoruz. Başka türlü de
olmuyor" dedik. Basın yoluyla Türk toplumuna bazı hizmetler
taşınabileceğini fakat bunun çok zor ve masraflı olduğunu anlattık.
Daha sonra da kibarca vedalaşıp ayrıldık.
Ertesi gün telefonumuz çaldı. Erhan Erer, "Ben sizlerle konuşmaya
gelmek istiyorum" diyordu. Aynı gün, eşiyle birlikte geldi, karşımıza
oturdu. "Şu dergi olayını konuşalım"
dedi. Konuşacak fazla bir şey olmadığını,
bu konuda deneyimimiz bulunduğunu, maddi sorunları aşmanın mümkün
gözükmediğini söyledik. Karşımızdaki
"İstanbul efendisi", anlattıklarımızı dikkatle dinledikten ve bir sürü
soru sorduktan sonra sürekli fikir üretme çabasına girdi.
"Bu iş olabilir. Bunu sizler yapabilirsiniz"
diyerek bize "gaz vermeye" başlamıştı. İşadamı arkadaşlarından,
Galatasaraylılardan destek bulabileceğini düşündüğünü söylüyor, "Dergi
çıkarsa ben kapı kapı dolaşıp satarım" diyordu.
İtiraf ederiz ki, bu ilk dönemde, karşımızdaki yaşlı adamın teşvik ve
heyecanı karşısındaki kötümserlik, tereddüt ve isteksizliğimizden bugün
utanç duyuyoruz. Erhan Erer o gün "Erhan Abi"
oldu ve artık peşimizi bırakmıyordu. "Dernek kurulacak. Bu iş
denenecek" diyordu. Kendisini tanıdıkça sevgimiz ve saygımız artıyordu.
Zengin bir insan değildi. O'nun en büyük zenginliği, saygınlığıydı.
Belçika'daki Galatasaraylıların "Duayen"i idi. (Bizim ekip de
çoğunlukla Beşiktaş ve Fenerbahçeli...)
Sonuçta, "Ben ayakta olduğum sürece laik Türkiye Cumhuriyeti ve
insanları için bir şeyler yapmalıyım" diyen Erhan Abi'nin baskılarıyla,
birkaç hafta içinde "Anadolu ASBL" kuruldu. Bir avuç insan, ceplerinden
50100 euro verdi. Erhan Abi derneğin hesabına 2.500 euro yatırdı. Bu
parayı Türkiye'deki arkadaşlarından toplamıştı.
İşte bu şekilde, "Erhan Abi'nin dergisi" yola çıktı. O, o günden beri
başımızda "Demokles'in Kılıcı" gibi duruyor, eleştiriyor, kızıyor,
cesaretlendiriyor ve bizlerle çalışıyor. Maddi değil ama manevi desteği
bizler için hep çok önemli. Çevresini, arkadaşlarını teşvik ederek
başlangıçtaki zorlukları aşmamızda çok etkili oldu.
Bunların ardından, kısa bir süre sonra,
Belçika'daki Türk toplumu "Anadolu" dergisine sahip çıktı ve bugünlere
geldik. 1928 doğumlu Erhan Erer, İstanbul Hukuk
Fakültesi'nden sonra, 1958'den beri yurtdışında yaşıyor. Hilton
otellerinde, Amerika, Kanada, Mısır, İran, Hollanda, İngiltere, Belçika
gibi ülkelerde yöneticilik, muhasebe müdürlüğü, müfettişlik yapmış.
Türkiye'de, 1957'de evlenme teklif ettiği Nuran Hanım'la 1964 yılında
yaşamını birleştirmiş. Bir kız çocuğu ve şimdi bir de torunu var.
1970'ten beri Belçika'da... 1991'de emekli
oldu. Erhan Abi'ye, geçenlerde, "Siz bizi neden
bu dergi işine sürüklediniz?" diye sorduk.
"Benim içimde hiçbir zaman sönmeyen Kemalist duygu var" dedi ve şunları
anlattı: "Sizleri tanıdığım zaman içimdeki bu
duyguları paylaştığınızı gördüm. Şehit Kışlalı'nın kızı ve ekibi bu işi
yapar diye düşündüm. Ben, Mustafa Kemal'i görmüş, 1938'de, Dolmabahçe
Sarayı'nda, babamın elinden tutarak Atatürk'ün ölümüne ağlamış bir
insanım." Erhan Abi, Ata'dan ve O'nun ölüm
gününden söz ederken, 76 yaşında, gözyaşlarını yine
tutamıyordu! Nefes alıp devam
etti: "Bu dergi projesinin gerçekleşesi
gerektiğini düşündüm. Siz, deneyelim, olmazsa vazgeçeriz, dediniz.
Sizlere manevi destek olmaya çalıştım. Elimden fazla bir şey
gelmiyordu. Türk alfabesi benim doğduğum yıl değişti. Bu büyük bir
devrimdi. Atatürk bu devrimleri yapmamış olsaydı biz boğulacaktık.
Annem bir günde çarşafını atıp insan içine çıktı. İnsan gibi yaşama
fırsatını Atatürk bize verdi ve biz bu fırsatı yakaladık. Laik
Cumhuriyet'in iç düşmanları vardı, hâlâ da var. Batı Avrupalılar bugün,
"Kemalizm'i ne zaman bırakacaksınız?" diye soruyorlar. İşte bu nedenle
Cumhuriyet ilkelerini ve ülkemizi eskisinden daha da güçlü bir şekilde
savunmak durumundayız! Yaşımız ne olursa
olsun..." Ve
ekledi: "Avrupa'daki Türkler gençlerin,
çocukların eğitimine çok önem vermeliler. Dillerini, kültürlerini,
Atatürk ilkelerini unuturlarsa bulundukları ülkelerde "entegrasyon"
değil "asimilasyon" olur. Türkiye, 1923 ile 1938 arasında hiçbir dünya
ülkesinin başaramadığını başardı. Dev adımlarla, heyecanla büyüdü. Ben
o heyecanı bugün de hissediyorum." "Anadolu"
dergisinin kurucusu Erhan Abi'ye Belçika'daki Türk toplumu adına
teşekkür ettiğimiz zaman, "Ben fazla bir şey yapmadım. Bana vazife
verin, yapayım" dedi. Oysa dergi her ay basıldığında ve matbaa faturası
önümüze geldiği zaman yaşadığımız paniği gören, muhasebemizi bir
müfettiş gibi kontrol eden, gerektiğinde çevresindekilerden 1020 euro
toplayıp, aboneler bulup, işadamlarıyla konuşup destek arayan,
duyarsızlara kızıp onları azarlayan, koşturmacada bazı gençleri çok
geride bırakan Erhan Abi, "Anadolu"nun "can
damarı"... Erhan Erer, bugünlerde bazı sağlık
sorunları yaşıyor ama hep güleryüzlü, heyecanlı ve berrak düşünceli bir
büyüğümüz olarak başımızdan eksik olmuyor.
"Erhan Abi"mizi çok seviyor, bu örnek "insan"a büyük saygı duyuyoruz.
Aramızdaki varlığı bize hem cesaret, hem heyecan, hem de gurur veriyor