Sessiz
çoğunluğun sesi Dlunay Uluç Okuyucular
bize telefon ediyor veya
Dolunay Uluç Anlatmaya çalışıyoruz Son birkaç
sayımızda Kıbrıs’la ilgili haberlere özellikle yer verdik. Anlatmak
gerektiğini, olup bitenleri anlamamız gerektiğini düşünüyoruz.
Önümüzdeki dönemde Kıbrıs konusu dünyada ve Türkiye'de artarak gündeme
gelecek. Ve kafalar daha da
karışacak.
Bugün oynanan oyunları anlayabilmek için
tarihi bilmemiz gerekiyor. “Kıbrıs’ı verelim, kurtulalım. O zaman AB
bizi alır” diye düşünseniz de, “Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır”
deseniz de, yıllardır çözüm bulamamış olan bu sorunun temellerini
kavramak gerekiyor. Anlamak için çaba harcamak hem yurttaşlık, hem de
insanlık görevimiz. Çünkü “yavru vatan” Kıbrıs’tan hepimiz sorumluyuz.
Eğer bu sorumluluğu üstlenmez, üstlenmeyenlere tepki göstermezsek, çok
yakın bir gelecekte Akdeniz sahillerinden yeni bir Yunan adasının
ışıklarını izliyor olacağız, efkârlı efkârlı rakı içerek...
Biz “tepkisizler” sınıfından değiliz. Bu
nedenle gittik, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı bulduk, dinledik.
Anlattıklarını size aktarıyoruz.
Ve biliyoruz ki, sadece Denktaş’ı dinlemek ve
söylediklerini sizlere aktarmak yeterli değil. Türkiye’nin Batı
Avrupa’da ne kadar “ifade özürlü” olduğunun hepimiz farkındayız.
Batılıların Türkleri ve Kıbrıslı soydaşlarımızı dinlemekte ne kadar
üşengeç ve isteksiz olduklarını da görüyoruz. Bilgisizlikleri de
bunlardan kaynaklanıyor.
İşte bu nedenle, “Anadolu” gelecek ay yeni bir
özel sayı çıkaracak. İngilizce ve Fransızca olacak bu sayıda, “Bir de
bizi dinleyin” diyerek, hem Kıbrıs, hem Avrupa Birliği konusunda
çeşitli görüşleri yansıtacağız. Sizlerin de yardımıyla, bu yüksek
tirajlı özel sayıyı tüm Avrupa’da yabancılara sunacağız.
q q q
Neden kendimizi anlatmalıyız?
Çünkü birlikte yaşadığımız, ortak değerleri
paylaştığımız Batı Avrupalıların çok büyük bir kısmı bizlerden ve
Türkiye’den vazgeçmek niyetinde olmadıkları gibi, böyle bir yaklaşımın
kendilerine büyük zarar getireceğini, geleceklerini olumsuz
etkileyeceğini çok iyi biliyorlar. Etrafımızda bizi daha iyi tanımak ve
anlamak isteyen milyonlarca yabancı var.
Bir de art niyetliler var. Türkiye’yi bölmek,
Kıbrıslı soydaşları yutmak, Batı Avrupa’daki Türkleri yakmak isteyenler
var.
Tehditle, şantajla, Avrupa Birliği havucuyla
ve hatta terörizmle hedeflerine ulaşmak isteyenlere karşı; laik Türkiye
Cumhuriyeti’ni bölmeye, yıkmaya çalışanlara karşı, benim gibi,
ailenizin en değerli varlığını şehit vermiş olsanız bile, korkmadan,
yılmadan mücade etmekten vazgeçmeyeceksiniz.
Görüyoruz: Yalanlar söylüyorlar; dilimizi, dinimizi
hedef alıyorlar; vuruyorlar, öldürüyorlar ama başara-mıyorlar.
Hedeflerine ulaşamıyorlar.
Çünkü biz güçlüyüz.
Güçlüyüz çünkü, kim ne derse desin, genç ve
çalışkan, hırslı, dürüst bir halkın; potansiyeli ve kaynakları müthiş
bir ülkenin; laik bir devletin, dünyanın en güzel ülkelerinden birinin
evlatlarıyız.
Güçlüyüz çünkü “Atatürk’ün Cumhuriyeti”nin
çocuklarıyız.
Biz çağdaşlığı AB’den değil, Ata’mızdan
öğrendik!
AB ile dostluğumuz ve bütünleşmemiz bizim
kadar o tarafa da çok şeyler kazandıracak. Eğer bunu anlıyorlarsa,
gerçekten dostluk ve bütünleşme isteniyorsa, konuşalım, anlatalım,
anlaşalım, paylaşalım. Bütün çabalarımız bu yönde...
Ama kendi bünyelerinde bütünleşmeye gidenler,
bizi bölmeye kalkanları aralarından dışlamazlarsa ve bize “Kıbrıs
faturası” kesmek niyetinden vazgeçmez-lerse; bir yandan demokrasi
nutukları atarken, bir yandan en temel demokrasi kurallarını ve insan
haklarını hiçe sayarak Türkiye’ye saldıranlara göz yummayı
sürdürürlerse; terörizme karşı mücadelede hâlâ tavır değiştirmezlerse,
sonunda kaybeden, Türkiye’-nin de asırlardır parçası olduğu “Avrupa”
olacak.
İşte, sevgili AB’li dostlarımıza bunları
anlatmaya çalışıyoruz.
Gelecek ay, özel sayıda buluşalım...