Sıtkı
Uluç Avrupa Birliği Komisyonu üyesi
Günter Verheugen, “Anadolu” dergisinin özel sayısına verdiği demeçte,
Türkiye ile AB arasında bir “aşk hikayesi” yaşandığı varsayımını
kabullenerek konuşmuş. Bu “aşk
hikayesi”nde Türkiye’nin rolü, herhalde, kendisinden yıllardır istifade
edilen, duygularıyla oynanan ama bir türlü evliliğe yanaşılmayan
“uzatmalı sevgili”... AB ise her dediği yapılan, her istediğinde,
evlilik umuduyla koynuna girilen “taşfırın
erkek”... Verheugen demiş
ki: “Her aşk hikayesi duygusal olur ama bu işte dürüstlük, saydamlık,
açık yüreklilik ve sorumluluk da olmalıdır... Bir yerde başka, bir
yerde başka konuşmak olmaz.”
Aynen böyle demiş.
Bunları söyleyen “dürüst, açık yürekli, saydam ve sorumlu” erkek, aynı
günlerde, Berlin’de yaptığı bir konuşmada, “Türkiye'nin AB üyesi
olabileceğine inanmadığını, başka seçenekler üzerinde
düşünülebileceğini” söylemişti ve Hürriyet gazetesi bunu yazmıştı.
Verheugen, bu haberi önce bizzat ve şiddetle yalanladı. Hürriyet ses
kayıtlarını internetten verince, “Berlin’deki özel bir toplantıydı”
gibilerden bir açıklamayla geçiştirdiler.
Berlin’deki özel bir evde, özel
toplantı... Özel evde farklı
konuşuyorlar. Brüksel genel ev...
Buradaki konuşmalar genel eve
yakışan türden... Genel evde
aldatma var, suni tatmin var... Orada kimin elinin kimin neresinde
olduğu belli değil; kimin kimle ne yaptığı bilinmez. Kural
bu. Genel ev yalan aşklar
dünyası... “Genelev” ile “genel
ev” aynı şey değil elbette...
Birincisinde herkes ne istediğini biliyor hiç değilse... Parayı veren
düdüğü çalıyor. Genel evde ise paranızı çalıp sizi
düdük yerine
koyuyorlar...q q q “Taşfırın
erkek” tatmin olsun diye güzel reformlar yapılıyor. Kürt asıllı Türk
kardeşlere Kürtçe isimler verilebiliyor; eğitim, yayın hakları
tanınıyor.
Brüksel’den “siyasi orgazm”
sesleri yükseliyor. Ama
“fantezilerin” sonu gelmiyor.
Şimdi, bazıları, “Türk alfabesinin değişmesini”
istiyorlar! Q, W ve X harfleri eksikmiş! Bu konuda “şikayetler”
geliyormuş. Yüzbinlerce
Türk’e, çok ihtiyaçları olduğu için, istemeye istemeye pasaport
dağıtırken bu Türklerin isimlerini yazmaktan ve telaffuz etmekten aciz
olan Batı Avrupalılardan, “Belçika vatandaşı” olarak, alfabelerine I,
Ğ, Ş gibi harfleri eklemelerini mi istesek?
Benim adım “Sıtkı”, onlar “Sitki” diyor, öyle
yazıyorlar. Çoğu zaman harflerin yerini karıştırıp t ile k’yı tersyüz
ediyorlar. Bana öylesine hatalı bir pasaport vermişlerdi de zor
değiştirttim.q q q Avrupa
Birliği’nde bazıları, “Türkiye’nin Kıbrıs’tan vazgeçmesini” istiyor...
Ankara’nın Kıbrıs’taki garantörlük haklarını, bu konudaki uluslararası
antlaşmaları görmezden geliyorlar!
Kıbrıs Rum kesimi 1 Mayıs’ta AB’ye tam üye
olacakmış. Bu kesinmiş. Eğer Türkiye bu tarihe kadar Kıbrıs sorununu
çözmezse, Rumlar artık veto hakkı elde edecekleri için, öyle bir güç
kazanırlarmış ki, Ankara’nın işi pek
zorlaşırmış. Kıbrıs bir “önkoşul” değilmiş ama
gerçekte, Kıbrıs çözülmezse Türkiye AB’ye giremezmiş.
Eeee? Soruyoruz: “Sorun çözülürse Türkiye’nin
girişi, Rumların, Yunanlıların bunu engellemeyeceği garanti
mi?” Yanıt yok.
Zaten genel evde hiçbir soruya yanıt yok.
Türkiye’de var mı?
Başbakan Erdoğan Brüksel’deki basın toplantısında, “Türkiye’nin Kıbrıs
stratejisi nedir? Çözümsüzlük halinde bir B planı var mı?” diye soran
gazetecilere kızdı. “Yeter artık, bana
Kıbrıs’ı sormayın” dedi.
Yanıt yok
yani... Erken öten horozu
kestikleri doğru ama geç öten, hiç ötmeyen veya saçma sapan öten horoz
ne işe yarar? Hele böyle bir zamanda...
q q q Kıbrıs’tan vazgeçmek, alfabe
değiştirmek de yetmiyor. Taşfırın erkek yeni fanteziler üretiyor.
Bazıları “Türkiye, Vatikan’dan onay almadan AB’ye giremez” diyor.
AB Anayasası’na,
“Hıristiyanlık kimliğini” kazıtmak için uğraşan Vatikan, Türkiye’ye
onay verecek!.. Ölme eşşeğim ölme!..
O Vatikan ki, aids salgınının her yıl milyonlarca
insanı öldürdüğünü bile bile, sevişen katoliklere prezarvatif
kullanmalarını yasaklıyor!..
“Ne alakası var?” demeyin.
Zihniyet bu.
Ortaçağ’ın yobaz
zihniyeti...
“Leyla Zana serbest
bırakılsın” diyorlar. İyi olur ama Türk yasalarını çiğnediği için
mahkum olan kişiyi kahraman ilan edip Avrupa Parlamentosu’nda
ödüllendirenler, yarın terörist Öcalan’a kucak açmayacakları sözü
verebiliyorlar mı? Onlar
değil miydi onbinlerce insanımızın katili teröristi büyükelçiliklerinde
koruyan, saklayan?
Fantezilerin sonu yok.
Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni iç ve dış düşmanlara
karşı korumakla Anayasa tarafından görevlendirilmiş Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin zayıflatılması, itibar kaybetmesi için “aslanlar gibi”
döğüşenler var. Amaç Türk savunmasını da zayıflatmak.
“Türk Devleti, temel felsefesi olan Kemalizm’den
vazgeçmelidir” diyenler var.
Taşfırın erkeğin fanteziler listesinden
hiç düşmeyen sözde “Ermeni soykırımı”, “Kürt sorunu”, “Ege sorunu”
yarın gündeme geldiğinde neler olacağı gün gibi aşikâr...
Öldürtülen Prof. Ahmet Taner
Kışlalı diyordu ki, “İlericilik bölmekten değil, bütünleşmekten geçer.
Ama yeni dünya düzeninin bazı güçlüleri, kendileri bütünleşirken bizi
bölmeye çalışıyorlar, bunu çıkarlarına uygun buluyorlar...”
Taşfırın erkek, özel evde gene
farklı konuşuyor; genel evde “uzatmalı sevgilisi”ne biraz cilveyle, ama
daha ziyade tehdit ve
tacizle yanaşarak yeni ve büyük “orgazmlara”
hazırlanıyor. Biz ne
yapıyoruz? AB’yi istiyoruz. AB’yi
seviyoruz. AB ile evlenmekarzusunda “büyük bir aşk” yaşıyoruz.
Herkes böyle
söylüyor. İyi...
“Yeter ki onursuz olmasın aşk...”
Ama “genel ev” çevresinde geçen 25 yıllık
gazetecilik yaşamımda bundan daha onursuz bir aşk görmedim ben...