ki
can veremiyor. Onu öldürecek darbeyi vurup yerine geçecekler de buna
layık değiller. Eğer Constantinople'un parası olsa, bence yaşamını bir
süre daha devam ettirebilir."SULTANDAN RİCALAR
Belçika Prensi'nin ülkesine dönüş tarihi
yaklaştıkça notları daha da ilginç bir hal
alıyor: "...Bizim vatandaşlar bana Sultan'dan
Boğaz kıyılarında bir arazi satın almak için izin istememi önerdiler.
Maden ocaklarının satın alınması konusunda yapacak fazla bir şey yok.
Fuad Paşa Avrupa'dan kredi istenmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi ve
desteğimi istedi. Paşa bana bir kılıf içinde, fazla bir değeri olmayan
bir mecidiye verdi. Soğuk karşıladım ama gene de Padişah'a
teşekkürlerimi iletmesini söyledim. Zavallı Sultan! Benim için
yapabileceği tek şeyi yaptı ve bizzat kendisi, beni bütün Doğu'da
önemli bir kişilik olarak tanıttı. Şimdi bütün İmparatorlukta Belçika
ismi tanınıyor. Eğer buralarda bir felaket olursa, yeniden yapılanma
için bize başvururlar. Babam I. Leopold dünyanın bir numaralı mimarı
olarak nitelendiriliyor ve babanın ünü oğluna da yararlı
oluyor..." "...Sultan'dan bana bir lütufta
bulunmasını istedim. Karıma götürmem için bana madalyon üzerinde
resmini vermesini rica ettim. Bir bilezik üzerine portresini yaptırıp
hediye edeceğini söyledi. Duygulandım. Fakirliklerine rağmen, bu
insanlar misafirlerini güzel ağırlamayı biliyorlar..."BURSA
YOLCULUĞU "Kâmil Bey hoşuma gidiyor. Sürekli
madalyalarımı ve sülalemi anlamaya çalışıyor. Bir ara, çok gizli bir
şekilde, Padişah'ın, Belçika Kralı'nın Constantinople'a ziyaretini arzu
ettiğini, bu sayede kendisinin de Belçika'ya iadei ziyarette
bulunabileceğini düşündüğünü anlattı. Tanrı bizi böyle bir şereften
korusun!.." "Zavallı Türkler, (Bursa)
yolculuğumuzu pek güzel düzenlemişler. Sultan her şeyi hazırlatmış,
bize yapacak bir şey kalmamış. İşte bu, İmparatorluğa yakışan bir
davranış! Eminim ki bu iki günlük yolculuk onlara çok pahalıya mal
olacak. Yataklar, mutfak, hizmetçiler, atlar, her şey benim için
Emirgan'dan Bursa'ya taşındı. İmparatorluk belki ölüm döşeğinde ama
yabancıları ağırlama şekilleri pek asil ve cömert!.."TANRI SULTAN’I
KORUSUN 28 Nisan 1860
"...Yemekte ayağa kalktım ve şunları söyledim: "Beyler, buralardan
ayrılmamın arifesinde, beni böylesine sıcak ve içten ağırlayan
hükümdarın şerefine bardağımı kaldırmak istiyorum. Tanrı Sultan'ı
korusun, O'na uzun ömür, mutluluk ve refah versin. Sultan'ın
sağlığına!.." ... Daha sonra, başbaşa kaldığımızda Padişah'a Boğaz
üzerinde bazı mülkler satın almak istediğimi söyledim ama nafile...
Duymazdan geldi..."VEDA YEMEĞİ 29 Nisan
1860 "İki kişilik bir sofrada Padişah ile veda
yemeğindeyiz. Yemeğin yarısı alaturka, yarısı Avrupa usulü sunuldu.
Padişah her şeyden azar azar yedi. Ben önüme getirilen tüm yemekleri
tamamen bitirdim. Padişah 45 bardak Bordeaux şarabı içti. Her bardaktan
sonra bir yudum su içiyordu. Uzun uzun Boğaz'ın güzelliklerinden
konuştuk ve bir kere daha mülk edinme arzumu yansıttım. Büyük Dük
Konstantin, ziyareti sonunda Padişah'ın kayığını hediye olarak
istemişti. Ben denizci olmadığım için böyle bir şey istemeyeceğimi
kendisine söyledim ancak Padişah'ın kullandığı bazı eşyaları, örneğin
at selesini anı olarak götürmekten, böylece herkesin beni Sultan'ın
dostu olarak görmesinden mutluluk duyacağımı anlattım. Emirgan'da
kullandığımız pipoları da istedim. Padişah kabul etti. Zaten Büyük Dük
Konstantin de pipoları giderken beraberinde götürmüş. Abdülmecit nasıl
bir at selesi istediğimi sordu. Bayram günü kullandığı (son derece
kıymetli) selenin bana yeteceği mesajını verdim... Sonra, birdenbire,
Sultan uzun bir cümle kurup bana Boğaz'da bir mülk vermesinin
sakıncalarını anlattı ve bunun bir örnek teşkil edeceğini söyledi.
Kendisine, sorun yaratmak istemediğimi, sadece diğer devletlere verilen
mülk edinme olanaklarının bana da verilebileceğini anlattım. Bu arzumun
geleceğe yönelik olduğunu da ekledim..."SÖMÜRGE
ARAYIŞI "Burada geçirdiğim imparatorlara layık
20 gün olağanüstüydü. Sultan'ın misafirperverliği muhteşem! Eminim ki
benim bu ziyaretim ona biriki milyon franka patladı. Herkes onun
paralarını çalıyor, satın almadığı şeyleri ona iki misli fiyatla
ödetiyor. Abdülmecit'in en zayıf tarafı saraylar yaptırması. İflası
bundan olacak. Ben burada hükümdar gibiyim. Arzularım yasa, bakışlarım
lütuf gibiydi. Herkes, Padişah nezdinde benden destek istedi. Ticaret
işine gelince, almak istediğim araziler konusunda Türkleri
sıkıştırmamak lazım. Fazla sıkıştırırsak ihtiyaçları olan borçları
bizden istemekten vaz geçebilirler. Constantinople'ün büyük borca
ihtiyacı var. Yüzde 4050 faizle borç alıyor. En iyisi bizim
maliyecileri ön plana çıkarmak. Altın verip karşılığında arazileri ve
madenlerin yönetimini istemek. Padişahlığın, Girit adasını kefaleten
vermeyi düşündüğü söyleniyor. Bu işe pratik bir yaklaşım sonuç getirir.
Salak Belçika gazetelerinin (Kıbrıs ve Girit'i istediğim) haberleri
Türklerin güvenini sarstı. Bunları yalanlattım... Vatandaşlarımın
sömürge arayışlarıma alıştıklarını görmek hoşuma gidiyor ama bir ada
arayışındaki şövalye gibi görülmem hoş değil... Constantinople, bugün
var olan en itibarlı borçlu..." "Çalışkan bir
sultan iyi organize olabilir. Padişah'ın yerine geçebilecek hiçbir şey
öngörülmemiş. Doğulu hıristiyanlar Türklerden daha hastalar. Bir Türk
10 Yunanlı'dan, 25 Ermeni'den daha değerlidir. Padişah'ı tahtından
indirmek büyük bir düzensizlik yaratır. Düzen, dürüstlük, altın ve
cesaret gerekiyor. Altın ve cesaret burada mevcut. Bu dört unsur bir
araya gelse İmparatorluk tekrar ayağa
kalkar..."AYRILIŞ Ve Prens, 20 Nisan 1860'da,
karmaşık duygular içinde İstanbul'dan ayrıldı. Ama macera burada
bitmedi. Birkaç gün içinde Osmanlı ve Belçika sarayları büyük bir
skandal ile çalkalanacaktı. Bu konuya geçmeden
önce mevcut belgelerin ilginç kısımlarına göz atmayı
sürdürelim: Jules Greindl, bu ziyaret sırasında
İstanbul'da görev yapan genç