Milletler
Cemiyeti, Birinci Dün-ya Savaşı’nın ardından kurulmuş
olan en
büyük uluslararası kurumdur. Bugünkü Birleşmiş
Milletler’in “babası”dır.
1932 yılı başında Mustafa
Ke-mal Türkiyesi,
zamanın bu en bü-yük uluslararası örgütüne katılmak
istiyor, bunda çok
kararlı... Fakat Mustafa Kemal, bu katılımın
Türki-ye’nin başvurusuyla
değil, Milletler Cemiyeti’nin çağrısıyla
gerçekleş-mesini istiyor.
Atatürk, bu hedefe ulaşmak
için, Dışişleri
Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a talimatlarını verdi.
Aras, 12 Nisan 1932’de,
Ce-nevre’de toplanan
Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı bir konuşmada,
Mustafa Kemal
Türkiyesi’nin izlediği barışçı dış politikayı anlattı ve
“Türkiye’nin
Milletler Cemiyeti’-ne katılmaktan onur duyacağı”
me-sajını verdi.
Dışişleri Bakanı Aras, ertesi
gün, İsviçre’nin
yüksek tirajlı gaze-tesi “Journal de Geneve”e verdiği
demeçte, “Eğer
Milletler Cemiyeti Türkiye’yi katılıma davet ederse,
Türk hükümeti bunu
kıvançla kabul edecektir” dedi.
Bu röportajı
okuyan Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri Eric Drummond,
Türk Dışişleri
Bakanı’-nı makamına davet etti ve Ankara’-dan gelen
mesajı kulaklarıyla
duy-du. Bu görüşmeden hemen
sonra, Milletler
Cemiyeti Genel Sekreterli-ği, bu kuruma katılmak için
yasal ve
geleneksel yükümlülüklerin yeri-ne getirilmesi
gerektiğini bildiriyor
ve Türk hükümetinin, kurumun ku-ruluş anlaşması
doğrultusunda,
ge-rektiği gibi katılım başvurusu yapmasını öneriyordu.
Ankara, Türkiye’nin katılımı
için “davet”
talebinde ısrarlıydı. Ge-nel Sekreter Drummond, karmaşık
bir hal alan
duruma müdahele etti ve şu açıklamayı yaptı:
“Katılımın hukuki biçimi
yönünden Türkiye’nin
talepte bulunması-nın daha doğru olacağına ben de
inanıyorum. Ancak,
eğer böyle bir işlem Mustafa Kemal Türkiyesi’nin
Milletler Cemiyeti’ne
katılmasına engel olacaksa, o zaman kuru hu-kuk
kurallarından
vazgeçilmesi ge-rekecektir. Çünkü Mustafa Kemal
Türkiyesi’nin,
Milletler Cemiyeti açısından önemi
büyüktür.”
Genel Sekreter, “Türkiye’nin katılım biçimini görüşmek
üzere”, 1 Temmuz
1932’de, Milletler Ce-miyeti Genel Kurulu’nu özel
top-lantıya çağırdı.
Bu toplantıda, İspanya,
Türki-ye’nin Milletler
Cemiyeti’ne katılmaya davet edilmesine yönelik bir karar
tasarısı
sundu. Bu karar tasa-rısının altında, aralarında
Almanya, Fransa,
İngiltere ve Yunanistan’ın da bulunduğu 29 ülkenin
imzası
vardı. New York’taki Birleşmiş
Millet-ler Genel
Sekreterliği’n-de uzun yıllar görev yapmış olan, Türk
diplomasisinin
saygın isimlerin-den Üner Kırdar’ın orta-ya koyduğu
zabıtlardan
öğrendiğimize göre, İs-panya’nın önerisi üzeri-ne söz
alan Yunanistan
Dışişleri Bakanı Mihala-kopulos şunları söylüyordu:
“Akdeniz’in üç genç
cumhuriyeti, İspanya,
Türkiye ve Yunanistan, Milletler Cemiyeti amaç-larına
içten bağlıdırlar
ve bu yolda ortak hizmet yapmaya hazırdırlar. Eskiden
dünyanın
anlaşmazlık ve kargaşa mer-kezi olarak tanınan bu
köşeyi, Türkiye’nin
bir barış yuvası durumuna getirdiğine hepimiz tanığız.”
Milletler Meclisi Ge-nel Kurul
Başkanı
Belçi-ka Dışişleri Bakanı Hymans, 6 Temmuz 1932’de
konuyu görüş-meye
açtı.
Görüşmede söz alan 16 devletin
temsilcilerinin tümü,
Mus-tafa Kemal Türkiyesi’nin Milletler Cemiyeti’ne
katılımını
destekledi, Atatürk’ü, O’nun barışçı politikası-nı,
devrimlerini ve
eserlerini övdü. Avusturya
Temsilcisi Granville
Ryrie, konuşmasında, “Çanakkale, Filistin, Sina Çölleri
ve Suriye’de
çarpışmakla onur duyduğumuz Türk askerinin yüce
kahramanlığı, cesareti
ve ağırbaşlılığı karşısında her zaman hayranlık duyduk”
di-yordu. İngiltere Temsilcisi
London-derry
Mirkasi, Türkiye’nin dünya barışı ve düzeni için önemli
bir un-sur
olduğunu, bu bakımdan Millet-ler Cemiyeti’ne üye
olmasını yalnız
istemekle yetinmediklerini, aynı za-manda bunun
gerekliliğine
inandıklarını söyledi ve şöyle konuştu:
“Bu ülkenin önemi yalnızca
Av-rupa’yı Orta ve
Yakın Doğu’ya bağlamasından değil, Gazi Mustafa Kemal’in
en seçkin
önderliği altında izlediği politikadan da
kaynak-lanmaktadır.
Türkiye’nin katılma-sıyla, Milletler Cemiyeti’nin
başlıca amacı olan
barışa güçlü ve değerli bir katkı sağlanacaktır. Türkiye
sa-yesinde,
Milletler Cemiyeti ülküsü-ne bir adım daha
yaklaşacaktır.” Almanya
Temsilcisi,
konuşma-sında, Türkiye’nin, “Milletler Cemi-yeti
bünyesindeki büyük bir
boşluğu dolduracağını” söyledi.
Polonya Temsilcisi, 18.
yüzyıla döndü ve
o dönemde Polonya’nın bölünmesini ve Avrupa haritasından
silinmesini
kabullenmeyen tek ulusun Türkler olduğunu hiçbir za-man
unutamayacaklarını söyledi.
İrlanda Temsilcisi
ise, “Ülkemi-zin geçen yüzyılın ortasında karşı-laştığı
açlık sırasında
Türkiye’nin göndermiş olduğu cömert ve gö-nüllü
yardımları hiçbir zaman
unutmayacağız” dedi. Kolombiya
Temsilcisi, tüm
Gü-ney ve Orta Amerika cumhuriyetleri adına, Mustafa
Kemal
Türkiye-si’ni hayranlıkla izlemekte oldukla-rını
söyleyip Türk halkını
selamladı. Görüşmelerden sonra,
Türki-ye’ye,
Milletler Meclisi’ne katılımı için davet yapılması
kararlaştırıldı ve
Genel Sekreterlik, bu daveti Ankara’ya iletmek üzere
görevlen-dirildi.
Resmi davet, 18 Temmuz 1932’de Türkiye’ye iletildi.
Anka-ra, ertesi
gün, “daveti kabul ettiği” yanıtını
verdi.
Türkiye’nin katılımı, 43 üyenin oybirliğiyle onaylandı.
Türkiye, 5 yıl sonra, 1937’de,
Milletler
Cemiyeti Genel Kurul Başkanı
olmuştu. Milletler
Cemiyeti, Atatürk’ün uluslararası barışa ve dayanışmaya
inancını,
katkılarını, bu yolda verdi-ği hizmetleri her zaman
hayranlıkla
belirtti. O öldüğü zaman, 1938’de, cenazesine özel bir
temsilciler
he-yeti göndererek saygı ve hayranlı-ğını yansıttı.
Milletler Cemiyeti, İkinci
Dünya Savaşı
öncesinde yok oldu ve yerini, 1945’te, bugün 191 üyesi
bulunan
Birleşmiş Milletler’e bıraktı.
Türkiye, Birleşmiş Milletler’in
kurucusu olan
51 ülkeden biriydi. Bugünkü
Türkiye de,
“Mustafa Kemal Türkiyesi”dir. Uluslararası bir kuruma
katılım söz
konusu olunca, aciz, ısrarlı ve talepkâr bir görüntü
vermek yerine,
“Davet etsinler, katılalım” dediği gün, bu ülkeye muhtaç
olanlar mesajı
alacak, gerekeni yapacaklardır. Bugün yaşanan sorun,
Türkiye’nin, uzun
yıllardır, Mustafa Kemal Atatürk’ün onurlu ve iradeli
devlet yönetimini
örnek alma zekâ ve yeteneğine sa-hip liderler bulmakta
zorlanmasından
kaynaklanıyor.