[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]

Prof. Ahmet Taner Kışlalı     Yarın tam tamına 59 yıl olacak Atatürk aramızdan ayrılalı.     20. yüzyılda her toplumdan önemli insanlar çıktı.... Kahramanlar, devrimciler, devlet adamları... Çoğu çoktan unutuldu. Kimisi halkı tarafından bacağından asıldı. Kimisi halkına ve insanlığa yaptıklarının bedelini intihar ederek ödedi. Kimisinin adı yollardan, alanlardan, kentlerden silindi. Kimisinin heykelleri yerlerde sürüklendi.     Ama Atatürk hala kafalarda ve yüreklerde. Yarım yüzyıl sonra sanki yeniden doğuyor.     Orta Asya'dan Kafkaslar'a, Atatürk'ü incelemek üzere araştırma merkezleri kuruluyor. Başında bir Bulgar profesörün bulunduğu Balkan Bilimler Derneği, Atatürk'ü yüzyılın en önemli kişisi ilan ediyor. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı, birçok konuşmasında Atatürk'e hayranlığını dile getiriyor. ABD'nin bayan Dışişleri Bakanı, dünya büyüklerinin önünde kadın haklarından söz ederken, Atatürk'ün düşüncelerini anlatıyor.     Geçen yıl 10 Kasım'da Anıtkabir'in yollarını taşıran bir milyon insan...     Birkaç ay önce Hipodrom'da Ata'sına bağlılığını haykıran beş yüz bin genç...
    29 Ekim'de sokaklara dökülüp marşlar söyleyen, eğlenen yüzbinler...     Ve yüz binleri TV'leri başında izlerken heyecanlanan, gözyaşı döken milyonlar... Atatürk'ün hâlâ toplumun yüzde 84'ünden büyük sevgi ve saygı gördüğünü ortaya koyan kamuoyu yoklamaları...     Acaba niçin Atatürk yeniden güncelleşti? Niçin yeniden doğdu?
    Bunun dört nedeni var.     Birincisi... Dünyanın son yıllarda yaşadığı değişimler onu haklı çıkardı. Sovyetler Birliği yıkılırken, Yugoslavya kan gölüne dönerken; evrensel ve kalıcı değerleri yakalamış olan devrimcinin Atatürk olduğu görüldü.     İkincisi... Batı'da yüzyıllar boyu kan ve gözyaşı ile elde edilmiş hakları ve özgürlükleri Atatürk'ün devrimi bu topluma zahmetsizce kazandırmıştı. Çabasız elde edilenlerin değeri, ancak onları yitirme tehlikesi ortaya çıkınca anlaşıldı.     Üçüncüsü... Çözülme, parçalanma kuşkusu içine giren toplumlar, varlıklarını koruma içgüdüsü içinde, etrafında birleşecekleri ortak değer ararlar. Toplumumuz da bu gereksinme içinde Atatürk'ü yeniden keşfetti.     Dördüncüsü... Atatürk'e yönelik saldırılar öylesine haksızlaştı ve çirkinleşti ki, yarattığı tepkilerin boyutları da aynı ölçüde büyük oldu. Doğruya yapılan saldırı, doğru ile eğrinin bilincine varılmasını kolaylaştırdı.
    Ve Atatürk... belki kendi yaşamında bile olmadığı kadar güçlendi. q q q  Atatürk niçin eskimedi?     "Cumhuriyetçilik" ilkesi, demokrasi ile özdeşleşti. Hem de katılımcı, sivil toplumcu bir demokrasiyle... Atatürk devrim için demokrasiyi ertelemedi. Hatta Kurtuluş Savaşı'nı bile demokrasiyle yürütmeye çaba gösterdi... Ve baskı rejimlerinin yıkılması, demokrasi ve uygarlık rüzgarlarının dünyada yeniden esmesi, Atatürk'ün haklılığının yeni bir kanıtı oldu.     Atatürk aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir "biz" duygusu yaratılmadan çağdaşlaşılamayacağının bilincindeydi. Ama "Ulusçuluk" ilkesini ne ırk ne de din temeline değil, kültür ortaklığı üzerine oturtmuştu... Bosna-Hersek'de yaşanan insanlık trajedisi, Atatürk'ün haklılığının son kanıtını oluşturdu.     Laikliği kabul etmemiş olan İslam ülkelerinin, bilimin ve teknolojinin gelişmesine katkısı sıfır düzeyinde. Bütün Arap ülkelerinin bilim ve teknolojinin gelişmesine katkısı küçücük İsrail'in yüzde 4'ü kadar. Oysa bir zamanlar tam tersiydi. Son yıllar demokrasi ve özgürlük rüzgarlarından tek etkilenmemiş olan ülkeler, laiklik dışı, kimisi de şeriatçı olan İslam ülkeleri oldu... Ve Atatürk' ün "Laiklik" ilkesinin önemi bir kez daha somutlaştı.     Atatürk'te "Halkçılık", sosyal adaletçilik demekti. Emeğin hak ettiğini alması, toplumda ayrıcalıklı kesimlerin yaratılmaması demekti... Türkiye dünya gelir dağılımı en bozuk on ülke arasına girdi. Toplumsal barış bozuldu... Ve Atatürk'ün bir ilkesi daha vazgeçilmez oldu.
    Atatürk için devlet, geri kalmışlıktan kurtulmanın ve toplumsal adaleti sağlamanın aracıydı. "Devletçilik" anlayışı özel kesimi dışlamıyor, tersine esas alıyordu. Ama toplum yararının gerektirdiği her yerde devleti görevli kılıyordu... Sadece Güneydoğu'da yaşananlar bile, bölgenin toplumsal ekonomik yapısının değişmesi için devletin etkin katkısının kaçınılmazlığını gösterdi... Atatürk'ün devletçiliği bir kenara itilerek, bölgesel ve sınıflar arası dengesizliklerin giderilemeyeceğini gözler önüne serdi.     Ve Atatürk eskimedi... Çünkü onun "Devrimcilik" anlayışı, sadece eski kurumların değiştirilmesini öngörmüyordu. Sürekli değişen bir dünyada, sürekli olarak en ileri çözümlerin yaşama geçirilmesini de öngörüyordu.
    İlkelerden sapmayarak, aklın ve bilimin ışığında, "en ileri çözümler"in bulunmasını ve yaşama geçirilmesini...     Yarın 10 Kasım.     Yarın Atatürk aramızdan ayrılalı tam tamına 59 yıl
olacak. Niçin hâlâ güncel, niçin hâlâ dipdiri ve eskisinden daha güçlü olduğu üzerinde bir kez daha düşünmenin tam zamanı!
                Cumhuriyet, 9 Kasım 1997