Psikolog Ertuğrul Taş [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Psikolog Ertuğrul Taş



Psikolog Ertuğrul Taş [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Psikolog Ertuğrul Taş


ekonomik olarak eşlerine bağımlı kalıyor ama bu şahısların iş bulmada yakınlarına ve eşlerinin ailelerine bağımlılığı göze çarpıyor. 
     Bu bireylerin çok azı Fransızca'yı iyi konuşabiliyor. Büyük çoğunluk, zaman azlığı, maddi sorunlar, yapılan işin düzensizliği, kursların
uzaklığı gibi nedenlerden dolayı bu dili öğrenmekte güçlük çekiyor. Kadınlar, lisan öğrenme-ye erkeklerden daha fazla istekli gözüküyorlar. 
     Evlenme yoluyla gelen kadın ve erkeklerin farklı, ciddi boyutlu sorunlarla karşılaştıklarını gözlemliyoruz. Dergimizin geçen sayısında "ithal damatlar" konusuna ve onların sıkıntılarına yer verdik. "Hayal kırıklığı" ön plana çıkıyor. Da-matların sorunları konusunda tespitleriniz neler?
     Zannedersem esas sıkıntı bu insanlara "ithal damat" ya da "ithal gelin" diye hitap ettiğiniz andan itibaren başlıyor. Biz ne ithal ediyoruz? Kukla mı? Araç gereç mi? Buraya eşlerini takip edip gelen bu bireylerin her şeyden önce insan olduklarını unutmamalıyız. Onların da herkes gibi duyguları, düşünceleri, hayalleri ve projeleri var.  Kadın ya da erkek, göçü yaşayan bu insanlar ülkelerinden ayrılmadan önce kafalarında gi-decekleri ülkeyi canlandırmış, eşleriyle yaşayacakları mutluluğu hayal etmiş, geleceklerine iliş-kin büyük umutlar beslemiş ve buraya gelmişler. Ama içine girdikleri aile, yakın çevre, Türk ve Belçika toplumu ve kendi uyum yetenekleri gibi etkenler bu bireylerin başarı ve uyum sürecini etkiliyor. 
     Kadın erkek ayırımı yapmadan söylememiz gerekirse; Türkiye'den gelen bu kişiler her şeyden önce modern, gelişmiş, kalabalık ve temiz bir Avrupa ülkesi beklentisindeler. Belçika refaha ulaşmış, zenginliğin eşitçe paylaşıldığı, bütün toplumsal tabakaların alım gücüne sahip olduğu, eşitlik ve özgürlüğün, kadına saygının, kültürel hayatın zengin olduğu ve çocukların kaliteli bir eğitimden geçtiği bir ülkedir. Bu ülkede yaşayan Türkleri de eğitimli, zengin ve refaha ulaşmış in-sanlar olarak düşünüyorlar.
     Ne yazık ki bu grubun büyük çoğunluğu beklentilerini Belçika'da bulamadığını dile getiri-yor. Bu kişiler ilk önce işsizlik sorunundan etki-leniyorlar. Özellikle erkekler... Kısa zamanda düzenli bir iş bulmakta güçlük çekiyorlar. Bu da onların maddi sorunlar yaşamalarına neden olu-yor ve dolayısıyla, arzu ettikleri yüksek standartlara sahip hayata ulaşmalarına engel teşkil edi-yor. Çalışanlar ise iş şartlarının zorluğundan şikayet ediyorlar. Böylece kadın ve erkek hepsi, ilk hayal kırıklıklarını yaşıyorlar. Kısa süre sonra buranın başka bir dünya olduğunu, başka bir dil konuşulduğunu ve bu dünya ile iletişim kurma-nın çok zor olduğunu anlıyorlar. Dil sorunları, bu kişilerin hareket alanlarını aşırı derecede sınırlıyor, onların Belçika toplumuyla kaynaşma-larını engelliyor. 
     Geniş alanlara yayılmış şehirler, kırmızı tuğ-lalardan yapılmış rengi soluk evler, kirli caddeler ve sürekli yağan yağmur gibi etkenler, bu kişile-rin uyum sürecini zorlaştırıyor. Bu ülkede yaşa-yan insanların, ister Türk olsun, ister Belçikalı, bireysel davrandıklarını ve kendilerine karşı ye-terince ilgi göstermediklerini dile getiriyorlar. 
     Türkiye'ye dönmenin zor olduğunun bilindi-ği bir ortamda, bazen kısa süreli, bazen de kalıcı bir şaşkınlık yaşıyorlar, çevreye karşı tavır belirlemekte zorlanıyorlar. Ruhsal bütünlüklerini tehdit eden bir çözülme korkusu ortaya çıkıyor. Bu durum, büyük bir çoğunluk için zamanla or-tadan kalkmakla beraber, bazılarında uzun süre hakim oluyor ve hatta önemli ruhsal hasarlar bı-rakıyor.
     "Damat" olarak gelenler kadınlara oranla da-ha çok hayal kırıklığına uğruyor, aradıklarını bu-lamıyor ve daha çok acı çekiyorlar. Oysa bugü-ne kadar genel kanı, evlilikle gelen kadınların göçten daha fazla etkilendikleri yönündeydi. 
     Erkeklerin yaşadıkları sorunları anlamak için, bu ülkeye gelmeleri kesinleşince yaşamış oldukları duyguları incelememiz gerekiyor. Bun-lar, genel olarak "eşe kavuşma sevinci", "aileden, sevdiklerinden kopma ve uzaklara gitme korkusu" ve bunlara bağlı olarak "suçluluk duygusu" yaşıyorlar. Bu duygular ilk bakışta olağan gibi görünse de, çok çarpıcı olup iyi analiz edil-meli. Bu duygular, gelin gelen kadınların yaşa-dıklarıyla paralellik gösteriyor. Erkeklerin yaşa-dıkları "ayrılık kaygısının" normal olmadığının altını çizmek istiyorum. Geleneksel yapı içinde evine "gelin" getiren ve onun yeni aile çevresine uyum sürecinde yardımcı olan "erkek", bu du-rumda başka bir aile içine ve üstelik başka bir ülkeye gidiyor, yeni çevreye uyum sürecinde yardıma ihtiyacı olan kişi durumuna düşüyor. Üstelik büyük çoğunluk, kısa sürede bağımsız hareket edebilir, kendi işini kendi görür hale gelemiyor. Gerek resmi kurum ve kuruluşlarla