Charleroi bölgesindeki
bir de-mir-çelik ocağı işçisi, ilk iş gününü anlatırken, "Kendimi
cehennemde gibi hissettim" diyor. Belçika'da iş-sizlik tuzağından
kurtulmaya çalı-şanlar yanında, demir-çelik ocakla-rında, son derece
ağır koşullar al-tında ter dökmeyi sürdürenler de var. Charleroi'daki
son demir-çelik ocağı Carsid'de terleyen 1350 işçiden 45'i Türk... 33
yıldır yüksek fırında çalışan ustabaşı Erol Baştak, 25 yıllık ustabaşı
Mehmet Öksüz, 32 senelik ustabaşı Arif Çakır, 24 yaşındaki Ünal Tuncay
ve 29 ya-şındaki Okan Sarıdoğan bu işçiler arasında...
Toz, toprak, koku, gürültü ve 1500-2000 derece
ısıda harcanan emekler... "Yüksek fırın" dedikleri, dev bir volkanı
andırıyor. Pekçoğu kapatılmış, kalanları da 2010 yılına kadar yok
olmaya mahkum edilmiş bu ocak ve fırınlarda çalışan işçiler,
yüzlerinde, kollarında, bacaklarında, çeşitli iş kazalarından kalmış
ya-ra izlerini saklamak gereği duyma-dan, gururla, "altın
görüntüsündeki" sıvı demirin çelik oluş hikayesini anlatıyorlar.
"Cehennem ortamında", son derece tehlikeli bir
iş yaptıkları için bazen "cehennem melekleri" olarak da adlandırılan
metal işçileri, "dış dünyada" fazla tanınmadıkları için, kendi
bünyelerinde dayanışmayı geliştirmişler. Onların çalıştıkları yerlerde
değil çalışmak, oraları ge-zip, "turist" gözüyle görmek bile çok zor...
Oysa, özellikle gençleri bu "yüksek fırınlarda" gezdirmek gerekiyor ki
"Ekmek aslanın ağzında" sözünün anlamını daha iyi kavrasınlar...
Demir-çelik ocaklarında çalışan veya çalışmış
işçilerin soyunup vücutlarını gösterme-lerine gerek yok, ellerine
bakmanız yetiyor. Bazılarında bir, bazılarında birkaç parmak kaybolmuş.
Her yıl birkaç tanesi ateşe karşı mücadelede "şehit" oluyor. Sorarsanız
anlatıyorlar, örneğin, yüksek fırına düşe-rek, eriyerek ölen bir Alman
işçinin sembolik tabutuna bir demir parçası koyup ülkesine nasıl
gönderdiklerini...
İnsanoğlunun demir üze-rinde çalışmaları
milattan 20 yüzyıl önce başlamış. Bu en-düstri alanı, 12. yüzyıldan
iti-baren hep gelişmiş ve bugün-kü yüksek teknoloji ağırlıklı ko-numuna
ulaşmış.
"Temizlenmiş demir" olan çelik ve demir,
insanın günlük yaşamında, her yerde kullanı-lırken, metal işçileri,
"geleceği belirsiz" fabrikalarda, yüksek fırınlarda, zor koşullarda
çalışmaya devam ediyorlar. "Bugünkü kriz ortamında bir iş sahibi olup
çalışmaktan mutluluk duyduklarını" anlatıyor, işlerini çok sevdiklerini
söylüyorlar.