Prof.
Ahmet Taner Kışlalı Yarın tam tamına 59 yıl olacak
Atatürk aramızdan ayrılalı. 20. yüzyılda her
toplumdan önemli insanlar çıktı.... Kahramanlar, devrimciler, devlet
adamları... Çoğu çoktan unutuldu. Kimisi halkı tarafından bacağından
asıldı. Kimisi halkına ve insanlığa yaptıklarının bedelini intihar
ederek ödedi. Kimisinin adı yollardan, alanlardan, kentlerden silindi.
Kimisinin heykelleri yerlerde sürüklendi. Ama
Atatürk hala kafalarda ve yüreklerde. Yarım yüzyıl sonra sanki yeniden
doğuyor. Orta Asya'dan Kafkaslar'a, Atatürk'ü
incelemek üzere araştırma merkezleri kuruluyor. Başında bir Bulgar
profesörün bulunduğu Balkan Bilimler Derneği, Atatürk'ü yüzyılın en
önemli kişisi ilan ediyor. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı, birçok
konuşmasında Atatürk'e hayranlığını dile getiriyor. ABD'nin bayan
Dışişleri Bakanı, dünya büyüklerinin önünde kadın haklarından söz
ederken, Atatürk'ün düşüncelerini anlatıyor. Geçen
yıl 10 Kasım'da Anıtkabir'in yollarını taşıran bir milyon insan...
Birkaç ay önce Hipodrom'da Ata'sına bağlılığını
haykıran beş yüz bin genç...
29 Ekim'de sokaklara dökülüp marşlar söyleyen,
eğlenen yüzbinler... Ve yüz binleri TV'leri başında
izlerken heyecanlanan, gözyaşı döken milyonlar... Atatürk'ün hâlâ
toplumun yüzde 84'ünden büyük sevgi ve saygı gördüğünü ortaya koyan
kamuoyu yoklamaları... Acaba niçin Atatürk yeniden
güncelleşti? Niçin yeniden doğdu?
Bunun dört nedeni var.
Birincisi... Dünyanın son yıllarda yaşadığı değişimler onu haklı
çıkardı. Sovyetler Birliği yıkılırken, Yugoslavya kan gölüne dönerken;
evrensel ve kalıcı değerleri yakalamış olan devrimcinin Atatürk olduğu
görüldü. İkincisi... Batı'da yüzyıllar boyu kan ve
gözyaşı ile elde edilmiş hakları ve özgürlükleri Atatürk'ün devrimi bu
topluma zahmetsizce kazandırmıştı. Çabasız elde edilenlerin değeri,
ancak onları yitirme tehlikesi ortaya çıkınca anlaşıldı.
Üçüncüsü... Çözülme, parçalanma kuşkusu içine giren
toplumlar, varlıklarını koruma içgüdüsü içinde, etrafında
birleşecekleri ortak değer ararlar. Toplumumuz da bu gereksinme içinde
Atatürk'ü yeniden keşfetti. Dördüncüsü... Atatürk'e
yönelik saldırılar öylesine haksızlaştı ve çirkinleşti ki, yarattığı
tepkilerin boyutları da aynı ölçüde büyük oldu. Doğruya yapılan
saldırı, doğru ile eğrinin bilincine varılmasını kolaylaştırdı.
Ve Atatürk... belki kendi yaşamında bile olmadığı
kadar güçlendi. q q q Atatürk niçin eskimedi?
"Cumhuriyetçilik" ilkesi, demokrasi ile özdeşleşti. Hem de katılımcı,
sivil toplumcu bir demokrasiyle... Atatürk devrim için demokrasiyi
ertelemedi. Hatta Kurtuluş Savaşı'nı bile demokrasiyle yürütmeye çaba
gösterdi... Ve baskı rejimlerinin yıkılması, demokrasi ve uygarlık
rüzgarlarının dünyada yeniden esmesi, Atatürk'ün haklılığının yeni bir
kanıtı oldu. Atatürk aynı topraklar üzerinde yaşayan
insanlar arasında bir "biz" duygusu yaratılmadan
çağdaşlaşılamayacağının bilincindeydi. Ama "Ulusçuluk" ilkesini ne ırk
ne de din temeline değil, kültür ortaklığı üzerine oturtmuştu...
Bosna-Hersek'de yaşanan insanlık trajedisi, Atatürk'ün haklılığının son
kanıtını oluşturdu. Laikliği kabul etmemiş olan
İslam ülkelerinin, bilimin ve teknolojinin gelişmesine katkısı sıfır
düzeyinde. Bütün Arap ülkelerinin bilim ve teknolojinin gelişmesine
katkısı küçücük İsrail'in yüzde 4'ü kadar. Oysa bir zamanlar tam
tersiydi. Son yıllar demokrasi ve özgürlük rüzgarlarından tek
etkilenmemiş olan ülkeler, laiklik dışı, kimisi de şeriatçı olan İslam
ülkeleri oldu... Ve Atatürk' ün "Laiklik" ilkesinin önemi bir kez daha
somutlaştı. Atatürk'te "Halkçılık", sosyal
adaletçilik demekti. Emeğin hak ettiğini alması, toplumda ayrıcalıklı
kesimlerin yaratılmaması demekti... Türkiye dünya gelir dağılımı en
bozuk on ülke arasına girdi. Toplumsal barış bozuldu... Ve Atatürk'ün
bir ilkesi daha vazgeçilmez oldu.
Atatürk için devlet, geri kalmışlıktan kurtulmanın
ve toplumsal adaleti sağlamanın aracıydı. "Devletçilik" anlayışı özel
kesimi dışlamıyor, tersine esas alıyordu. Ama toplum yararının
gerektirdiği her yerde devleti görevli kılıyordu... Sadece Güneydoğu'da
yaşananlar bile, bölgenin toplumsal ekonomik yapısının değişmesi için
devletin etkin katkısının kaçınılmazlığını gösterdi... Atatürk'ün
devletçiliği bir kenara itilerek, bölgesel ve sınıflar arası
dengesizliklerin giderilemeyeceğini gözler önüne serdi.
Ve Atatürk eskimedi... Çünkü onun "Devrimcilik"
anlayışı, sadece eski kurumların değiştirilmesini öngörmüyordu. Sürekli
değişen bir dünyada, sürekli olarak en ileri çözümlerin yaşama
geçirilmesini de öngörüyordu.
İlkelerden sapmayarak, aklın ve bilimin ışığında,
"en ileri çözümler"in bulunmasını ve yaşama geçirilmesini...
Yarın 10 Kasım. Yarın Atatürk
aramızdan ayrılalı tam tamına 59 yıl
olacak. Niçin hâlâ güncel, niçin hâlâ dipdiri ve eskisinden daha güçlü
olduğu üzerinde bir kez daha düşünmenin tam zamanı!
Cumhuriyet, 9 Kasım 1997