Psikolog Ertuğrul Taş [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Tadım



Psikolog Ertuğrul Taş [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Tadım


ekonomik olarak eşlerine bağımlı kalıyor ama bu şahısların iş bulmada yakınlarına ve eşlerinin ailelerine bağımlılığı göze çarpıyor. 
     Bu bireylerin çok azı Fransızca'yı iyi konuşabiliyor. Büyük çoğunluk, zaman azlığı, maddi sorunlar, yapılan işin düzensizliği, kursların
uzaklığı gibi nedenlerden dolayı bu dili öğrenmekte güçlük çekiyor. Kadınlar, lisan öğrenme-ye erkeklerden daha fazla istekli gözüküyorlar. 
     Evlenme yoluyla gelen kadın ve erkeklerin farklı, ciddi boyutlu sorunlarla karşılaştıklarını gözlemliyoruz. Dergimizin geçen sayısında "ithal damatlar" konusuna ve onların sıkıntılarına yer verdik. "Hayal kırıklığı" ön plana çıkıyor. Da-matların sorunları konusunda tespitleriniz neler?
     Zannedersem esas sıkıntı bu insanlara "ithal damat" ya da "ithal gelin" diye hitap ettiğiniz andan itibaren başlıyor. Biz ne ithal ediyoruz? Kukla mı? Araç gereç mi? Buraya eşlerini takip edip gelen bu bireylerin her şeyden önce insan olduklarını unutmamalıyız. Onların da herkes gibi duyguları, düşünceleri, hayalleri ve projeleri var.  Kadın ya da erkek, göçü yaşayan bu insanlar ülkelerinden ayrılmadan önce kafalarında gi-decekleri ülkeyi canlandırmış, eşleriyle yaşayacakları mutluluğu hayal etmiş, geleceklerine iliş-kin büyük umutlar beslemiş ve buraya gelmişler. Ama içine girdikleri aile, yakın çevre, Türk ve Belçika toplumu ve kendi uyum yetenekleri gibi etkenler bu bireylerin başarı ve uyum sürecini etkiliyor. 
     Kadın erkek ayırımı yapmadan söylememiz gerekirse; Türkiye'den gelen bu kişiler her şeyden önce modern, gelişmiş, kalabalık ve temiz bir Avrupa ülkesi beklentisindeler. Belçika refaha ulaşmış, zenginliğin eşitçe paylaşıldığı, bütün toplumsal tabakaların alım gücüne sahip olduğu, eşitlik ve özgürlüğün, kadına saygının, kültürel hayatın zengin olduğu ve çocukların kaliteli bir eğitimden geçtiği bir ülkedir. Bu ülkede yaşayan Türkleri de eğitimli, zengin ve refaha ulaşmış in-sanlar olarak düşünüyorlar.
     Ne yazık ki bu grubun büyük çoğunluğu beklentilerini Belçika'da bulamadığını dile getiri-yor. Bu kişiler ilk önce işsizlik sorunundan etki-leniyorlar. Özellikle erkekler... Kısa zamanda düzenli bir iş bulmakta güçlük çekiyorlar. Bu da onların maddi sorunlar yaşamalarına neden olu-yor ve dolayısıyla, arzu ettikleri yüksek standartlara sahip hayata ulaşmalarına engel teşkil edi-yor. Çalışanlar ise iş şartlarının zorluğundan şikayet ediyorlar. Böylece kadın ve erkek hepsi, ilk hayal kırıklıklarını yaşıyorlar. Kısa süre sonra buranın başka bir dünya olduğunu, başka bir dil konuşulduğunu ve bu dünya ile iletişim kurma-nın çok zor olduğunu anlıyorlar. Dil sorunları, bu kişilerin hareket alanlarını aşırı derecede sınırlıyor, onların Belçika toplumuyla kaynaşma-larını engelliyor. 
     Geniş alanlara yayılmış şehirler, kırmızı tuğ-lalardan yapılmış rengi soluk evler, kirli caddeler ve sürekli yağan yağmur gibi etkenler, bu kişile-rin uyum sürecini zorlaştırıyor. Bu ülkede yaşa-yan insanların, ister Türk olsun, ister Belçikalı, bireysel davrandıklarını ve kendilerine karşı ye-terince ilgi göstermediklerini dile getiriyorlar. 
     Türkiye'ye dönmenin zor olduğunun bilindi-ği bir ortamda, bazen kısa süreli, bazen de kalıcı bir şaşkınlık yaşıyorlar, çevreye karşı tavır belirlemekte zorlanıyorlar. Ruhsal bütünlüklerini tehdit eden bir çözülme korkusu ortaya çıkıyor. Bu durum, büyük bir çoğunluk için zamanla or-tadan kalkmakla beraber, bazılarında uzun süre hakim oluyor ve hatta önemli ruhsal hasarlar bı-rakıyor.
     "Damat" olarak gelenler kadınlara oranla da-ha çok hayal kırıklığına uğruyor, aradıklarını bu-lamıyor ve daha çok acı çekiyorlar. Oysa bugü-ne kadar genel kanı, evlilikle gelen kadınların göçten daha fazla etkilendikleri yönündeydi. 
     Erkeklerin yaşadıkları sorunları anlamak için, bu ülkeye gelmeleri kesinleşince yaşamış oldukları duyguları incelememiz gerekiyor. Bun-lar, genel olarak "eşe kavuşma sevinci", "aileden, sevdiklerinden kopma ve uzaklara gitme korkusu" ve bunlara bağlı olarak "suçluluk duygusu" yaşıyorlar. Bu duygular ilk bakışta olağan gibi görünse de, çok çarpıcı olup iyi analiz edil-meli. Bu duygular, gelin gelen kadınların yaşa-dıklarıyla paralellik gösteriyor. Erkeklerin yaşa-dıkları "ayrılık kaygısının" normal olmadığının altını çizmek istiyorum. Geleneksel yapı içinde evine "gelin" getiren ve onun yeni aile çevresine uyum sürecinde yardımcı olan "erkek", bu du-rumda başka bir aile içine ve üstelik başka bir ülkeye gidiyor, yeni çevreye uyum sürecinde yardıma ihtiyacı olan kişi durumuna düşüyor. Üstelik büyük çoğunluk, kısa sürede bağımsız hareket edebilir, kendi işini kendi görür hale gelemiyor. Gerek resmi kurum ve kuruluşlarla ilgili işlerinde, gerekse iş aramada eşlerine ve onların ailelerine bağımlı kalıyor. Bu durum, Türk toplumunda ve ailesinde gördüğümüz "karizmatik Türk erkeği" imajını zedeliyor. 
     Bu bireyler, Belçika'ya daha önceden yerleş-miş hemşehrilerinin kendilerini kolayca kabul et-mediklerini, hatta küçük gördüklerini dile getiri-yorlar. Bazen kendilerine selam verilmediğini bi-le söyleyenler var. Kendilerini zavallı, aç, para için evlenmiş insanlar olarak gören kişilerin varlığından yakınıyorlar. Buradaki bazı Türklerin her şeyi bildiklerini zannettiklerini ve bu kişile-rin kendilerini de bir "hiç" olarak gördüklerini di-le getiriyorlar.
     Bu örnekler, bu kişilerin yaşadıkları "aşağı-lanmışlık" duygularının önemini gösteriyor. Bun-ların bazıları yüksek eğitim görmüş, kalifiye kişi-ler olsalar da, rolleri ve itibarları Türk toplumunda en düşük düzeye inmiştir. Üstelik  diğerleri-ne, yani eş ve yakın çevreye olan bağımlılık, aşağılık durumunu pekiştiriyor ve bu bireyleri, sosyal ve psikolojik açıdan zayıf düşürüyor.   
     Bu kişilerin dışlanmışlık düzeyi gerçekte ne olursa olsun, Türk toplumu tarafından kendileri-nin "değersiz", "aşağılanmış", "sığıntı" olarak gö-rüldüğüne ilişkin "algıları", yaşanan acının psiko-lojik boyutunun ciddiyetini gösteriyor.
     Gelinlerin sorunları neler?
     Bu bayanlar, buraya gelmeden önce, evlilikte yaşanan olağan duygulara ek olarak, tanıma-dıkları başka bir ülkeye gidecek olmanın verdiği endişeleri yaşıyorlar. Gelinen aile ve çevre bu endişelerin kısa sürede aşılmasında ya da kalıcı olmasında etkili oluyor. Bu bayanlar, eşlerinin ailelerinin kendilerinden "saygı", "sadıklık", "na-musluluk", "söz dinlerlik" beklediklerini dile geti-riyorlar. Çoğunlukla bu beklentilere olumlu yanıt vermeye çalışıyorlar. Bazıları bunun hiç de kolay olmadığını anlatıp, "kaynana ve kayınpederle olan çatışmaları" dile getiriyor. Bazen kendileri-nin arzuları, beklentileri, eğitim seviyeleri dikka-te alınmadan, sadece hizmet beklenildiğini söy-leyenler de var. Bazıları burada yetişen genç ku-şak kızların, görümcelerin, akraba ve komşula-rın kendilerini küçük gördüklerinin, bazen de dışladıklarının altını çiziyorlar. Türkiye'den evli-likle gelen bayanlar içinde çok eğitimli olanlar da bulunuyor. Bu kadınların büyük çoğunluğu, çeşitli sorunlar olmasına rağmen, çevreleriyle olumlu ilişkiler kurabildiklerini dile getiriyorlar. 
     Diğer önemli bir konu da, bu kadınların aile, yakın çevre ve Türk toplumu dışında, düzenli ve sürekli ilişkiler kuramamalarıdır. Özellikle yalnız dışarı çıktıklarında yaşadıkları "sürekli ürkekliğin" de altını çizmek isterim.
     Türkiye'den gelen gelin ve damatlar, sadece Belçika'ya değil, bu ülkede yaşayan Türklere de uyum sağlamakta zorluk çektiklerini anlatıyorlar.
     Kültür, görgü, değer farklılığı gibi unsurların önemi nedir?
     Göç alanında bir araya gelen iki dünyanın varlığından söz edebiliriz. Bunu anlamak için de geriye dönüp göç sürecini incelememiz gereki-yor. Belçika Türkleri bu ülkede 40 yıllık bir geç-mişe sahipler. Bu süreçte, buraya taşınmış değerler, Türkiye'ye gidiş gelişler ve medya ile sürekli beslenmiş olsalar da, zamanla içinde yaşanan ülkenin değerleri ile etkileşime girmiş, değişime uğramış ve yeniden şekillenmiş. Bence Türk göçmenlerdeki bu kültürel değişim ve ge-lişme, Türkiye'deki gelişim ve değişim süreciyle paralellik gösterememiştir. Yani buradaki insanların gelenek, görenek ve değerlerinde, yaşam tarzlarında farklılaşmalar olmuştur.   
     Türkiye'den evlilikle gelen bireyler, sürekli gelişen, dinamik bir süreç ve çevrede yaşamış, eğitim görmüşlerdir. Türkiye'nin cumhuriyetle başlayan ve son yıllarda hızlanan baş döndürücü gelişim ve değişim sürecini unutmayalım. Bu sü-recin içinde yaşayan kişilerle, bundan uzaklaş-mış Türkiye asıllı göçmenlerin etkilenme düzeyleri farklılık gösterecektir. Farklılaşmış bu iki dünya, bu göç zaman ve mekânında bir araya gelmektedir. Bu da karşılıklı uyum için belirli bir zaman gerektiriyor. 
     Bir de, Türkiye'nin farklı yörelerinden gel-miş, farklı değerlere sahip Türk göçmenler Bel-çika'da aynı mahalle veya site gibi dar alanlarda bir arada yaşıyorlar. Böyle bir ortama yeni gelen birinin şaşkınlıklar yaşaması olasılığı çok büyüktür. Ankete katılanlar arasında, zihniyet farklılıklarından söz edenler var. Yurtdışında uzun süre yaşayan insanların zamanla Türkiye'ye karşı ya-bancılaşmış olduklarının altını çiziyorlar. Bu du-rumun zaman zaman evliliklere de yansıdığını, eşler arasında uyum ve iletişim sorunları doğurduğunu gözlemliyoruz. 
     Örnek vermek gerekirse; geleneksel toplum yapımızda "kızını gelin gönderen" aile, burada göçle oluşan süreçle birlikte, "kızına damat geti-rir" konuma gelmiştir. Bu çok önemli yapısal bir değişiklik. Türkiye'de çok nadir görülen "iç gü-veyi" evliliklerini andırıyor. Burada şunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Türkiye'den bir erkekle yapılan evlilikler şekil olarak "iç güveyi" evliliklerine benzemekle beraber bununla genel ola-rak alakası yoktur. Göçle doğmuş yeni bir evlilik biçimi söz konusudur ve bundan ne aileler, ne de bu evliliği yaşayan bireyler aşağılık duygusu duymamalılar.      Yaptığınız araştırmadan hangi sonuçlar çıkarıyor, topluma ve ailelere neler öneriyorsunuz?     Bu ülkeye eşlerini takiben gelen bireylerin oldukça ağır ve zor bir göç süreci yaşadıklarının altını çizmek istiyorum. Bu süreçte aile ve yakın çevrenin rolü çok önemli olup, bu kişilerin Türk ve Belçika toplumuna uyumlarını etkileyebiliyor.
    Bu bireylerin bu ülkeye gelişlerini takiben hızla iş bulup üretken duruma geçmelerinde aile ve yakın çevrenin desteğinin önemi ön plana çıkıyor. Buna rağmen bu kişiler Türk toplumunun diğer fertleri ile, özellikle uzun süredir bu-raya yerleşmiş olanlarla düzenli ilişkiler kurmakta zorlanıyorlar. Reddedilmişlik ve değersizlik duyguları yaşıyorlar. Aynı zamanda, Türk toplu-mu dışında, içinde yaşadığı ülke insanlarıyla dü-zenli ilişkiler kurmakta da zorlanıyorlar.     Bu araştırmanın, yaşanılan psikolojik zorlukları anlamamız açısından önemli olduğuna inanı-yorum. Yaşanılan sorunlar bu kişilerin günlük yaşamlarını devam ettirmelerini tamamen engel-lemiyor. Büyük çoğunluk  için normal yaşam süreci devam ediyor.      Önerilere gelince; eş, aile ve toplum olarak bu bireyleri her şeyden önce insan olarak görelim. Onları aşağılayıcı davranışlardan ve sözlerden kaçınalım. Bu kişilerin aşağılanması ya da dışlanması, onlarla evli olan, burada büyümüş kişileri de olumsuz etkiliyor. Evliliklerinin ve eşle-rinin kalitesini sorgular duruma düşenler oluyor. Bu durum, evlenme yaşına gelmiş genç kişilerin de evlilikten korkmalarına neden olabiliyor.Gerek bu evliliği yapanlar, gerekse aileler, bu tür evliliklerin belirli zorlukları olduğunun ve bir uyum süreci gerektirdiğinin bilincinde olmalılar. Anne babalar, evlilik sürecinde seçilecek kişi ile çocuklarının ömür boyu yaşayacaklarını unutmamalılar. Çocuklarının seçimine saygı duymalılar. Türkiye'den biriyle yapılacak evliliği fazla yüceltmemeliler. Bu tür evlilikleri överken, farkında olmadan, burada yetişen kendi çocuklarımızı kırmakta, bazen aşağılamaktayız. Anne babalar, özellikle Türkiye'den gelen gelinlerde aranılan "namus", "saygı", "iş bilirlik" gibi özellikleri över-ken, sanki buradaki kızlarının bu tür özelliklere sahip olmadıkları gibi yanlış bir mesajı da bera-berinde verebilmektedirler.
     Evlenen genç çiftlerin kısa sürede kendi ev-lerine taşınmalarına izin verilmeli. Ancak bu şe-kilde kişiliklerini kazanacaklardır.     Evlilikle buraya gelen kişiler, bundan sonra bu ülkede kalıcı olduklarının farkında olmalılar. Dil öğrenmeye ve bu ülkeyi tanımaya zaman ayırmalılar. Türk toplumunun bu memlekette geçirdiği zamana ve göç deneyimine saygı duymalı, bundan faydalanmalılar. Bu ülkeye ve bu insanlara uyum süreci birkaç yıl alabilir. Bunu sabırla ve bilinçli olarak geçirmeleri lazım. Uyumsuzluğu önlemenin en iyi yolu dialogdur. Çevreleriyle iletişim kurmaktan çekinmemeliler. Zorluklarla karşılaştıklarında bunu içlerine atmamalılar. Uzun süre bastırılmış acılar ve duygular, çeşitli ruhsal ve bedensel sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu ülkede, ihtiyacı olan insanlara yardım amacıyla oluşturulmuş kuruluşlar var. Dil öğrenme, iş, hukuki ve psikolojik sorunlar, kadın hakları ile ilgili konularda bu tür kurumlara başvurmaktan çekinmemeliler.       Başarılı bir uyum süreci için, başta evlilik aracılığıyla Türkiye'den gelenler olmak üzere, Türk toplumunun bütün bireyleri ve Belçika'nın konuyla ilgili kurum ve kuruluşları işbirliği içinde çalışmalılar.      Belçika'da yetişen bireylerin evliliğe ve özellikle Türkiye'den biriyle yapılan evliliklere bakış açıları, bundan sonraki çalışma konum olacak. İsteyenlerin bu ankete katılarak çalışmaya katkıda bulunabileceklerini hatırlatmak isterim. (Mail: tasertugrul@belgacom.net
Gsm: 0486/95 24 36)