[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]


[ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ]

Sıtkı Uluç        Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Günter Verheugen, “Anadolu” dergisinin özel sayısına verdiği demeçte, Türkiye ile AB arasında bir “aşk hikayesi” yaşandığı varsayımını kabullenerek konuşmuş.        Bu “aşk hikayesi”nde Türkiye’nin rolü, herhalde, kendisinden yıllardır istifade edilen, duygularıyla oynanan ama bir türlü evliliğe yanaşılmayan “uzatmalı sevgili”... AB ise her dediği yapılan, her istediğinde, evlilik umuduyla koynuna girilen “taşfırın erkek”...         Verheugen demiş ki: “Her aşk hikayesi duygusal olur ama bu işte dürüstlük, saydamlık, açık yüreklilik ve sorumluluk da olmalıdır... Bir yerde başka, bir yerde başka konuşmak olmaz.”         Aynen böyle demiş.          Bunları söyleyen “dürüst, açık yürekli, saydam ve sorumlu” erkek, aynı günlerde, Berlin’de yaptığı bir konuşmada, “Türkiye'nin AB üyesi olabileceğine inanmadığını, başka seçenekler üzerinde düşünülebileceğini” söylemişti ve Hürriyet gazetesi bunu yazmıştı. Verheugen, bu haberi önce bizzat ve şiddetle yalanladı. Hürriyet ses kayıtlarını internetten verince, “Berlin’deki özel bir toplantıydı” gibilerden bir açıklamayla geçiştirdiler.
        Berlin’deki özel bir evde, özel toplantı...        Özel evde farklı konuşuyorlar.        Brüksel genel ev...         Buradaki konuşmalar genel eve yakışan türden...        Genel evde aldatma var, suni tatmin var... Orada kimin elinin kimin neresinde olduğu belli değil; kimin kimle ne yaptığı bilinmez. Kural bu.        Genel ev yalan aşklar dünyası...        “Genelev” ile “genel ev” aynı şey değil elbette...        Birincisinde herkes ne istediğini biliyor hiç değilse... Parayı veren düdüğü çalıyor.    Genel evde ise paranızı çalıp sizi düdük yerine
koyuyorlar...q q q         “Taşfırın erkek” tatmin olsun diye güzel reformlar yapılıyor. Kürt asıllı Türk kardeşlere Kürtçe isimler verilebiliyor; eğitim, yayın hakları tanınıyor.
         Brüksel’den “siyasi orgazm” sesleri yükseliyor.         Ama “fantezilerin” sonu gelmiyor.         Şimdi, bazıları, “Türk alfabesinin değişmesini” istiyorlar! Q, W ve X harfleri eksikmiş! Bu konuda “şikayetler” geliyormuş.         Yüzbinlerce Türk’e, çok ihtiyaçları olduğu için, istemeye istemeye pasaport dağıtırken bu Türklerin isimlerini yazmaktan ve telaffuz etmekten aciz olan Batı Avrupalılardan, “Belçika vatandaşı” olarak, alfabelerine I, Ğ, Ş gibi harfleri eklemelerini mi istesek?         Benim adım “Sıtkı”, onlar “Sitki” diyor, öyle yazıyorlar. Çoğu zaman harflerin yerini karıştırıp t ile k’yı tersyüz ediyorlar. Bana öylesine hatalı bir pasaport vermişlerdi de zor değiştirttim.q q q         Avrupa Birliği’nde bazıları, “Türkiye’nin Kıbrıs’tan vazgeçmesini” istiyor... Ankara’nın Kıbrıs’taki garantörlük haklarını, bu konudaki uluslararası antlaşmaları görmezden geliyorlar!          Kıbrıs Rum kesimi 1 Mayıs’ta AB’ye tam üye olacakmış. Bu kesinmiş. Eğer Türkiye bu tarihe kadar Kıbrıs sorununu çözmezse, Rumlar artık veto hakkı elde edecekleri için, öyle bir güç kazanırlarmış ki, Ankara’nın işi pek zorlaşırmış.     Kıbrıs bir “önkoşul” değilmiş ama gerçekte, Kıbrıs çözülmezse Türkiye AB’ye giremezmiş.        Eeee? Soruyoruz: “Sorun çözülürse Türkiye’nin girişi, Rumların, Yunanlıların bunu engellemeyeceği garanti mi?”        Yanıt yok.        Zaten genel evde hiçbir soruya yanıt yok.      Türkiye’de var mı?       Başbakan Erdoğan Brüksel’deki basın toplantısında, “Türkiye’nin Kıbrıs stratejisi nedir? Çözümsüzlük halinde bir B planı var mı?” diye soran gazetecilere kızdı.       “Yeter artık, bana Kıbrıs’ı sormayın” dedi.
        Yanıt yok yani...         Erken öten horozu kestikleri doğru ama geç öten, hiç ötmeyen veya saçma sapan öten horoz ne işe yarar?    Hele böyle bir zamanda...
q q q        Kıbrıs’tan vazgeçmek, alfabe değiştirmek de yetmiyor. Taşfırın erkek yeni fanteziler üretiyor. Bazıları “Türkiye, Vatikan’dan onay almadan AB’ye giremez” diyor.
         AB Anayasası’na, “Hıristiyanlık kimliğini” kazıtmak için uğraşan Vatikan, Türkiye’ye onay verecek!.. Ölme eşşeğim ölme!..         O Vatikan ki, aids salgınının her yıl milyonlarca insanı öldürdüğünü bile bile, sevişen katoliklere prezarvatif kullanmalarını yasaklıyor!..          “Ne alakası var?” demeyin.           Zihniyet bu.            Ortaçağ’ın yobaz zihniyeti...
         “Leyla Zana serbest bırakılsın” diyorlar. İyi olur ama Türk yasalarını çiğnediği için mahkum olan kişiyi kahraman ilan edip Avrupa Parlamentosu’nda ödüllendirenler, yarın terörist Öcalan’a kucak açmayacakları sözü verebiliyorlar mı?         Onlar değil miydi onbinlerce insanımızın katili teröristi büyükelçiliklerinde koruyan, saklayan?
     Fantezilerin sonu yok.       Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni iç ve dış düşmanlara karşı korumakla Anayasa tarafından görevlendirilmiş Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zayıflatılması, itibar kaybetmesi için “aslanlar gibi” döğüşenler var. Amaç Türk savunmasını da zayıflatmak.       “Türk Devleti, temel felsefesi olan Kemalizm’den vazgeçmelidir” diyenler var.
       Taşfırın erkeğin fanteziler listesinden hiç düşmeyen sözde “Ermeni soykırımı”, “Kürt sorunu”, “Ege sorunu” yarın gündeme geldiğinde neler olacağı gün gibi aşikâr...
        Öldürtülen Prof. Ahmet Taner Kışlalı diyordu ki, “İlericilik bölmekten değil, bütünleşmekten geçer. Ama yeni dünya düzeninin bazı güçlüleri, kendileri bütünleşirken bizi bölmeye çalışıyorlar, bunu çıkarlarına uygun buluyorlar...”         Taşfırın erkek, özel evde gene farklı konuşuyor; genel evde “uzatmalı sevgilisi”ne biraz cilveyle, ama daha ziyade tehdit ve
tacizle yanaşarak yeni ve büyük “orgazmlara” hazırlanıyor.        Biz ne yapıyoruz?        AB’yi istiyoruz. AB’yi seviyoruz. AB ile evlenmekarzusunda “büyük bir aşk” yaşıyoruz.
        Herkes böyle söylüyor.        İyi...        “Yeter ki onursuz olmasın aşk...”        Ama “genel ev” çevresinde geçen 25 yıllık gazetecilik yaşamımda bundan daha onursuz bir aşk görmedim ben...