[ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ]


[ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ]

TÜRKLERLE DE UYUM LAZIM     Hüseyin Öztürk 1972’de, Eski-şehir’de doğmuş. Meslek lisesi me-zunu. 1995 yılında Belçika'ya gel-miş. İstanbul'da güzel bir işi varmış, evlenip Belçika'ya gelmeden önce. Anlattıkları ve deneyimleri ilginç:      "Gerçi ben çok şanslıydım. Am-cam burada. Yengem ve amcam bana çok yardımcı oldular. Herşeyi hazır bir eve "gelin" gibi geldim. Beni hemen dil okuluna yazdırdılar ve sonrasında güzel işler buldum."     Öztürk, İstanbul'un canlı yaşa-mı, güzelliği ve iyi bir işi geride bı-rakıp Belçika'ya gelmenin şokunu başlangıçta hissetmiş. Beklentilerini bulamayışından dolayı kısa bir süre uyumsuzluk yaşamış. Aynı zamanda Belçika'daki Türkleri anlamakta zorluk çektiği de olmuş:     "8 yıldır buradayım. İlk sene çok zordu, başım sıkıştığında gidebileceğim amcam olmasına rağmen... Yalnızdım. Bizim gibi kocaman adamların ilk gelişinde elinden tutan olmasa, yolunu bulması, bir yerden sigara ve kahve dışında bir şey alması çok zor. Her yere eşini götürmek de zor. Yalnızlığınızı, ça-resizliğinizi, birilerine bağımlı oldu-ğunuzu hissetmek zor ve sıkıntılı bir şey. Ama bu şoku atlatırsanız dil okullarından meslek okullarına ka-dar bedava olan sistemler çok iyi."      Yeni bir ülkeye, yeni bir siste-me uyum sağlamak için çabalarken buradaki Türklerin yaşam biçimine, farklı bakış açılarına da uyum sağlamanın zorluğuna dikkat çeken Öz-türk, bu zorlukları ilk zamanlar eşiyle bile çok yaşadığını belirtiyor. Başlangıçta Türkiye'ye dönmek istediğini, zamanla baba da olunca   birçok şeyi anlamasa da kabullen-meye başladığını anlatıyor ve ekli-yor:     "İthal damat Belçika'ya gelip uyumsuzluk yaşadığı zaman yadırganıyor. Buldun da bunuyorsun ha-vası oluyor... Oysa buradaki Türk-ler Türkiye'ye tatile gittikleri zaman da uyumsuzluk sorunu yaşamaktan şikayetçi oluyorlar."    Çevresindekilerin zaman zaman "Keşke biz de ithal damat olarak gelseydik" diye takılmalarının, arka-sından "Damaaat" diye bağırmala-rının ne kadar rahatsız edici oldu-ğunu anlatan Öztürk, "Tamam, ben şanslıydım, anahtarı alıp, da-yalı döşeli eve girdim ama bir borç yükü altındaydım. Herkes benim kadar şanslı değil. Birçok arkadaşı-mın ne kadar sıkıntı yaşadığını, evliliklerinin bittiğini, bunalımlarda olduklarını görüyorum" diyor.     Öztürk'ün yeni damatlara öneri-si, alaycı takılmalara, bakışlara al-dırmadan doğru düzgün bir dil kursuna gidip, Türkiye'deki sigortalı çalışmışlıklarını buraya aktararak sosyal haklarına kavuşmaları ve meslek kurslarına gitmeleri. Bütün bunlardan sonra buraya uyum sağ-lamanın daha kolay olacağını belirtiyor.     Yozgatlı Şevket Özyürek 36 ya-şında. 1992'de Belçika'ya gelmeden önce 5 yıl ilkokul öğretmenliği yapmış:     "Eşimle evlenirken anlaşmıştık. Belçika'ya yerleşmeyecektik, o be-nim yanıma gelecekti ve nitekim öyle oldu. Görev yerim, Urfa'nın bir köyüydü. Eşimin yetişme tarzına, al-dığı kültüre çok farklı gelmişti. Çok zorlanıyordu, ağlı-yordu ve bir türlü uyum sağlayamıyordu. Birbirimizi sevi-yorduk, onun mutsuz oluşu benim fedakarlık yapmamı gerektirdi. Aldığımız kararla Belçika'ya yerleştik."      Her gelen da-mat gibi büyük bir bunalım devresi at-latan Özyürek, "Çok sevdiğim mesleğimi, arkadaşlarımı, ailemi bırakıp geldim. Bunlar beni çok et-kiledi. Mutsuzdum. Çok zordu" diyor. Belçika'ya gelirken beklentilerinin kendisi de pek bilincinde değilmiş ama daha modern bir yerde, daha çağdaş bir yaşam umudu varmış. Kafa-sına göre bir arkadaş, dost bulama-mış. Belçika'ya uyum sağlamaktan çok, buradaki Türklere uyum sağlaması sorun olmuş. İki buçuk yıl ara-lıksız dil öğrenmeye zaman ayırmış. Şimdi her işi kendisi çözüyor. Diplomasının denkliğini almak için bir buçuk yıl harcamış ama mesle-ğini yapamamanın sıkıntısı sürüyor. Şimdi kendisine bir iş kurmuş:     "Maddi yönden birçok şeye sa-hibiz ama buradaki yaşamımız bir "puzzle" gibi. Yaşamımdaki puzzle'dan birkaç parça eksik. Bu eksik parçalarla, "Ne iyi ettim de geldim, çok mutluyum" diyemiyorum. Sanı-yorum o eksik parçalar hiç tamamlanmayacak ve böyle devam edecek. Buna rağmen dönmeyi düşünmüyorum. Çünkü bunu deneyenlerden ve onların tecrübelerinden, yapamadıklarını anladım. Yeni bir maceraya gerek olmadığını düşünü-yorum."     İşte çok anlamlı sözler...     İthal damatların konuşmayanla-rı çok daha fazla. Bazıları sadece uyum sorunu değil, aile sorunları yaşıyorlar. İlkel görücü usulü ile ev-lendiklerine bin pişman olan mutsuzlar var. Gelin ailesi tarafından borca sokulanlar veya o aile ile ay-nı çatı altında yaşamak istemedikleri için sorun yaşayanlar var. Tabii, boşananlar, sonra Türkiye'ye dö-nenler veya Belçika'da kalanlar da var...     Gelin olsun, damat olsun, tanıyarak, severek, gönül bağıyla evlenenler, dayanışma içinde sorunları aşıyorlar. "Mantık evliliği" yapanların; tanışmadan, görücü usulüyle, baskıyla evlenenlerin; evliliği, "ma-tah bir şey zannedilen" Batı Avru-pa'ya girmenin bir yöntemi olarak görenlerin mutluluk şansları çok azalıyor. Çocuklarını evlendiren an-ne ve babaların bu gerçeği gözardı etmemeleri, evlenecek gençlerin de çağdışı bazı toplum ve aile baskıla-rına boyun eğmeden önce iyi düşünüp aileleriyle diyalog kurma çabasını göstermeleri gerekiyor. Kolay değil ama başka çare yok