ekonomik
olarak eşlerine bağımlı kalıyor ama bu şahısların iş bulmada
yakınlarına ve eşlerinin ailelerine bağımlılığı göze çarpıyor.
Bu bireylerin çok azı Fransızca'yı iyi
konuşabiliyor. Büyük çoğunluk, zaman azlığı, maddi sorunlar, yapılan
işin düzensizliği, kursların
uzaklığı gibi nedenlerden dolayı bu dili öğrenmekte güçlük çekiyor.
Kadınlar, lisan öğrenme-ye erkeklerden daha fazla istekli
gözüküyorlar.
Evlenme yoluyla gelen kadın ve erkeklerin
farklı, ciddi boyutlu sorunlarla karşılaştıklarını gözlemliyoruz.
Dergimizin geçen sayısında "ithal damatlar" konusuna ve onların
sıkıntılarına yer verdik. "Hayal kırıklığı" ön plana çıkıyor.
Da-matların sorunları konusunda tespitleriniz neler?
Zannedersem esas sıkıntı bu insanlara "ithal
damat" ya da "ithal gelin" diye hitap ettiğiniz andan itibaren
başlıyor. Biz ne ithal ediyoruz? Kukla mı? Araç gereç mi? Buraya
eşlerini takip edip gelen bu bireylerin her şeyden önce insan
olduklarını unutmamalıyız. Onların da herkes gibi duyguları,
düşünceleri, hayalleri ve projeleri var. Kadın ya da erkek, göçü
yaşayan bu insanlar ülkelerinden ayrılmadan önce kafalarında
gi-decekleri ülkeyi canlandırmış, eşleriyle yaşayacakları mutluluğu
hayal etmiş, geleceklerine iliş-kin büyük umutlar beslemiş ve buraya
gelmişler. Ama içine girdikleri aile, yakın çevre, Türk ve Belçika
toplumu ve kendi uyum yetenekleri gibi etkenler bu bireylerin başarı ve
uyum sürecini etkiliyor.
Kadın erkek ayırımı yapmadan söylememiz
gerekirse; Türkiye'den gelen bu kişiler her şeyden önce modern,
gelişmiş, kalabalık ve temiz bir Avrupa ülkesi beklentisindeler.
Belçika refaha ulaşmış, zenginliğin eşitçe paylaşıldığı, bütün
toplumsal tabakaların alım gücüne sahip olduğu, eşitlik ve özgürlüğün,
kadına saygının, kültürel hayatın zengin olduğu ve çocukların kaliteli
bir eğitimden geçtiği bir ülkedir. Bu ülkede yaşayan Türkleri de
eğitimli, zengin ve refaha ulaşmış in-sanlar olarak düşünüyorlar.
Ne yazık ki bu grubun büyük çoğunluğu
beklentilerini Belçika'da bulamadığını dile getiri-yor. Bu kişiler ilk
önce işsizlik sorunundan etki-leniyorlar. Özellikle erkekler... Kısa
zamanda düzenli bir iş bulmakta güçlük çekiyorlar. Bu da onların maddi
sorunlar yaşamalarına neden olu-yor ve dolayısıyla, arzu ettikleri
yüksek standartlara sahip hayata ulaşmalarına engel teşkil edi-yor.
Çalışanlar ise iş şartlarının zorluğundan şikayet ediyorlar. Böylece
kadın ve erkek hepsi, ilk hayal kırıklıklarını yaşıyorlar. Kısa süre
sonra buranın başka bir dünya olduğunu, başka bir dil konuşulduğunu ve
bu dünya ile iletişim kurma-nın çok zor olduğunu anlıyorlar. Dil
sorunları, bu kişilerin hareket alanlarını aşırı derecede sınırlıyor,
onların Belçika toplumuyla kaynaşma-larını engelliyor.
Geniş alanlara yayılmış şehirler, kırmızı
tuğ-lalardan yapılmış rengi soluk evler, kirli caddeler ve sürekli
yağan yağmur gibi etkenler, bu kişile-rin uyum sürecini zorlaştırıyor.
Bu ülkede yaşa-yan insanların, ister Türk olsun, ister Belçikalı,
bireysel davrandıklarını ve kendilerine karşı ye-terince ilgi
göstermediklerini dile getiriyorlar.
Türkiye'ye dönmenin zor olduğunun bilindi-ği
bir ortamda, bazen kısa süreli, bazen de kalıcı bir şaşkınlık
yaşıyorlar, çevreye karşı tavır belirlemekte zorlanıyorlar. Ruhsal
bütünlüklerini tehdit eden bir çözülme korkusu ortaya çıkıyor. Bu
durum, büyük bir çoğunluk için zamanla or-tadan kalkmakla beraber,
bazılarında uzun süre hakim oluyor ve hatta önemli ruhsal hasarlar
bı-rakıyor.
"Damat" olarak gelenler kadınlara oranla da-ha
çok hayal kırıklığına uğruyor, aradıklarını bu-lamıyor ve daha çok acı
çekiyorlar. Oysa bugü-ne kadar genel kanı, evlilikle gelen kadınların
göçten daha fazla etkilendikleri yönündeydi.
Erkeklerin yaşadıkları sorunları anlamak için,
bu ülkeye gelmeleri kesinleşince yaşamış oldukları duyguları
incelememiz gerekiyor. Bun-lar, genel olarak "eşe kavuşma sevinci",
"aileden, sevdiklerinden kopma ve uzaklara gitme korkusu" ve bunlara
bağlı olarak "suçluluk duygusu" yaşıyorlar. Bu duygular ilk bakışta
olağan gibi görünse de, çok çarpıcı olup iyi analiz edil-meli. Bu
duygular, gelin gelen kadınların yaşa-dıklarıyla paralellik gösteriyor.
Erkeklerin yaşa-dıkları "ayrılık kaygısının" normal olmadığının altını
çizmek istiyorum. Geleneksel yapı içinde evine "gelin" getiren ve onun
yeni aile çevresine uyum sürecinde yardımcı olan "erkek", bu du-rumda
başka bir aile içine ve üstelik başka bir ülkeye gidiyor, yeni çevreye
uyum sürecinde yardıma ihtiyacı olan kişi durumuna düşüyor. Üstelik
büyük çoğunluk, kısa sürede bağımsız hareket edebilir, kendi işini
kendi görür hale gelemiyor. Gerek resmi kurum ve kuruluşlarla ilgili
işlerinde, gerekse iş aramada eşlerine ve onların ailelerine bağımlı
kalıyor. Bu durum, Türk toplumunda ve ailesinde gördüğümüz "karizmatik
Türk erkeği" imajını zedeliyor.
Bu bireyler, Belçika'ya daha önceden
yerleş-miş hemşehrilerinin kendilerini kolayca kabul et-mediklerini,
hatta küçük gördüklerini dile getiri-yorlar. Bazen kendilerine selam
verilmediğini bi-le söyleyenler var. Kendilerini zavallı, aç, para için
evlenmiş insanlar olarak gören kişilerin varlığından yakınıyorlar.
Buradaki bazı Türklerin her şeyi bildiklerini zannettiklerini ve bu
kişile-rin kendilerini de bir "hiç" olarak gördüklerini di-le
getiriyorlar.
Bu örnekler, bu kişilerin yaşadıkları
"aşağı-lanmışlık" duygularının önemini gösteriyor. Bun-ların bazıları
yüksek eğitim görmüş, kalifiye kişi-ler olsalar da, rolleri ve
itibarları Türk toplumunda en düşük düzeye inmiştir. Üstelik
diğerleri-ne, yani eş ve yakın çevreye olan bağımlılık, aşağılık
durumunu pekiştiriyor ve bu bireyleri, sosyal ve psikolojik açıdan
zayıf düşürüyor.
Bu kişilerin dışlanmışlık düzeyi gerçekte ne
olursa olsun, Türk toplumu tarafından kendileri-nin "değersiz",
"aşağılanmış", "sığıntı" olarak gö-rüldüğüne ilişkin "algıları",
yaşanan acının psiko-lojik boyutunun ciddiyetini gösteriyor.
Gelinlerin sorunları neler?
Bu bayanlar, buraya gelmeden önce, evlilikte
yaşanan olağan duygulara ek olarak, tanıma-dıkları başka bir ülkeye
gidecek olmanın verdiği endişeleri yaşıyorlar. Gelinen aile ve çevre bu
endişelerin kısa sürede aşılmasında ya da kalıcı olmasında etkili
oluyor. Bu bayanlar, eşlerinin ailelerinin kendilerinden "saygı",
"sadıklık", "na-musluluk", "söz dinlerlik" beklediklerini dile
geti-riyorlar. Çoğunlukla bu beklentilere olumlu yanıt vermeye
çalışıyorlar. Bazıları bunun hiç de kolay olmadığını anlatıp, "kaynana
ve kayınpederle olan çatışmaları" dile getiriyor. Bazen kendileri-nin
arzuları, beklentileri, eğitim seviyeleri dikka-te alınmadan, sadece
hizmet beklenildiğini söy-leyenler de var. Bazıları burada yetişen genç
ku-şak kızların, görümcelerin, akraba ve komşula-rın kendilerini küçük
gördüklerinin, bazen de dışladıklarının altını çiziyorlar. Türkiye'den
evli-likle gelen bayanlar içinde çok eğitimli olanlar da bulunuyor. Bu
kadınların büyük çoğunluğu, çeşitli sorunlar olmasına rağmen,
çevreleriyle olumlu ilişkiler kurabildiklerini dile getiriyorlar.
Diğer önemli bir konu da, bu kadınların aile,
yakın çevre ve Türk toplumu dışında, düzenli ve sürekli ilişkiler
kuramamalarıdır. Özellikle yalnız dışarı çıktıklarında yaşadıkları
"sürekli ürkekliğin" de altını çizmek isterim.
Türkiye'den gelen gelin ve damatlar, sadece
Belçika'ya değil, bu ülkede yaşayan Türklere de uyum sağlamakta zorluk
çektiklerini anlatıyorlar.
Kültür, görgü, değer farklılığı gibi
unsurların önemi nedir?
Göç alanında bir araya gelen iki dünyanın
varlığından söz edebiliriz. Bunu anlamak için de geriye dönüp göç
sürecini incelememiz gereki-yor. Belçika Türkleri bu ülkede 40 yıllık
bir geç-mişe sahipler. Bu süreçte, buraya taşınmış değerler, Türkiye'ye
gidiş gelişler ve medya ile sürekli beslenmiş olsalar da, zamanla
içinde yaşanan ülkenin değerleri ile etkileşime girmiş, değişime
uğramış ve yeniden şekillenmiş. Bence Türk göçmenlerdeki bu kültürel
değişim ve ge-lişme, Türkiye'deki gelişim ve değişim süreciyle
paralellik gösterememiştir. Yani buradaki insanların gelenek, görenek
ve değerlerinde, yaşam tarzlarında farklılaşmalar
olmuştur.
Türkiye'den evlilikle gelen bireyler, sürekli
gelişen, dinamik bir süreç ve çevrede yaşamış, eğitim görmüşlerdir.
Türkiye'nin cumhuriyetle başlayan ve son yıllarda hızlanan baş
döndürücü gelişim ve değişim sürecini unutmayalım. Bu sü-recin içinde
yaşayan kişilerle, bundan uzaklaş-mış Türkiye asıllı göçmenlerin
etkilenme düzeyleri farklılık gösterecektir. Farklılaşmış bu iki dünya,
bu göç zaman ve mekânında bir araya gelmektedir. Bu da karşılıklı uyum
için belirli bir zaman gerektiriyor.
Bir de, Türkiye'nin farklı yörelerinden
gel-miş, farklı değerlere sahip Türk göçmenler Bel-çika'da aynı mahalle
veya site gibi dar alanlarda bir arada yaşıyorlar. Böyle bir ortama
yeni gelen birinin şaşkınlıklar yaşaması olasılığı çok büyüktür. Ankete
katılanlar arasında, zihniyet farklılıklarından söz edenler var.
Yurtdışında uzun süre yaşayan insanların zamanla Türkiye'ye karşı
ya-bancılaşmış olduklarının altını çiziyorlar. Bu du-rumun zaman zaman
evliliklere de yansıdığını, eşler arasında uyum ve iletişim sorunları
doğurduğunu gözlemliyoruz.
Örnek vermek gerekirse; geleneksel toplum
yapımızda "kızını gelin gönderen" aile, burada göçle oluşan süreçle
birlikte, "kızına damat geti-rir" konuma gelmiştir. Bu çok önemli
yapısal bir değişiklik. Türkiye'de çok nadir görülen "iç gü-veyi"
evliliklerini andırıyor. Burada şunun altını ısrarla çizmek istiyorum.
Türkiye'den bir erkekle yapılan evlilikler şekil olarak "iç güveyi"
evliliklerine benzemekle beraber bununla genel ola-rak alakası yoktur.
Göçle doğmuş yeni bir evlilik biçimi söz konusudur ve bundan ne
aileler, ne de bu evliliği yaşayan bireyler aşağılık duygusu
duymamalılar. Yaptığınız araştırmadan hangi
sonuçlar çıkarıyor, topluma ve ailelere neler
öneriyorsunuz? Bu ülkeye eşlerini takiben gelen
bireylerin oldukça ağır ve zor bir göç süreci yaşadıklarının altını
çizmek istiyorum. Bu süreçte aile ve yakın çevrenin rolü çok önemli
olup, bu kişilerin Türk ve Belçika toplumuna uyumlarını
etkileyebiliyor.
Bu bireylerin bu ülkeye gelişlerini takiben hızla iş
bulup üretken duruma geçmelerinde aile ve yakın çevrenin desteğinin
önemi ön plana çıkıyor. Buna rağmen bu kişiler Türk toplumunun diğer
fertleri ile, özellikle uzun süredir bu-raya yerleşmiş olanlarla
düzenli ilişkiler kurmakta zorlanıyorlar. Reddedilmişlik ve değersizlik
duyguları yaşıyorlar. Aynı zamanda, Türk toplu-mu dışında, içinde
yaşadığı ülke insanlarıyla dü-zenli ilişkiler kurmakta da
zorlanıyorlar. Bu araştırmanın, yaşanılan
psikolojik zorlukları anlamamız açısından önemli olduğuna inanı-yorum.
Yaşanılan sorunlar bu kişilerin günlük yaşamlarını devam ettirmelerini
tamamen engel-lemiyor. Büyük çoğunluk için normal yaşam süreci
devam ediyor. Önerilere gelince; eş, aile ve
toplum olarak bu bireyleri her şeyden önce insan olarak görelim. Onları
aşağılayıcı davranışlardan ve sözlerden kaçınalım. Bu kişilerin
aşağılanması ya da dışlanması, onlarla evli olan, burada büyümüş
kişileri de olumsuz etkiliyor. Evliliklerinin ve eşle-rinin kalitesini
sorgular duruma düşenler oluyor. Bu durum, evlenme yaşına gelmiş genç
kişilerin de evlilikten korkmalarına neden olabiliyor.Gerek bu evliliği
yapanlar, gerekse aileler, bu tür evliliklerin belirli zorlukları
olduğunun ve bir uyum süreci gerektirdiğinin bilincinde olmalılar. Anne
babalar, evlilik sürecinde seçilecek kişi ile çocuklarının ömür boyu
yaşayacaklarını unutmamalılar. Çocuklarının seçimine saygı duymalılar.
Türkiye'den biriyle yapılacak evliliği fazla yüceltmemeliler. Bu tür
evlilikleri överken, farkında olmadan, burada yetişen kendi
çocuklarımızı kırmakta, bazen aşağılamaktayız. Anne babalar, özellikle
Türkiye'den gelen gelinlerde aranılan "namus", "saygı", "iş bilirlik"
gibi özellikleri över-ken, sanki buradaki kızlarının bu tür özelliklere
sahip olmadıkları gibi yanlış bir mesajı da bera-berinde
verebilmektedirler.
Evlenen genç çiftlerin kısa sürede kendi
ev-lerine taşınmalarına izin verilmeli. Ancak bu şe-kilde kişiliklerini
kazanacaklardır. Evlilikle buraya gelen
kişiler, bundan sonra bu ülkede kalıcı olduklarının farkında olmalılar.
Dil öğrenmeye ve bu ülkeyi tanımaya zaman ayırmalılar. Türk toplumunun
bu memlekette geçirdiği zamana ve göç deneyimine saygı duymalı, bundan
faydalanmalılar. Bu ülkeye ve bu insanlara uyum süreci birkaç yıl
alabilir. Bunu sabırla ve bilinçli olarak geçirmeleri lazım.
Uyumsuzluğu önlemenin en iyi yolu dialogdur. Çevreleriyle iletişim
kurmaktan çekinmemeliler. Zorluklarla karşılaştıklarında bunu içlerine
atmamalılar. Uzun süre bastırılmış acılar ve duygular, çeşitli ruhsal
ve bedensel sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu ülkede,
ihtiyacı olan insanlara yardım amacıyla oluşturulmuş kuruluşlar var.
Dil öğrenme, iş, hukuki ve psikolojik sorunlar, kadın hakları ile
ilgili konularda bu tür kurumlara başvurmaktan çekinmemeliler.
Başarılı bir uyum süreci için, başta evlilik
aracılığıyla Türkiye'den gelenler olmak üzere, Türk toplumunun bütün
bireyleri ve Belçika'nın konuyla ilgili kurum ve kuruluşları işbirliği
içinde çalışmalılar. Belçika'da yetişen
bireylerin evliliğe ve özellikle Türkiye'den biriyle yapılan
evliliklere bakış açıları, bundan sonraki çalışma konum olacak.
İsteyenlerin bu ankete katılarak çalışmaya katkıda bulunabileceklerini
hatırlatmak isterim. (Mail: tasertugrul@belgacom.net
Gsm: 0486/95 24 36)